EGEDESONSÖZ- İzmir’in yıllardır tartışma konusu olan Basmane Çukuru’yla ilgili hukuk mücadelesi sürerken, Kültürpark Platformu’ndan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik dikkat çeken bir açıklama geldi. Platform, Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Basmane arazisiyle ilgili Belediye Başkanı Cemil Tugay’a verdiği ucu açık imza yetkisinin hukuka aykırı olduğunu savunarak, “Basmane Çukuru’nda yetki gaspına ve kent sömürüsüne geçit vermeyeceğiz” mesajı verdi.
Platform tarafından yapılan açıklamada, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 16 Ocak 2026 tarihinde içeriği ve doğuracağı mali-hukuki yükümlülükleri meclis üyelerince dahi bilinmeyen bir “nihai protokol” için Tugay’a tek başına imza yetkisi verdiğini vurguladı.
Kültürpark Platfomu tarafından yapılan açıklama şu şekilde;
“Basmane Çukuru’nda yetki gaspına ve kent sömürüsüne geçit vermeyeceğiz!
Basmane Çukuru’ndaki kamu arazisinin sermayeye peşkeş çekilmesine karşı yürüttüğümüz hukuk mücadelesinde çok kritik bir aşamaya gelindi.
İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi, 16 Ocak 2026 tarihinde, içeriği, getireceği mali ve hukuki yükümlülükleri meclis üyelerince dahi bilinmeyen bir “nihai protokol” için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’na tek başına ve ucu açık bir imza yetkisi vermiştir.
Bu yetki, meclisin kendi denetim ve karar hakkını devre dışı bırakmasıdır.
Bu hukuksuz yetki devrine karşı İzmir Barosu ile birlikte Mart 2026’da açtığımız yürütmeyi durdurma davası, İzmir 3. İdare Mahkemesi’nin 9 Eylül 2026 tarihli kararı ile reddedildi.
Mahkeme, bu aşamada “uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğurmayacağı ve hukuka açıkça aykırı olmadığı” şeklinde bir gerekçe kurmuştur.
Bu karar, protokolün hukuka uygun olduğu anlamına gelmemektedir. Bu sadece yürütmeyi durdurma talebinin reddidir. Esastan hukuki mücadelemiz devam etmektedir.
Mahkeme, kent hakkı ve mülkiyet boyutunu bu aşamada değerlendirmemiştir.
Belediyenin itirafı: “Çözüm modeli” adı altında teslimiyet!
Mahkemenin ret kararının hemen ertesi günü, 10 Eylül 2026’da İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan açıklama tam bir itirafname niteliğindedir.
Belediye; 30 yıllık sözleşme ilişkilerini, tapu kayıtlarını ve hukuki kısıtlamaları gerekçe göstererek, yargı süreçlerinin öngörülemez olduğunu iddia etmekte ve güya “belediyenin mevcut haklarını koruyan bir çözüm modeli” olarak bu gizli protokolü imzaladığını savunmuştur.
Belediye, kendi açtığı ve kazanmak üzere olduğu davalardan vazgeçerek tamamen kamunun olan bu alanı sermayeye ikram etme yolunu seçmiştir.
Adım adım örülen hukuksuzluk kronolojisi
30 yıldır sermayenin gözünün üzerinde olduğu Basmane arazisi üzerinde, halkın iradesi ve yargı kararları hiçe sayılarak son bir yılda sistematik bir süreç işletilmiştir:
• 28 Ekim 2024: Cemil Tugay, önceki dönemden kalan kamusal davaları sürdürmek yerine meclisten “takas” yetkisini oy birliği ile aldı.
• 6 Kasım 2025: Tugay, “takas” kararından çark ederek, TMSF’nin temsil ettiği yaklaşık 200 hak sahibi adına alanın yüzde 70’inde inşaat yapılmasını vaat etti.
• 24 Kasım 2025: Mevcut imar planındaki belirsiz yükseklik rejimi, 84 metre olarak tanımlanarak rantın önü açıldı.
• 27 Kasım 2025: Belediye yönetimine verdiğimiz dilekçeye, 7 Ocak 2026 tarihinde Genel Sekreter Yardımcısı İsmail Mutaf imzasıyla “söz konusu taşınmazla ilgili hukuki süreç devam etmektedir” yanıtı verildi. Haklıydılar. Çünkü bilirkişinin kamudan yana rapor verdiği bir hukuki süreç yürüyordu.
• 16 Ocak 2026: Kültürpark Platformu olarak topladığımız binlerce imzaya, demokratik kitle örgütlerinin ve meslek odalarının itirazlarına rağmen meclisten “niyet protokolü” ve ucu açık yetki kararı geçirildi.
• 13 Mart 2026: Niyet protokolüne karşı İzmir Barosu’nun hazırladığı dava dilekçesine müdahil olarak katıldık.
• 16 Haziran 2026: Bilirkişi raporunun kamudan yana geldiği ve karara bağlanması gereken tapu davası, bu protokol süreci tamamlanabilsin diye Kasım ayına ertelendi.
Belediyenin itirafı: “Çözüm modeli” adı altında teslimiyet!
• 9 Eylül 2026: Aşağıda detaylarını aktaracağımız şekilde protokol yetkisi davamız, “uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğurmayacağı ve hukuka açıkça aykırı olmadığı” gerekçeleriyle reddedildi.
• 10 Eylül 2026: İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan açıklama ise tam bir itirafnamedir. Belediye; 30 yıllık sözleşme ilişkilerini, tapu kayıtlarını ve hukuki kısıtlamaları gerekçe göstererek, yargı süreçlerinin öngörülemez olduğunu iddia etmekte ve güya “belediyenin mevcut haklarını koruyan bir çözüm modeli” olarak bu gizli protokolü imzaladığını savunmuştur.
Soruyoruz!
“Tam da 30 yıllık sorun hukuki yollarla çözüm noktasına gelmişken, alanın tamamının belediyeye kalmasına kesin gözüyle bakılırken, neden belediye alelacele bu hakkından vazgeçmektedir?”
Soruyoruz: Sır gibi sakladığınız, içeriğini meclis üyelerine dahi göstermediğiniz bir protokol ile kamunun hakları nasıl korunabilir?
Bu bir çözüm modeli değil; uyuşmazlığı bahane ederek sermayeye diz çökmektir!
Suç ortaklığını ifşa ediyoruz: Meclis kendi iradesini ipotek etmiştir!
Açılan davada da açıkça belirttik: İçeriği meclis üyelerinden gizlenen, mali ve hukuki külfetleri oylanmayan bir sözleşme için belediye başkanına önceden “açık çek” verilmesi idari bir skandaldır.
Sınırları ve kapsamı belirsiz, ucu açık yetki devri, meclisin denetim hakkını tamamen devre dışı bırakmıştır.
Dava dilekçemizde hukuken açıkça ifade ettiğimiz gibi:
1. Bu bir yetki gaspıdır!
Hiçbir belediye başkanı, meclisin görmediği bir metinle halkın tapulu arazisinde tek başına sulh olamaz, kamusal davalardan feragat edemez!
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca mülkiyet hakkını ve mali yapıyı doğrudan etkileyen sulh, ibra ve feragat kararları sadece meclis tarafından alınabilir.
Meclis, bu devredilemez yetkilerini başkana devrederek kendi varlığını inkâr etmiştir.
2. İmar kanunları çiğnenmiştir!
İmar planı yapma, değiştirme ve onaylama yetkisi 3194 sayılı İmar Kanunu uyarınca sadece ve sadece belediye meclisinindir.
Kamusal bir düzenleme yetkisi olan imar gücü, taraflar arasında imzalanacak özel nitelikli protokollerle pazarlık konusu yapılamaz!
Plan notu revizyonları protokolle taahhüt haline getirilemez!
Tamamı kamunun olacak arazinin yüzde 70’ini terk etmek kamu çıkarına ihanettir!
Davalı tarafın arkasına sığındığı “belirsizlik” iddiası tamamen asılsızdır.
Aksine, yıllar süren belirsizlik tam da belediye lehine çözülmek üzereyken bu kapalı kapı protokolü devreye sokulmuştur:
• İzmir 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde (Esas: 2020/65) görülen tapu iptal ve tescil davasında dosya karar aşamasına gelmiştir ve 21 Kasım’da karar duruşması vardır.
• Dava sürecinde alınan 3 ayrı bilirkişi raporunun tümü de tapuların tamamının belediyeye devri konusunda oy birliği ile mutabıktır.
Belediyenin kendi açtığı davayla yüzde 100’ü kamunun olabilecek bir arazi, bu protokolle yüzde 30’a razı olunarak yüzde 70 oranında terk edilmiş olmaktadır!
Davadan feragat edildiği anda belediye kendi eliyle devasa bir kamu zararı yaratacaktır.
Bilirkişi raporlarıyla tescillenmiş mutlak bir zaferin eşiğindeyken, davanın bitmesine günler kala bu protokolün imzalanması, amaç unsuru yönünden de hukuksuzdur.
Sermayenin değil, kentlinin temsilcisi olun!
Bölgenin altyapısının bu denli yoğun bir nüfusu ve yüksek yapılaşmayı kaldıramayacağı, trafiği tamamen felç edeceği 30 yıllık mahkeme kararlarıyla sabittir.
Şehircilik ilkelerini, planlama esaslarını ve imar mevzuatını hiçe sayarak İzmir’in merkezindeki milyarlarca liralık bu stratejik varlığı peşkeş çekemezsiniz!
Hukuki meşruiyeti olmayan bu teslimiyete karşı mücadelemizi büyüterek sürdüreceğiz.
Kültürpark Platformu olarak ilan ediyoruz:
30 yıldır her türlü ranta ve talana karşı gövdemizi siper ettiğimiz Basmane arazisini, meclis yetkilerini gasp edenlere ve onların sermaye ortaklarına teslim etmeyeceğiz!
Kamunun malı kamuda kalacak; kentsel haklarımızı ve İzmir’in geleceğini kapalı kapılar ardında satmanıza izin vermeyeceğiz!”




