Değeli okurlar, bu günlerde Yargı Reformu gündemi oluşturuyor.
Bir vatandaş olarak, Yargının bağımsız, yansız ve hızlı çalışmasının modern bir toplum için ’“olmaz ise olmaz’” bir zaruret olduğunu düşünüyorum.’¶ Ayrıca idarenin ve yasamanın bütün kararları da yargı denetimine açık olması şarttır. Hukuk devleti bunu gerektirir.
Evet yargı bağımsız olmalı, siyaset ve yürütme erkleri yargı ile zıt istikametlerde olabiliyor. Bu zıtlık ancak Yargının bağımsızlığı ile etkisiz hale getirilebilir.
Bu günlerde Yargının bağımsız olması için yedi üyeli Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu’’ndan (HSYK), adalet bakanı ve müsteşarının çıkması istenmektedir.
Bu istek şöyle tevil edilebilir; kurul üye sayısı artırılsın, kurul kararları gizli oyla alınsın.
Geçmiş yıllarda adalet bakanları kurul toplantılarına çok ender girerlerdi. Bakanlık , hakim ve savcılar ile ilgili idari incelemeleri yaptığı için kurulda temsil edilmesi şarttır. Kurul üye sayısı sözgelimi 18 olsa, siyasetin görünür ağırlığı %11 olmasına karşın, gizli oy ile karar alınacağından, gerçekte ağırlık sıfıra düşecektir. Kaldı ki, bu Kurul idari yönden bir denetim kurulu olup yargı yerine geçerek karar veremiyor.
Evet, yargı yansız olmalı; bu en önemli ve öncelikli konu. Halk arasında 'hakimlerimiz vicdan ile cüzdan arasında sıkışık' lafı yaygın değil mi?Yansız karar vermedi düşüncesi ile birçok hakim bakanlığa şikayet edilmiyor mu?. Bakanlık yapılan şikayeti ciddi bulduğu takdirde, bir muhakkik tayin edip konuyu inceletiyor. Muhakkik soruşturmanın yapılmasını tavsiye ettiğinde, bakanlık, bakanın oluru ile soruşturma açıyor.Soruşturma tutanakları ve bulguları bakanlığın tetkik hakiminden geçtikten sonra HSYK’’ya gereği için gönderiliyor.Genelde bakanlığın istedeği (suç üstü halleri hariç) ceza verilmeden 'Hakim de insandır yanlış yapmıştır' denilerek dosya kapatılıyor. Hakimin verdiği karar Yargıtay’’a gidiyorsa, yanlış bir kararın, oradan dönme ihtimali büyük, ama gitmiyorsa, mesela, icra mahkemesinin bazı kararlarında olduğu gibi. İcra hakimi verdiği yanlış bir kararla Yargıtay’’ın kararını pratikte uygulanamaz hale getiriyor.
Adli çevrelerde ’‘Yargıtay’”da davayı kazanır ama icrada kaybedersin’’ diye yaygın bir söylem var. Anayasa hükmüdür, kesinleşmiş yargı kararının uygulanacağına dair, ama icra hakimi bunu uygulatmıyor.Cüzdan ile vicdan arasına sıkışık olduğu (dosyadan görünen) alenen bilinen hakimin verdiği böyle kararlar pek çok. Yapılacak küçük bir değişiklik ile, yanlış hüküm veren hakimin kararının yok sayılıp işlemin başa döndürülmesidir.
Evet yargı hızlı çalışmalıdır.
Yargının yavaş çalışması sonucu çek-senet mafyası ortaya çıkmakta. Birçok açıkgöz, ’‘hakime aracılık ettiği süsü’’ ile davalılardan para sızdırmaktadır. Davalar iki üç oturumda, hatta bir iki günde tamamlandığı takdirde, bu açıkgözlerin ortaya çıkması hemen hemen imkansız hale gelir. Bunun için yargılama usul ve esaslarda köklü değişiklik yapmak gerekir.
Dava görülmeğe başlamadan evvel hazırlık aşamasında, dosya tekemmül ettirilir, taraflar belgelerini ortaya koyar, bilirkişiler hazırlanmış bu dosyalar üzerinden yorumlarını yaparlar, dava günü alındıktan sonra taraflar şahitlerini getirirler, bir iki günde dava görülür.
Adalet personeli yetiştiren yüksek okullarımız var, böyle bir değişiklik için gereken altyapı kurulabilir. Hem davalar çabuk görülmüş olur, hem de bu açıkgöz insanlardan kurtulunur.
Bizde bir ticaret davası yıllar alırken, bir başka ülkede çok daha büyük davalar, bir iki günde bitiriliyor.
Hatırlarsanız Telsim- Motorola uyuşmazlığı 4,5 milyar $ idi; dava açıldı, üç günde dava sonuçlandı.
Böyle hızlı çalışan bir yargı bizde niye olmasın?