Ne güzel kandırıyoruz kendimizi’…
Tatlı tatlı yalanlar söylüyoruz. Yumuşak yumuşak inanıyoruz.’¶
’“İzmir dünyanın en güzel şehri’”’… ’“Vallahi de billahi de İzmir’’den başka yerde yaşayamam’”’…
Eyy ’“uyuyan güzel’”in uyku mahmuru halkı!
Ne zaman uyanacağız?
Ne zaman sona erecek bu ’“slow motion’” hali, bu ağır çekim, bu
bomboş caddeler, bu sanatsız atmosfer, bu kültürsüz hayat, bu vizyonsuz müesseseler, bu Anadolu tipi kurumsallık (!) anlayışı, bu kordon balıkçılarında
geçen ömür’… bu bu bu!
Ben nasıl bu hale geldim, İzmir nasıl bu hale geldi?
Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil sandığımız ’“ağır kan’”da mı gizli, kullan(a)madığımız aklımızın gizli dehlizlerinde mi?
Ne kendimize iğne, ne başkasına çuvaldız batırmaya mecalimiz yok onu biliyorum da, biraz silkinip kendimize gelmek gibi bir derdimiz bile yok’…. Ki görünen buna ihtiyacımız da yok.
Bundan 5 yıl önce, İstanbul’’dan dönüp de yeniden İzmir’’e yerleşmeye karar verdiğimde; 25 yaşında, yeni yaşamından mutlu, İzmir’’den umutlu bir insandım. Üniversite mezunu, genç, pırıl pırıl bir insan’…
Aradan 5 yıl geçti. Evet çalışmasına çalıştım, İzmir’’de dahi olsa kendime gıpta edilecek bir kariyer (ben aslında bir reklam yazarıyım) yaptım.
Ama 5 yılın sonunda bugün geldiğim nokta şu: ben bu şehirde nefes alamıyorum!
Daha sabahın köründe başlıyor ’“ağırkanlılıkla’” mücadelem. Sabah vapur iskelesine gidiyorum, tek bir kent kart gişesi, önünde upuzun bir kuyruk ve o gişenin içinde de tek bir dolum makinesi. Etrafta çay kahve içen, ona buna laf yetiştiren bir sürü memur!
Ve ne oluyor?
Ben vaktinden 2-3 dakika bile erken geldiğim vapur iskelesinde, sırf bu yüzden vapuru kaçırıyorum göz göre göre. Ya da 2 katı para verip jeton almaya mecbur bırakılıyorum.
Kent kartımı yan taraftaki gazete bayiinden yükletmeye kalksam; oradaki amcaların gönlü olup da benim kartımı doldurana, para üstü verene kadar değil Alsancak vapuru, ada vapurları müzelik olur.
Kıyı şeridinde bir kente (Bodrum, Dikili, Foça, Datça, Kaş, Çeşme) deniz yolu ile gitmeye kalksan, deniz ulaşımına dair bir taka bile ara ki, bulasın. 13 milyon nüfuslu şuncacık Yunan’’da gemiler vızır vızır işler, gemileri hem yerli, hem yabancı turist dolar taşar günde kaç yüz kez.
Arabayla işe gelmeye kalksam o bambaşka bir dert’…
Park yeri yok, olan park yerleri dünya para.
Park yerindeki adama yer var mı içeride diye sorduğunuzda yanıt yok.
Her şeyi göze alıp girsen park yeri yok. Yok oğlu yok.
Öğlen bir yemek yemeğe kalksan, hiçbir restoranın önünde fiyat listesi yok. Ne hesap gelirse bahtına’…
Balıkçılar; bir şey ye yeme, kafa başı fiyat geçirir, balık cenneti Ege’’de bir sıskacık levreğe 80 TL para bayılırsın.
Cafe’’lere oturmaya kalksan mönüde yıllardır aynı şeyler’… Pizza, şinitzel, makarna, hamburger görmekten için bulanır.
Elin İstanbullusu İzmir asma yaprağının içine, sardalya sarıp 10 liraya şahane satar, bizimkilerin aklına bile gelmez.
Buğday salatası yapıp satar, kan portakalını narla karıştırır, bizimkiler portakal suyuna su katıp satar.
Adnan Saygun gibi bir salon açılır, ulaşabilmek için araban yoksa küçücük İzmir’’de en az 2 vesait yaparsın.
Bir tanecik İzmir Kısa Film Festivalimiz var, onun açılışına Adnan Saygun verilmez, onca insan Amerikan Kültür Derneğinde sıkış tepiş, ayakta açılış filmi izler.
Epi topu 5-6 tiyatro oyunu turneye gelir, İstanbul fiyatları ile bilet satmaya kalktıkları için kimse gitmez.
50 lirasını bir tiyatro biletine yatıracak İzmirli beyaz yakalı kaç para maaş alabiliyor bu şehirde haberin var mı senin?
Uluslararası sanat festivali diye (İzmir Sanat Festivali’’ni ayrı tutuyorum) Balkan Halk Dansları Festivali sahneye konur ya da Belediye’’nin THM korosu AKM’’de gece düzenler. Şehrin tek oyuncu yetiştiren üniversitesine (9 Eylül GSF) şehir merkezinde sahne verilmez, oyunlarını Narlıdere’’de sahnelerler, tembel İzmirlim zaten hayatta gitmez.

Durun daha bitmedi!
Dünyanın her yerinde önce müze gören ben, bu şehirdeki tek müze olan Arkeoloji Müzesi’’ne lisede gitmişimdir. Çünkü hali içler acısıdır, çünkü karanlıktır, çünkü 85 senedir aynı eserler, aynı tozuyla, aynı loş ışıkta ölümü bekler.
Ne bir uluslararası platforma, ne bir davete ne de bir ulusal sergiye ev sahip yapacak enerjisi vardır İzmir Arkeolji Müzesi’’nin.
Tepekule’’de temelleri atılan Smyrna’’nın tarihi 5000 yıllık mı demiştiniz?
Var olan birkaç sergi salonu ve resim heykel müzesinde ise bırakın Picasso’’yu, Dali’’yi; emekli öğretmen Ahmet amcayla, ev hanımı Mücellanım’’ın kişisel resim sergileri yıllık programdadır.
Yağmur yağar, canlar alır İzmir’’de. Biz Arap Kızı gibi camdan bakmaya devam ederiz. Çamur içinde, pislik içinde, tükürük ve balgam içinde yaşar gideriz İzmir’’de, bize koymaz.
Çöplerimiz toplanmış, toplanmamış ne gam.
Kış günü Kordon’’da akşam yürüyüş, spor yapayım desen, Gündoğdu’’dan ötesinin ışıkları yanmaz; korkudan 100 mt’’de dünya rekoru kırarsın.
Alışveriş merkezleri en güzide mekanlarıdır İzmir’’imin’…
Çoluk çocuk doluştuk mu hafta sonları eğlencenin kralını yaşarız. Ama sadece vitrinlere bakarız, bir şey almaya kalksak bin bir suratla karşılaşırız.
Senin benim gibi, orada maaşla çalışan ’“satış görevlisi’” Armani’’dir, Valentino’’dur, Karl Lagerfeld’’dir; Milano’’da yetişmiş, Londra’’dan taze düşmüştür, seni beni beğenmez, çok soru sormaya gelmez.
Özel sektör ayrı bir bomba İzmir’’de’…
Yanında 3 kişi çalışan sanırsın Padişah torunudur. Borç içinde yaşar, göğsünü gere gere sokağa çıkıp restorandaki, bankadaki mağazadaki garibanı aşağılar.
Konuşsan dünyayı kurtarır, sanayicidir, üreticidir, baksan: merdiven altında zeytinyağı diye deterjan üretip satar; jeep’’le gezer, otopark parası vermemek için Pazar akşamı bile başına şoförünü diker.
O şoför ki; 5 aydır zaten boğaz tokluğuna çalışmaktadır.
Devlet daireleri Türkiye’’de bir alemdir ama İzmir’’de ’“bambaşka’” bir alemdir. Örneğin Türk Telekom’’da bir memur bile internet teknolojisi hakkında bilgi sahibi değildir. Ne abonelik alabilirsiniz, ne de almayı şans eseri başardığınız aboneliğinizi iptal ettirebilirsiniz.
Modeminiz bozuk çıkar, çalışmaz ama İzmir Telekom’’u hayatta geri almaz.
Bin bir küfür gidip özel şirketten yenisini alırsınız, paranız gider, canınız yanar.
Ağaçlı sokakları ’“ağaçlı yol’” adı altında parmakla gösterilir İzmir’’de.
Ben büyüdüm 30’’uma geldim, o sokaklar hala parmakla gösteriliyor.
Be kardeşim o sokaklardan 30 tane yapılmaz mıydı küçücük şehirde 30 senede?
Kimbilir sizde daha ne cevherler var anlatılacak’…
Etekteki taşları dökmenin zamanı gelmedi mi?
Hadi masaldaki ’“Uyuyan Güzel’”i bir prens gelip öptü, uyandırdı’…
Bizi kim öpecek?