EGEDESONSÖZ - Çiğli ve Foça belediye başkanlarının AK Parti’ye geçişlerinin ardından, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın da 7 Ekim’de AK Parti’ye geçerek rozet takacağı yönündeki iddialar kent gündemini hareketlendirdi. İddiaların ardından İzmir’de sendikalar, meslek odaları ve siyasi partiler eylem düzenledi.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla düzenlenen eyleme TMMOB, İzmir Barosu, KESK, DİSK ve İzmir Tabip Odası’nın yanı sıra çeşitli siyasi parti ve sivil toplum örgütleri de destek verdi.

Yürüyüşe YENİ Parti İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, YENİ Parti İzmir Milletvekilleri Ümit Özlale, Murat Bakan, Seda Kaya Ösen, Deniz Yücel, Ednan Arslan, Tuncay Özkan ve Yüksel Taşkın katıldı.

Alsancak’taki ÖSYM binası önünde başlayan eylemde, belediye başkanlarının parti değiştirmeleri ve Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçeceği yönündeki iddialara tepki gösterildi.

Yürüyüş sırasında güvenlik güçleri ile eylemciler arasında kısa süreli gerilim yaşanırken, polis gruba müdahalede bulundu.

Yapılan ortak açıklama ise şu şekilde:

SEÇMENİN İRADESİ PAZARLIK MASALARINDA DEĞİŞTİRİLEMEZ!

YENİ Parti'den fon krizi ile ilgili Ömer Çelik açıklaması: "Birlikte tatil yaptınız mı?"
YENİ Parti'den fon krizi ile ilgili Ömer Çelik açıklaması: "Birlikte tatil yaptınız mı?"
İçeriği Görüntüle

Türkiye, uzun süredir ağır bir siyasal, ekonomik ve toplumsal kriz içerisinde yaşıyor. Milyonlarca insan yoksullukla, işsizlikle, güvencesizlikle ve geleceksizlikle mücadele ediyor. Hukukun üstünlüğü ve demokratik hukuk devleti ilkeleri her geçen gün daha fazla aşındırılıyor. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartışmaları büyüyor. Temel hak ve özgürlükler üzerindeki baskılar ağırlaşıyor. Siyasal iktidarın toplum üzerindeki denetim ve tahakküm araçları genişliyor.

Böylesi bir dönemde demokrasiye, hukuka, seçmen iradesine ve demokratik teamüllere daha fazla sahip çıkılması gerekirken, şimdi de seçimlerde ortaya çıkan halk iradesinin seçim sonrasında siyasi transferlerle değiştirilmesine tanık oluyoruz.

Son günlerde farklı partilerden seçilmiş çok sayıda belediye başkanının AKP’ye geçmesi, tek tek kişilerin siyasi tercihleri üzerinden açıklanamayacak bir boyuta ulaşmıştır.

Bu belediye başkanları, seçildikleri partilerin adayı olarak mı seçilmişlerdir, yoksa kişisel isimleri üzerinden bağımsız bir siyasi yetki mi almışlardır?

Adayların belirlenmesinde parti örgütlerinin, parti yönetimlerinin ve siyasi mücadelelerin rolü vardır. Adaylar, seçildikleri partilerin kurumsal kimliğiyle yurttaşların karşısına çıkmıştır. Seçmen iradesi kişisel bir kariyer planının, siyasi pazarlığın veya iktidar değişiminden faydalanma hesabının parçası haline getirilemez.

Geçmişte Türkiye siyaseti milletvekili transferleriyle, parti değiştirmelerle, iktidar çoğunluğunu parlamento aritmetiği üzerinden değiştiren siyasi manevralarla defalarca karşı karşıya kaldı. Bu dönemlerin ortak sonucu, siyasete duyulan güvenin daha da zedelenmesi oldu. Parti değiştirmek, zaman içerisinde siyasi ilkelere dayalı bir tercih olmaktan çıkarılıp kişisel siyasi veya hukuki korumaya alınma hesaplarının aracı haline getirilmiştir. Türkiye'nin siyasal tarihinde bu yozlaşmanın bedelini toplum defalarca ödedi. Bugün aynı anlayışın yerel yönetimler üzerinden yeniden üretilmesine izin verilmemelidir.

Çiğli ve Foça ilçeleri bunun somut örneklerindendir. İlçelerde yıllardır oluşmuş siyasi temsil ilişkisi, örgütlü bir parti çalışması, seçim kampanyaları, aday belirleme süreçleri ve yurttaşların sandıkta verdiği oylarla şekillenmiştir. Bugün bu ilçelerin belediye başkanlarının seçimden sonra AKP'ye geçmesi, “kişisel siyasi tercih” denilerek geçiştirilemez. Çünkü mesele bir kişinin hangi partiye üye olduğu meselesinden ibaret değildir. Mesele, seçmenin verdiği oyun siyasi anlamının seçim sonrasında değiştirilmeye çalışılmasıdır.

Gelinen süreçte İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın da aynı partiye geçeceği iddialarının da bu temelde değerlendirilmesi ve seçmen iradesinin bir başka partiye transferi anlamına geldiğinin bilinmesi gerekir.

Dün bir partinin adayı olarak yurttaşların karşısına çıkan, o partinin siyasi kimliğiyle seçilen bir belediye başkanının bugün başka saflarda yer alması; seçmenin kendisine verdiği oyun hangi siyasi temsil üzerinden verildiği sorusunu gündeme getirmektedir.

Sandıkta kaybedilen belediyelerin, seçimden sonra belediye başkanlarının parti değiştirmesi yoluyla yeniden kazanılmaya çalışılması demokratik döngüyü anlamsızlaştırmaktadır. Merkezi iktidarın seçimde kaybettiği siyasi mevzileri, halkın yeniden oyuna başvurmadan siyasi transferlerle geri kazanması; sandığın siyasal sonuçlarını dolaylı biçimde değiştiren bir pratiğe dönüşmektedir. Tam da bu nedenle bugün yaşananları normalleştirmemek gerekir.

Değerli basın emekçileri,

“İstediği partiye geçer, sonuçta belediye başkanı yine aynı kişi, partinin ne önemi var?” diyerek geçiştirilemeyecek kadar önemli bir demokratik sorunla karşı karşıyayız.

Partinin, programın, aday gösterilme sürecinin, seçmenin önemi vardır. Çünkü seçmen tercihinin arkasında belirli politikalar bulunmaktadır.

Bu tablo, toplumun sindirilmesine yönelik daha geniş bir siyasal iklimin parçasıdır. İnsanların ekonomik olarak yoksullaştırıldığı, hukuken güvencesiz bırakıldığı, siyasal olarak baskı altında tutulduğu ve geleceğe ilişkin umutlarının zayıflatıldığı bir ortamda, en temel demokratik hakkın, yani kendi yöneticisini seçme hakkının da seçim sonrasında farklı mekanizmalarla aşındırılması kabul edilemez.

Bizler siyasetin bu biçimde yozlaştırılmasına itiraz ediyoruz. Siyasetin makam pazarlıklarına, siyasi transferlere ve kişisel ikbal hesaplarına teslim edilmesine itiraz ediyoruz. Seçmenin verdiği oyun seçimden sonra başka bir siyasi anlama dönüştürülmesine itiraz ediyoruz. Merkezi iktidarın yerel seçimlerde kaybettiği belediyeleri siyasi transferlerle yeniden kendi kontrol alanına dahil etme anlayışına itiraz ediyoruz.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri olarak; hukukun üstünlüğünü, demokratik siyaseti, yerel yönetimlerin halk tarafından belirlenmesi ilkesini ve seçmen iradesini savunmaya devam edeceğiz.

Bu ülkenin geleceğini siyasi transferlerin, makam pazarlıklarının ve tek merkezde toplanan iktidar anlayışının değil; halkın örgütlü gücünün, demokratik mücadelenin ve özgür iradenin belirlemesi için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Yoksulluğa, hukuksuzluğa, baskıya, geleceksizliğe ve siyasal tahakküme karşı halkın demokratik mücadelesi büyüdükçe; siyasetin gerçek sahibi olan toplum yeniden sözünü söyleyecektir.

Ve o söz, hiçbir siyasi transferle değiştirilemeyecektir.