Gerçek yürüyor; Yeni Dünya düzenine giden yolun taşları döşeniyor.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sürecinde ortaya çıkan BM ve NATO gibi kuruluşların varlık nedenlerinin ortadan kalktığına dair güçlü emareler var.

Endişeliyiz. Türkiye, Ortadoğu’da Gayya kuyusuna itiliyor. Güneydoğu sınırları, Doğu Akdeniz ve Ege Denizi ısınıyor. Türkiye-İran savaşı kışkırtılıyor.

Muhtemel İsrail-Türkiye savaşı bağlamında NATO’nun durumu çok kritik gündem.

Atatürk, Dünya Savaşı koşullarında başarılı olmuş, tarihe geçmiş bir devlet adamı. Ne tesadüf, iktidar çevrelerinde Atatürk’ü övmek trend oldu; “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi, yeni dönemde ülke siyasetine yön veriyor.

Öte yanda, Arap, Kürt kimliği geri planda tutulurken, NATO toplantısının duyurusu, Anıt Kabir fotoğrafı eşliğinde yapılıyor. Boğaz’da NATO’ya bağlı “deniz üssü” haberiyle yan yana gelince, fotoğraf daha anlamlı oluyor; Sıra Montrö’de.

Velhasıl, Irak-Suriye-İran-Türkiye hattında ortaya çıkan gelişmelerin Türkiye’de yansıması, “Yurtta sulh, cihanda sulh” bağlamında ne ifade ediyor, açıklanmalı.

Savaş rüzgarları Ortadoğu’yu kuşatıyor. Çünkü, yeni toplumun inşası için uluslararası sistemin bu savaşa veya savaş tehdidine ihtiyacı var.

Mesele şu; Irak, Suriye, İran, Türkiye hattında güçlü devlet istenmiyor. Etnisite ve din gruplarının yarı özerk veya ilerletilmiş yerelleşme koşullarında, güçsüz devletlerlevarlıklarını sürdürmeleri öngörülüyor.

Ne ki İran’da ortaya çıkan direncin dengeleri derinden etkileyeceği bir vakıa.

İran savaşıyla Türkiye’nin sınırlarına dayanan savaş tehdidi, ülke yönetiminin hızla Atatürk’e sarılmasına yol açtı. Bunugörmek gerekir.

Dünya’da ve yurtta barışı savunma fikri elbet de ayakta alkışlanır; Ne var ki bu ilkenin hayatta karşılık bulması için yapılacaklardır, belirleyici olan. İktidardakilerin ne söylediğine değil ne yaptığına bakmak gerek. “Arap-Kürt-Türk” federasyonu kurulması için start verildiğine dair emareler var. Dünya’da ve yurtta sulhun anahtarı olarak sanki federasyon fikri gündeme gelecek. Yanılıyor olmayı yürekten diliyorum.

Evet, insanlık aleminin barışa hiç olmadığı kadar ihtiyacı var. Fakat yeryüzüne hükmeden muktedirlerin bu aşamada öncelikli ihtiyacı, savaş. Nadir elementler, altın, para, enerji, ticaret yolları üzerinde kontrol kavgası, savaş gösterileriyle sürüyor. Dengeden çıkan sistemin artık yönetilemediği bir vakıa.

Ve tam da böyle bir zamanda, Devlet Bahçeli’nin Çin-Rusya hattında geliştirilecek ilişkiler için inisiyatif alması ayrıca üzerinde durulması gereken önemli gelişme... Uluslararası sistemde Türkiye’nin ufkunu açacak bu ilişkinin gelişmesi hayati önem taşıyor.

İşte, bu ahval ve şerait içinde; Türkiye’nin milli mutabakat arayışlarının yolunu, “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkesiyle açmaya yönelmesi kuvvetle muhtemeldir.

Milli mutabakat hükümetinin kurulması, federasyon fikrine karşı durabildiği ölçüde, dış müdahalelere karşı iç cepheyi güçlü kılacaktır.

Bitirirken son bir hatırlatma; Olağanüstü dönemin bütün emareleri ortaya çıkmış bulunuyor. Siyaset yapmanın koşulları değişti. Siyasi partilerin de bu gerçeği artık görmeleri gerekiyor.