Çek Yasa Tasarısı, TBMM Genel Kurulu’’nda tüm maddeleriyle kabul edildi. Tasarı muhtemelen bu haliyle yasalaşacak. Yasa Tasarısı’’nın getirdiği en önemli yenilik; çekin keşide tarihinden önce sorulması halinde kanuni takip yapılamaması.’¶ Böylece ’“Çekte vade yoktur’” söylemi tarihe karışıyor.
Kıymetli Evrak Hukuku’’nda bono bir kredi müessesi, çek ise bir havale müessesi olarak tanımlanmıştır. Şöyle ki; Çek, kayıtsız ve şartsız belirli bir bedelin ödenmesi emrini içerir. Bono ise kayıtsız ve şartsız belli bir bedelin ödenme taahhüdünü içerir.
Yeni yasada İleri tarihli çek düzenlemesi ile çek de bir kredi müessesesi haline geliyor.
Çek hakkında kanuni işlem yapılabilmesi için; çekin gününde bankaya ibraz edilmesi ve ’“karşılıksızdır’” kaşesi yemesi gerekiyor. Halen karşılıksız çek suçundan yargılananlar ve mahkum olanlar, soruşturma, kovuşturma, yargılamanın durdurulması ile infazın ertelenmesi için, 1 Nisan 2010 tarihine kadar alacaklıyla yaptıkları anlaşmayı ya da taahütnameyi Cumhuriyet Başsavcılığı’’na ve Mahkemeye verecekler. Taraflar arasında anlaşma olursa süre sınırı yok. Borçlu herhangi bir nedenle taahhütname verirse; azami süre 2 yıl olacak ve taahhütnamede yer alacak 1. yıl taksiti, borcun üçte birinden az olamayacak. Söz konusu düzenleme sadece 1 Kasım 2009’’a kadar dava aşamasına gelmiş karşılıksız çekler için söz konusu olacak.
Alacaklının başvurusu üzerine, anlaşma veya taahhüde uyulmadığının tespiti halinde soruşturmaya, kovuşturmaya veya hükmün infazına devam edilecek.
Yeni yasa çeklerde biçimsel değişiklikleri de öngörüyor. Tacir olan ve tacir olmayan kişilere verilecek çekler ile hamiline düzenlenecek çekler, açıkça ayırt edilebilecek biçimde bastırılacak. Ayrıca karşılıksız kaşesi yemiş bir çek için bankaların ödemek zorunda oldukları miktar da 600 TL’’ye çıkarılıyor.
Yetkililer, 2009 itibariyle 1 milyon 662 bin 781 karşılıksız çek, 52 bin çek davası olduğu, hükümlü sayısının da yaklaşık 20 bin kişiye ulaştığını ifade ediyorlar. Binlerce insan ya hapiste ya da kaçak yaşıyor. Peki ekonominin temel dinamiklerini, çek mağduru binlerce insanı yakından ilgilendiren yeni çek yasası, Türkiye’’nin bu kanayan yarasına çare olabilecek mi?
Yeni yasa karşılıksız çek nedeniyle mahkûm olan binlerce insana tahliye yolunu açıyor. Binlerce insanın da mahkeme koridorlarından kurtulmasını sağlıyor. Ancak her şeye rağmen yasanın kalıcı çözüm getirmeyeceği anlaşılıyor. Neden mi?
Öncelikle yasa ruhunun, temel hukuk kurallarına aykırı olduğu çok açık. Çünkü sözleşmeye aykırılık ya da sadece çekin ödenmemesi ceza hukuku yaptırımı doğurmaz. Eğer borçlunun, dolandırıcılık yaptığı kanıtlarla sabitse ceza hukuku hükümleri devreye girmelidir.
Evini, arabasını, hatta karısının kolundaki bilezikleri satarak borcunu ödeyen ama son kurşunu da bitince çaresiz kalan binlerce insan var. Bütün çek borçlularını aynı kefede değerlendirmek imkansız.
Ayrıca Anayasanın 38. maddesine göre, ’“Hiç kimse yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirmemesinden ötürü özgürlüğünden alıkonulamaz.’” Yeni yasanın hapis cezasını ortadan kaldırmadığı sadece ertelediği görülüyor.
Yasa eğer borçlu alacaklıyla yaptığı anlaşmaya uymazsa soruşturmaya ve hükmün infazına devam edileceğini ifade ediyor. Hukuki yaptırımlar nedeniyle sıkıntıya düşen borçlunun bankalar da kapılarını kapatınca borcunu nasıl ödeyeceği ise büyük bir soru işareti.
Yasadaki, ’“1. yıl taksidi, borcun üçte birinden az olamaz’” hükmü de ciddi bir baskı unsuru.
Ahilik sisteminde, hileli mal satma, sözünde durmama, tartıyı eksik yapma, vb. kötü davranışı olanların pabucu, Ahi Şeyhi tarafından dükkanının damına herkes görecek şekilde astırılırmış. Pabucu görenler de bu esnafın kötü bir davranışı sebebiyle cezalandırıldığını bilir ona göre davranırlarmış.
Çek Yasası, bu haliyle 2009 yılı Türkiye’’sinde çok daha insafsız görünüyor. Yasa küçük ve orta ölçekli işletmeler, esnaf-sanatkarlar, bankalar, faktoring şirketleri hatta tefecileri ilgilendiren geniş bir etki alanına sahip.
BANKALAR SORUMLULUK ALMALI
Konu birçok açıdan değerlendirilebilir fakat yasanın temel aktörü Bankalar. Çünkü yasaya göre çek düzenleme, çek verme yetkisi sadece bankalarda. Peki bankalar sorumluluklarının gereğini yapıyorlar mı?
’“Çek Karnesi’” bankalarda ’“gayrinakdi krediler’” segmentinde değerlendirilir. Kredili her müşteriye genelde çek karnesi de verilir. Çek karnesi için ayrıca teminat alınmaz. Eğer müşteri ilk kez bankayla çalışacaksa ya da kredili değilse banka en fazla yaprak başına ödemekle yükümlü olduğu yasal tutarı nakit bloke alarak çek karnesi verir.
Örneğin müşteri 10 yapraklı bir çek karnesi talep ediyorsa 6.000 TL nakit blokaj alır. Banka nakit blokajı hiç tanımadığı hatta kendi açısından güvenmediği müşterilerden talep eder. Uygulamada çoğu zaman nakit blokaj da alınmaz. Çünkü çek karnesi banka için önemli bir gelir kaynağıdır.
Banka işletmelere çek karnesi vererek piyasadaki nakit akışını çekmek ister. Ayrıca önemli bir komisyon geliridir. Genelde 20 ya da 30 yapraklı bir çek karnesi için 100-150 TL bankacılık komisyonu tahsil edilir. Komisyonlar faiz gelirlerinden farklı olarak mevduat sahipleriyle paylaşılmadığı, direkt kasaya girdiği için bankaların en büyük gelir kaynaklarındandır. Bu durumda sizce cep telefonu mesajıyla kredi veren bankalar, çek karnesi verirken özen gösterirler mi?
Diğer önemli konu da ’“meslek etiği.’” Bankalar bazen nakit akışı bozulan, ödemelerinde sıkıntıları olan, açıkçası alabora olmaya yakın kredili müşterilerini kollarken piyasayı altüst ederler. Eğer söz konusu sorunlu firmanın ilgili bankadaki kredi hacmi büyükse banka bu konuda daha da sorumsuz davranır.
Şöyle ki; firmada işler yolunda gitmemektedir. Banka bu durumda kredi musluklarını daha fazla açmaz. Ancak firmanın boğulmaması, kredinin batmaması için çek karnesi verir. Firma, böylece piyasaya ileri vadeli çek vererek nakit akışını rahatlatmış olur. Ancak işler her zaman beklendiği gibi gitmez. İlgili banka, kokuyu alan diğer bankalar hızla kredi alacaklarını tahsil etme yoluna giderler. Firma kısa sürede felç olur.
Bu süreçte banka açısından firma sorunlu olsa da piyasaya olumlu istihbarat verilir. Nasıl mı?Alacaklı bankayı arar ve çekin sağlam olup olmadığını sorar. Çek, sorunlu olsa dahi bankacı ilgili firmanın taahhütlerini zamanında yerine getiren sağlam bir firma olduğunu söyler. Firma piyasayı çek karnesi ile idare ederken bankalar alacaklarını hızla tahsil ederler. Bu arada çek alacaklısı ’“vadesi gelsin de çekimi tahsil edeyim’” diye bekler. Ta ki firmanın battığını duyana kadar.
’“Elbette alacağını tahsil edecek’”, ’“Bankalar hayır kurumu değil’” diyebilirsiniz. Ancak durum bu kadar basit değil. Normal şartlarda eğer son nefes verilmemişse ki örnekte durum böyledir, bankanın firmayı desteklemesinin yolu krediyi yeniden yapılandırmaktır. Banka kredi ilişkisini sürdürmek istemediği firmaya çek karnesi vererek piyasanın firmayı kredilendirmesine neden olur.
Böylece firma battığında piyasada yüzlerce karşılıksız çek yaprağı bırakır. Bu örnek elbette tüm bankalar ve bankacılar için geçerli değil fakat uygulamada çokça karşılaşılan bir yöntem olduğunu yakından biliyorum. Her şeye rağmen bankalar bu yaranın tek sorumlusu değil tabi. Elbette reel sektörden kaynaklanan problemler de var. Bu konuya başka bir yazıda değineceğim.
Yeni yasa bankalar ve faktoring şirketleri lehine olan statükoyu korumaya devam ediyor. Batık kredilerin geri ödenmesi açısından önemli bir gelişme. Hapisten çıkanlar yeniden aynı duruma düşmemek için her yolu deneyeceklerdir. Piyasadaki çeklerin son durağı çoğu zaman bankalar ya da faktoring şirketleri.
Çek bankalar ve finans kurumları için kredi riskini hareketlendiren önemli bir teminat. Ayrıca karşılığında hapis cezası olan çekten daha sağlam teminat olabilir mi?Anlaşılan hükümet kriz şartlarını da düşünerek piyasadaki daralmayı tetiklemek istemiyor. Gelişmeler finans kurumları lehine. Ancak, bankalar taşın altına elini sokmadığı, yasal/maddi sorumlulukları artırılmadığı sürece çek piyasasında sorunlar bitmez. Yeni yasa tasarısı sadece geçici çözümler getirerek binlerce insanı hapisten kurtarıyor. Hepsine geçmiş olsun diliyorum...