Geçen hafta sonu Girit’teki sevgili bir dostumla yazışıyoruz. Laf dönüp dolaşıp hayat pahalılığına geldi. Bana “Yunanistan Avrupa’ya örnek oluyor. ‘Sepet’ Modeli Türkiye için bir çıkış yolu olabilir mi?” diye sordu…

Bizdeki durum malum: Ticaret Bakanlığı, sebze ve meyve ürünlerinde fahiş fiyat artışı yapanlara yönelik denetimlerini sürdürüyor. Bakanlık tarlada 7 lira olan biberin markette 200 liraya satılmasına ceza kesiyor. Ticaret Bakanlığı, özellikle sebze ve meyve ürünlerinde son dönemde yaşanan fiyat artışlarına ilişkin olarak, Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu’nun 3 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilen toplantısında, fahiş fiyat artışı yaptığı tespit edilen zincir marketler ile sebze-meyve toptan ticaretiyle iştigal eden 183 işletmeye toplam 96,6 milyon lira idari para cezası uygulamıştı.

Kurulun 7 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilen toplantısında ise, fahiş fiyat artışı yaptığı tespit edilen marketler ile sebze-meyve toptan ticaretiyle iştigal eden 60 işletmeye daha toplam 42,3 milyon lira idari para cezası uygulanmasına karar verilmişti.

Biz marketlerdeki fiyatlardan memnun değiliz ama arkadaşımın ifadesine göre Yunan ahali halinden “şimdilik” memnun görünüyormuş.

Bilmiyordum bu modeli araştırdım, öğrendim. Yunan Adalarına gittiğimizde marketleri gezmeden dönmek zaten olmaz. Orada hep dikkatimi çeken euro bazında da olsa marketlerin bizden ucuz olduğu yönündeydi.

Edindiğim bilgileri paylaşıyorum şimdi:Orta Doğu’da yükselen gerilim, özellikle ABD-İsrail ile İran arasında tırmanan kriz, küresel ekonomide yeni bir dalgalanmanın kapısını aralıyor. Enerji fiyatlarından lojistiğe, gübreden tarımsal üretime kadar uzanan zincir, doğrudan soframıza kadar geliyor. Türkiye’de ise bu zincir, çoğu zaman kırılıyor; ama aşağı değil, yukarı doğru. Tarladan çıkan bir ürünün fiyatı, sofraya gelene kadar katlanıyor. Üretici kazanamıyor, tüketici alamıyor. Aradaki sistem ise ciddi bir sorgulama altında.

Tam da bu noktada, komşumuz Yunanistan dikkat çekici bir modelle Avrupa’da öne çıkıyor..“Hane Halkı Sepeti” uygulaması.

Pandemi sonrası yaşanan enflasyon dalgası ve bugün yeniden yükselen küresel gerilimler, devletleri zor bir tercihle karşı karşıya bırakıyor…. Serbest piyasanın kendi dengesini bulmasını mı beklemeli, yoksa doğrudan müdahale mi etmeli?

İspanya ve Meksika gibi ülkeler daha çok sol politikalarla fiyat kontrollerine yönelirken, Yunanistan’da bu adım merkez sağ hükümetten geldi. Bu durum önemli bir gerçeği ortaya koydu. Artık mesele ideoloji değil, geçim meselesi.

“Hane Halkı Sepeti” Neymiş?

Yunanistan’da 2022 Kasım’ında başlatılan bu uygulama, büyük süpermarket zincirlerini 50’den fazla temel üründe fiyatları kontrol altında tutmaya zorlamış. Ekmek, makarna, süt, peynir, temizlik ürünleri, bebek maması gibi kalemler bu sepete dahil edilmiş. Ancak sistemi farklı kılan sadece fiyat sınırlaması değil, şeffaflık oldu.

Neler yapılıyormuş anlatayım: Ürünler mağazalarda açıkça işaretleniyor, Fiyatlar dijital platformda yayınlanıyor, liste her hafta güncelleniyor, sepete giren ürünlerin fiyatı 7 gün boyunca artırılamıyor, ihlal edenlere milyonlarca euro ceza uygulanıyor

Daha da önemlisi var… Süpermarketler, tedarikçi fiyatlarını da devlete bildirmek zorunda. Böylece artışın kaynağı net şekilde görülebiliyor.

Rekabet Yoluyla Düşen Fiyatlar

Yunanlı dostlar, “Sistem ilk bakışta “kontrol” gibi görünse de aslında rekabeti tetikledi” diyor ve ekliyorlar.Süpermarketler; müşteri çekmek için fiyat yarışına girdi, kendi markalı ürünlerini daha uygun fiyatla piyasaya sürdü, kar marjlarını bazı ürünlerde düşürmeyi kabul etti

Sonuç umulandan iyi gelmiş; kahvaltılık ürünlerde yüzde 23’e varan düşüş sağlanmış, peynir fiyatlarındayüzde 5-35 arası gerileme olmuş, et, yağ, makarna ve tatlılarda hissedilir ucuzlama olmuş ve bugün Yunanistan, Avrupa Birliği içinde en uygun gıda sepetlerinden birine sahip ülkelerden biri haline gelmiş.

Türkiye’de Neden Olmasın?

Türkiye’de de benzer tartışmalar sık sık gündeme geliyor. Tarım ülkesi olmamıza rağmen; Üretici maliyet baskısı altında, aracı zinciri uzun ve denetimsiz. Buna karşın tüketici ise yüksek fiyatlarla karşı karşıya…

Zaman zaman yapılan denetimler ve kesilen cezalar önemli, ancak yeterli değil. Çünkü sorun sadece “fahiş fiyat” değil, bence sistematik şeffaflık eksikliği.

Yunanistan modelini ve bizim memleketi düşünüyorum:

Dijital şeffaflık platformu kurulabilir mi?Tüm zincir marketlerin fiyatlarını günlük yayınladığı bir sistem, tüketiciyi güçlendirebilir. Bunu zamanında Aydın Bilgin’in önerisiyle Yeni Asır’ınekonomi sayfalarında yapmıştık. İzmir’deki 4 büyük zincir marketin fiyatlarını İbrahim Paker getiriyordu, yayınladığımız tabloyu okuyan özellikle emeklilerden hayır duası almıştık. Neden devam edemedik. O başka bir yazının konusu.

Türkiye’de “Temel ihtiyaç sepeti” tanımlanabilir mi?Bu sepet DİE’nin enflasyon sepeti gibi olmayacak ama…Her markette bulunması zorunlu, fiyatı sınırlandırılmış bir ürün listesi oluşturulabilir.

Tedarik zinciri izlenebilir mi?Fiyat artışı tarlada mı, nakliyede mi, rafta mı? Bu sorunun cevabı netleşmeden çözüm mümkün değil.

Rekabet teşvik edilebilir mi?Doğrudan baskı yerine, kontrollü rekabet ortamı yaratmak daha sürdürülebilir sonuç verebilir.

Riskler ve Gerçekler… Elbette bu model kusursuz değil. Yunanistan’da da perakendeciler sistemin maliyet baskısı yarattığını savunuyormuş. Fiyat kontrolleri uzun vadede arz sorunlarına yol açabilirmiş.

Ama şu gerçek değişmiyor… Hiçbir şey yapmamak, en pahalı seçenek.Bugün dünya yeniden bir ekonomik türbülansın eşiğinde. Enerji, gıda ve lojistik maliyetleri yükselirken, toplumların sabrı azalıyor.

Yunanistan’ın “hane halkı sepeti” modeli, mucize bir çözüm değil. Ama “Devlet, doğru araçlarla piyasayı tamamen bozmadan da dengeleyebilir” ilkesini gösteriyor…

Türkiye için soru şu:Denetim mi artırılacak, yoksa sistem mi yeniden kurulacak?

Belki de cevap, Ege’nin karşı kıyısında çoktan denenmiştir.