Normalde bu köşeden hep profesyonel hayatım ile ilgili konuları aktarmaya çalışıyorum ama bugün, Cumartesi günü tecrübe ettiğim bir olay dolayısıyla, farklı bir konu hakkında düşüncelerimi çok kısaca paylaşmak istedim sizlerle…
Cumartesi günü oğlumu da alarak yürüyüşe çıktım, oğlum bebek arabasında uykuya daldı ben de güzel havanın keyfini çıkarmaya çalıştım. Tam bebek arabasını yürüdüğüm kaldırımdan indirmek üzereydim ki bir araç hızla gelip rampanın önüne park etti. Sürücü gözümün içine bakarak araçtan indi, daha ağzımı açmama fırsat vermeden aracını kilitleyerek uzaklaştı. Rampadan inemedim, kaldırımın yanı sıra sıra araçlarla kaplı olduğu için geldiğim yolu geri yürümek bulduğum bir açıklıktan bebek arabasını indirmek ve yoldan devam etmek zorunda kaldım. Bebek arabası ile yaşadığım bu tecrübe yeni ancak benim konu hakkındaki hassasiyetim eski.
Eskiden beri şehirde yaşayan engelli insanların hayatını kolaylaştırmak adına, üzerime düşen bireysel görevleri yerine getiriyorum; çünkü empati kurabiliyorum, çünkü bu saygının bir insanlık görevi olduğunu düşünüyorum, çünkü her an benzer bir durumu şahsen yaşamaya başlayabileceğimi ya da sevdiğim birinin başına gelebileceğini biliyorum ve başkaları da en az benim kadar saygılı olsun istiyorum. Örneğin yürüyemiyor olmanın şehir hayatında nasıl bir zorluk olabileceğini hayal edebiliyorum, bu nedenle kaldırımlara ya da kaldırım bitiminde bulunan rampaların önüne asla park etmiyor, park etmeye çalışan bir araç görürsem nazikçe uyarıyor, hali hazırda park etmiş araçlara da bazen hiç üşenmeden küçük notlar bırakıyorum. Kısacası fiziksel bir engelimin bulunmaması bu durumu yaşayanları anlayamamama neden olmadı hiçbir zaman. Ancak son bir senedir; anne olduktan ve hayatıma bir araç olarak bebek arabası girdikten sonra empati kurmanın ötesine geçtim ve şehrin engellerini bizzat tecrübe ediyorum. Çarpık çurpuk kaldırımlar, kaldırımlar üzerine park etmiş ya da rampaların önlerini kapatmış araçlar, kaldırımların orta yerine yerleştirilmiş elektrik direkleri… Öyle ki çoğu zaman dışarı çıkma düşüncesi bile gerilmeme neden oluyor. Ben böyle hissediyorsam, engelli biri nasıl hissediyordur diye düşününce üzülüyor ve daha ötesi öfkeleniyorum. Bu nedenle bugün buradan bir ricada bulunmak istiyorum aslında;
Birbirimizi görmeye, birbirimizi duymaya, birbirimizi anlamaya, birbirimize destek olmaya ihtiyacımız var. Bugün bize yabancı olan bir durum bir anda hayatımızın merkezine yerleşebilir ve hayatımızın gerçeği haline gelebilir. Ve o gün geldiğinde tüm dünyanın bizi görmesini ve anlamasını isteyeceğiz, işte bugün biz de başkalarını görmek ve anlamak zorundayız.
Aslında sadece engelli olmayı konuşmamalıyız, bir anne olarak bebek arabası ile edindiğim tecrübelerin birçok kişi tarafından paylaşıldığına eminim. Yaşlı birinin aynı zorlukları yaşadığını görebiliyorum. Trafiğin hızla aktığı yollara bebek arabasını indirmeden, strese girmeden şehirde dolaşabilmek istiyorum. Ya da araç trafiğine çıkmadan bisiklete binebilmek ya da sadece yürüyebilmek… Biliyorum, hepimiz istiyoruz.
Elbette belediyelere ve yetkililere çok çok iş düşüyor ama bizlerinde birbirimizin hayatını kolaylaştırmak ve daha yaşanabilir bir şehre sahip olmak adına üzerimize düşen görevler var.
Daha duyarlı olmaya, birbirimizi anlamaya ihtiyacımız var.