Başbakan Erdoğan, 12 Eylül referandumundan sonra bir tür özgüven patlaması yaşadı. Ve referandumun rüzgarını arkasına alan Erdoğan, uluslararası sistem ile ilişkilerini bozacak adımlar atmaya başladı.
Stratejik derinlik, Yeni Osmanlıcılık ve emperyal güç böbürlenmeleri, son üç yılın en tehlikeli adımları oldu.
Erdoğan, 10 yıllık iktidar döneminin sonunda gerçekten muktedir olduğuna inandı;referandumun ardından da kendi yoluna gitmek istedi.
Doğrudur, iktidar olmak, kendi yoluna gitmektir. Gelin görün ki kapitalist sistemin iktidar zümresinde yer almanın da kuralları var. Erdoğan bu kurallara direndi veya gereklerini yerine getiremeyecek düzeyde iktidar yıpranması oldu. Ve bu durum onu sistemden tasfiye olma riskiyle karşı karşıya bıraktı.
Elan süren iktidar mücadelesi, paralel devlet, ortaya çıkan yolsuzluklar, ihanetler, bozulan iş birlikleri, çöken çıkar ortaklıkları, hepsi de Erdoğan'a aynı şeyi hatırlatıyor olmalı ki, bütün kötülüklerin okyanus ötesinden geldiğini söylüyor. Kim bilir, belki de haklıdır…
Erdoğan da biliyor ki bu hesaplaşmanın hedefinde kendisi var; amaç onu iktidardan indirmek. Ve iktidardan inmesi halinde başına gelecekleri debiliyor. Yaptıklarına ve söylediklerine bakılırsa, Erdoğan kolay teslim olmayacak.
Bu direnişin siyasi bedeli ne olur, yaşayıp göreceğiz; ama ülke için hayırlı olmayacağı aşikar.
Gülen cemaati ile Erdoğan'ın AKP'si arasında çıkan iktidar mücadelesi, her neyi paylaşamadılarsa, devlet krizi çıkaracak bir potansiyelle sürüyor.
İslamcı grupların böylesi devleti ele geçirme ve dönüştürme mücadelesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin 90 yıllık geleneğinde pek alışılmış bir durum değil. Bu gruplar, iktidarın kontrolü altında tutulurdu. Muhtemelen bünye böyle bir kavgayı kaldıramayacak.
Başbakan bir çıkış yolu arıyor. Çıkış var mı? Var ki Cemaati bürokrasiden tasfiye ediyor; ve olası yeni ilişkilerin önünü açıyor.
Bürokrasiden tasfiye sürecini zaten izliyoruz. Yeni ilişkilere gelince; işte tam da işlerin karıştığı yer burasıdır.
Erdoğan'ın olası yeni bağlaşıkları, iktidara geldiğinden beri hayatlarını kararttığı Ergenekon, Balyoz davaları tutukluları, milli merkez, ulusalcı sol cenah, milliyetçiler ve benzeri gruplar olabilir mi? Bu çevrelerle ittifak olmaması halinde şansı yok gibi. Yani kadim düşmanlar dost olmazsa işi zor.
Bu ahvalde ne olacak?
Bir süredir sistemden tasfiye etmeye çalıştığı çevrelere mavi boncuk dağıtan Erdoğan'ın yeni adımlarını beklemek gerekiyor.
Başbakan, 'Ne ABD ne AB, Tam bağımsız Türkiye!' diye slogan atarak ortaya çıkarsa, eski düşmanlar dost olur mu?
Erdoğan, Batı emperyalizmine karşı 'milli cephe' için yollara düşerse ne olur? Baykal-Sav döneminin kadroları buna ne der? İşçi Partisi nasıl tavır alır? Milli Merkez ne düşünür? Ulusalcı sol hareketler nasıl tepki verirler? Milliyetçiler ne yapar? Yeni Kürt bağlaşıkları kimler olur? Öcalan ne olacak?
Erdoğan, uluslararası sistemin kendisini tasfiye etmesini engellemek için yeni arayışların içine girecek; Ya da teslim olacak.
İkinci şık pek ihtimal dahilinde değil; yeni arayışları dikkatle izlemek gerekiyor. Bu arayışların yol açacağı gelişmeler hepimizi şaşırtabilir;
Siyasal dengeler beklenmedik biçimde değişebilir, yerden yere vurulan statükoya geri dönülebilir… Askere 'pardon' denebilir… Basın görece özgürleşebilir… Yargı hedef değiştirebilir… Deniz Baykal'a yeşil ışık yakılabilir… Hanefi Avcı'ya itibarı iade edilebilir… Doğu Perinçek ve Tuncay Özkan serbest bırakılabilir…
Siyasal yaşam, önümüzdeki günlerde öngörülmesi güç gelişmelere gebe. Türkiye, uluslararası sistemin rotasında yoluna devam mı edecek, Erdoğan'ın çizeceği yeni rotaya mı yönelecek?
Batılı gözlemcilere göre, Müslüman demokrasi modelinden otoriter İslamcı yönetim biçimine yönelen Erdoğan artık güvenilir değil.
Bu güvensizlik, siyaseti ve ekonomiyi sarsıyor. Ekonomide ve siyasette yaşanan sarsıntılar ülkeyi derinden etkileyecek.
Ve olan, her zaman olduğu gibi, halka olacak.