Siyasetin en çok tartışılan konularının başında, çoğu zaman belediyeler gelir. Son dönemde bu eğilim iyice arttı. Belediyelerin birer yerel yönetim kurumu olarak en çok tartışıldığı ve eleştirildiği konular arasında, yolsuzluk, usulsüzlük ve adam kayırma konular yer almaktadır.

Belediyeler tanımı ve kurumsal amaçları açısından hem hizmet kurumudur hem de demokrasinin hayat kazanacağı yerlerdir. Merkezi hükümetlere göre yurttaş katılımına daha açık olan kurumlardır. Tabi bu teorik olarak böyle olmakla birlikte, belediyeler giderek demokrasi işlevini terk etmekte, “Tek Adam” yönetimlerine dönüşmektedirler.

Hem kentli yani yurttaş katılımı eksikliği hem de belediye yöneticilerinin demokrasiden uzak tutumları nedeniyle, belediyeler katılım değil, himaye kurumlarına dönüşmüştür.

Belediye başkanı ve yöneticilerinin demokrasiden anladığı şey, genellikle, seçim ile işbaşına gelme ile sınırlı, güdük bir demokrasi anlayışıdır. Seçmen beni seçti, beş yıl boyunca istediğimi yaparım tutumu, ne yazık ki parti ayrımı olmaksızın, en yaygın eğilimdir.

Örnek çok da, en güncel son iki örneği ele alalım.

Geçen günlerde Çeşme Belediye Meclisi, hem 6 adet arsanın satmak hem de 2,5 milyar değerindeki sahil arsasını, Alataş adlı belediye şirketine devretmek için karar almıştı. Bu toplantıda muhalif meclis üyeleri olarak MHP’li meclis üyeleri, çeşitli endişe ve itirazlarını dile getirdiler.

Piyasa değeri 2,5 milyar TL olan bu belediye arsasının şirkete devredilmesinin yanlış olacağını, böyle bir devirle kamuya dönük kullanılamayacağını ve rant üretmeye dönüşeceğini dile getirmeye çalıştılar.

Bu konuşmaları yaparken Meclisi yöneten Belediye Başkanı Lal Denizli, sık sık sözlerini keserek, sözlerini bitirmelerini istedi. Dolaşıma giren bu video kaydında, Belediye Başkanı, muhalif meclis üyelerine hitaben, “sizlere tahammül ediyorum” gibi sözler söylemekle yetinmeyip, genel siyaset üzerinden bir dayanak yaparak, “bırakın sizlerin tavsiyelerinizi dikkate almayı, sizlere söz hakkı vermem bile ödül” dedi.

Bu yerel siyasette ve basında yoğun bir şekilde eleştirildi ve CHP’li hiçbir yönetici de bu ifadelere sahip çıkamadı. Çıkmazdı da zaten.

Belediye meclis üyelerinin söz hakkı, Belediye Başkanının tasarrufunda değildir. Bu bir ödül değil, haktır. Yasal olarak haktır, demokrasi gereği haktır. Mecliste, söz verme hakkı/lütfu başkana ait olursa, orası meclis olmaz zaten.

Gelelim ikinci örneğe. Bu da, geçen gün Büyükşehir Belediye Meclisinde yaşanan olaydı. Kültürpark Platformundan bir grup yurttaş, Meclis toplantısı öncesinde, “Basmane Çukurunda Gökdelen İstemiyoruz” yazılı bir pankart açıp, burası kamunun malıdır, ticari alan olmasına izin vermeyeceğiz şeklinde görüşler dile getirmeye çalıştılar.

Bu ayrı bir yazı konusu. İzmir Barosunda yapılan basın açıklamasından da anladığımız kadarıyla, bu alanın özelleştirmesinin doğru olmadığı ve Belediyeye devri konusunda hukuki mücadelede mesafe alınmasına rağmen, imzalanan bu “Niyet Protokolü” anlaşılır bir şey değil.

Dikkatinizi çekti mi bilmem, bu protokol imzalama yetkisi konusunda Belediye Meclisinde mutabakat oluştu. Yani oy birliği ile desteklendi, bu arsanın yüzde yetmişinin özel şirketlere devri.

Diyelim ki, bu yurttaşların görüşleri yanlış, o zaman açıklama yaparsın. Oysa ne yaptılar? Aynen üniversite öğrencilerine ve kadın cinayetlerini protesto eden kadınlara yaptıkları gibi, pankartı zorla indirip, yurttaşları zabıta marifetiyle salondan çıkardılar. Sadece biber gazı yoktu sanırım.

Bazı meclis üyeleri başlarını öne eğip, adeta bu olayın bir an önce bitmesini ister gibiydiler. Utanma desem bu baş eğmeler için doğru olmaz. Çünkü yurttaşın söz hakkını engellemeye yönelik bu davranıştan utananlar, buyurun görüşlerinizi meclis üyeleri ile paylaşın diyebilirlerdi. Barışçı bir eylem. Şiddet yok, hakaret yok.

Belediye Meclisi, İzmir halkının temsil edildiği bir kurumdur. Yurttaşlar temsilcilerini seçerler ama beş yıl boyunca her türlü yetkiyi onlara terk etmezler. Yurttaşların görüşleri de meclis üyelerinin ki kadar önemlidir, demokrasi açısından.

Belediye Meclis toplantıları, yasal olarak yurttaşa açıktır. İsteyen kentli bu toplantıları izleme hakkına sahiptir. Siz Mecliste alınan karara itiraz eden yurttaşları, yaka paça dışarı atarsanız, Meclisin demokratik işlevini terk etmiş olursunuz. Kendi meşruiyetinizi de sakatlarsınız, demokratik hakları engelleyerek.

Yolsuzluk, usulsüzlük ve adam kayırma kurumlarına dönüşen belediyeler, giderek demokratik işlevinden de uzaklaşmaktadır. Ne yazık ki, parti ayrımı olmaksızın.