İnternet gazeteciliğinin en güzel yanı interaktif oluşu… Yani okur 'önüne ne koyarsan' yemez. Sorar, sorgular, gerekirse de yorum yapar. Alo Fatih'lere yer yoktur.
Bu nedenle 'güven esaslı' iş yapmak, referans alınabilir gazetecilik yapmak istiyorsanız okura 'sadece okur' muamelesi yapmayacaksınız.
Çünkü bizim okurumuz sadece okumaz.
Önüne ne koyarsan okumaz. Yorum yapar, paylaşır, sosyal medyadan sizi bulur, gerekirse de hesap sorar. Ve en önemlisi de eksiklerinizi tamamlar.
CHP'de 20 ilçede risk var yazısına gelen 50'ye yakın 'yayınlanabilir yorum' arasında da bu katkıyı ziyadesiyle gördüm.
Mesela Foça'yı atladığımı…
Eski Başkan Serdar Mersin'in MHP'den küskün, kızgın Osman Mert'in DSP'den aday olduğu, Gökhan Demirağ'ın üçüncü dönem için vize istediği Foça'da da maç ortada…
Selçuk'ta MHP adayının da varlığını, Güzelbahçe'de işlerin sanıldığı gibi tıkırında gitmediğini, Bayraklı'da Hüseyin Aslan aşısının sanılanın aksine daha erken tuttuğunu… Pek çok veriyi sahadan aktaran okurlarımıza teşekkür ediyorum.
Değerli katkıları bizim için çok önemli. Yayınlanabilir olduğu sürece her türlü eleştiriye de açık olduğumu tekrar etmekte fayda görüyorum.
20 ilçede CHP için risk var başlığı bazı kesimlerde rahatsızlık yaratmış olabilir. Efendim 20 ilçede risk var derken anlatmaya çalıştığımız şudur. Bu ilçelerde 'Ki Foça'yı da eklediğimizde rakam 21'i buluyor' seçim çantada keklik değildir. Risk bazı ilçelerde düşüktür. Ama vardır. Bazı ilçelerde ise risk yüzde 50'yi de aşıyor.
Tabi ki bugünden baktığımızda tablo bu… Ama bu risk yine de yönetilebilir bir risktir.
Meydanları izliyoruz.
Liderlere bakıyoruz.
Ülkenin içinden geçtiği süreci yakından takip ediyoruz.
Ortada bir yerel seçim psikolojisinin olmadığına 30 Mart'ta belediye başkanlarını, meclis üyelerini ve de muhtarlarımızı seçecek olsak da gündemin bir türlü 'adaylara, projelere' gelmediğini müşahede ediyoruz. Başkanları seçmeye hazırlandığımız süreçte aslında liderlerin, partilerin kaderini tayin edeceğimizi biliyoruz.
Hiç kuşku yok ki 30 Mart Türk siyaseti için hayati sonuçlar doğuracak.
En başta Başbakan Erdoğan'ın siyaset yolculuğunun rotasını belirleyecek. Alınacak sonuç Erdoğan'ın 'Köşk'e mi-eve mi?' gideceğine ilişkin fikir verecek.
Tabi ki 'üçüncü dönem' şartını kaldırmazsa…
Cumhurbaşkanı Gül'ün durumunu, Kılıçdaroğlu'nun pozisyonunu, Bahçeli'nin kaderini de 30 Mart tayin edecek. Ve de çözüm süreci gibi adeta 'sırat köprüsünü' andıran meselenin nerede evirileceğini… 30 Mart'a böylesi bir anlam yüklenmişken bizim belediye başkan adaylarından, projelerinden, küskünlüklerden söz etmemiz kimilerine göre abesle iştigalden başka bir şey değil…
Ama kabul etmesi zor da olsa bir yerel seçim var 30 Mart'ta…
*
Böylesi bir ortamda CHP'nin 30'da 30 yapması da sürpriz olmaz, 10-15 ilçeyi kaybetmesi de. 20 gün sonra neyi konuşacağımızın garantisi var mı bu ülkede? Sandığa hangi kasetle, ses kaydıyla, yolsuzluk iddiasıyla gideceğimizin… Müdahale edilen hatta iğdiş edilen, dizayn edilen bir siyasi süreçte sandıkta hangi dümenlerin çevrileceğinin garantisi var mı?
Ankara'da 58 bin mükerrer oy bulunmuş. Herkes şikayet ediyor. Melih Gökçek de şikayetçi Mansur Yavaş da… İyi de mükerrer oyu kim düzenledi? Kim planladı?
Belli değil!
Şimdiden İzmir'de bir aracın içinde bilmem kaç tane sahte oy pusulası bulunduğuna ilişkin dedikodular yayılıyor. Falan karakolda işlem başlatıldı, filan plakalı aracın içinde oy bulundu vs.
Her açıdan dikkatli olunması gereken bir süreç… Türkiye'nin bir an önce huzura kavuşması adına, Türk siyasetindeki önemli aktörlerin kaderinin tayin edileceği ama aynı zamanda da başkanların, meclis üyelerinin ve de muhtarların seçileceği bir süreç.
Çok bilinmeyenli bir denklem…
Dedim ki 30 Ocak'taki yazımda…
Bu kadar gelişmenin ardından AK Parti'nin yüzde 30'a düşmesi benim için sürpriz olmaz. Kızılca kıyamet koptu Twitter'da... Meğerse yüzde 30 ne kadar küçük bir oranmış.
'Yüzde 30' diyoruz dostlar… Üç kişiden biri neredeyse… 12 yıllık yıpranmışlığın, orta yere dökülen tapelerin, kabul edilen ses kayıtlarının olduğu süreçte yüzde 30 bile çok büyük bir başarıdır. Nerede? Sağlıklı demokrasilerde…
Mesele AK Parti'nin yüzde 30'a düşmesi değil esasen. Belki millet bu durumu anlamlı bulabilir. Ama milletin aklında yüzde 30'un üzerine çıkacağına inandığı parti/lider yok.
Tıpkı 1989 seçimleri gibi… 'İktidara bir ders verelim' diyorlar belki. Ama bu dersi kimin üzerinden vereceğiz? İşte bütün sorun burada. Yerine konulacak alternatifte…
MHP'nin oy patlaması yapacağına inanıyorum.
Genel seçimde tabela partisine dönen bazı partilerin de 'DSP, BBP ve de Saadet gibi' ciddi kımıldanma emaresi göstereceğine inanıyorum.
Ekim ayında kararsız oranını yüzde 5'in altında gösteren anketler seçime 25 gün kala kararsızların yüzde 12-14 arasında değiştiğini söylüyor.
Bunun anlamı gayet basit…
Kafalar karışık. Çünkü iktidarda yorgun, yıpranmış… Ama muhalefette öyle…
Tencere dibin kara… Seninki benden kara hesabı…