Kafaların her bakımdan karışık olduğu bir dönem yaşıyoruz. Kültürsüzlük genel bir nitelik olarak toplumun kılcal damarlarına kadar işliyor. Bu kolayca anlaşabileceğimiz pek çok konuda anlaşamamamıza neden oluyor. Kişiler kişileri, sınırlı bilgileri ve kim bilir kimlerden edindikleri yüzer gezer düşüncelerle mahkûm etmeye, karalamaya, hiçlemeye çalışıyor. O bakımdan derdimizi anlatmaya çalışırken kimi kavramlara yeni baştan açıklık getirmek, hatta kimilerini yeni açılımlar nedeniyle yeniden tanımlamak zorunluluğu ortaya çıkıyor.
Örneğin, 'ulusalcılık' ve 'milliyetçilik' kavramları… Sözlüklere baktığımızda bu iki kavramın pek de farklı olmadığını gösteren karşılıklar buluyoruz. En kısa yoldan, birinin karşısında öbürü yazılı. Birçok sözlükte milliyetçilik, ulusalcılık ve ulusçuluk aynı anlamlara gelen sözcükler olarak açıklanıyor.
Yanlış burada başlıyor. Oysa, ulusalcılık doğrudan milliyetçilik anlamına gelmiyor. Pek çok insan da 'ulusalcılık' derken 'milliyetçilik'i kastediyor. Böylelerine iki kavram arasındaki farkı anlatmaya kalkıştığınızda ise –Attila İlhan'ın deyimiyle- 'kafalarının konforu bozulacağı' korkusuyla dinlemek bile istemiyorlar. Halbuki 'ulusal', 'milli' demektir; bunun için de 'ulusalcılık'ın tam karşılığı 'millicilik'tir; 'milliyetçilik' değil.
Son dönemlerde bir kesim insan, özellikle köken gözetme, kendi ırkını üstün görme anlamındaki milliyetçilik kavramından uzak durmak amacıyla kendi tutumu için 'ulusalcılık' tanımını kullanmaya başladı. Doğru bir seçim bu.
Milliyetçilik ile ulusalcılık aynı şey değil çünkü. Anladık, artık 'cehalet mülkün temeli' oldu ama, car car konuşup karşısındakini dinlemek bile istemeyen çok bilmişlerin 'sen de mi ulusalcısın,' yüklenişleri, 'ulusalcı denen feşmekancalar' gibi hakaretleri sıralamadan önce ne dediklerini bilmeleri ve ağızlarından çıkanı, önce kendi kulaklarının duyması gerekiyor.
'Milliyetçilik' sözü, 'milliyet' yani köken olarak ulus ya da ırk gözeten, ırka dayanan; her türlü değerlendirmesinde öncelikli ölçüt olarak bunu kullanan anlayışı açıklıyor.
'Milliyetçilik'te ırk temelli bir tercih, yandaşlık, öncelik tanıma isteği var. Belli bir milliyeti üstün görme eğilimini içinde barındıran bir sözcük ve tutum bu. Fanatikler bunu ırkçılığa kadar götürebiliyorlar.
Her şeye karşın, kabul edelim ki, milliyetçiliğin, kendi ulusunu öteki uluslardan üstün görme ve bu üstünlüğü pekiştirmek için öteki ulusları küçük görme, ezme, sömürme dışında, temiz bir yanı da var: Ulusunun çıkarları için çalışmayı, öteki uluslara karşı kendi içinde dayanışmacılığı, birbirine bağlılığı ve bu yolda mücadele etmeyi ön gören bir anlayış. Bu noktada kaldığı sürece ona karşı çıkmak anlamsız. Ancak, düşünselden çok duygusal bir birliktelik söz konusu olduğu için, burada kalmıyor, kalamıyor. Her zaman ırkçılığa pirim veren, bir anda oraya kayıveren fanatik bir ucu içinde barındırıyor. Bunun için, milliyetçiliğin, eninde sonunda ırk ve köken gözeten ve bu yolda saldırganlaşmaya açık bir anlayış olduğunu kabul etmek gerek. Tarihteki pek çok olayla, bu yanının kanıtlandığı ortada.
Ulusalcılık ise ulusal değerlere sahip çıkan, ulusal olana öncelik tanıyan ve onu korumaya çalışan anlayışın tanımıdır. Yineleyeyim: 'Milli' demek 'ulusal' demek olduğuna göre, 'ulusalcı' 'milliyetçi' değil, 'millici' anlamına geliyor. 'Millici' sözcüğünün anlam ve kapsam olarak tarihten aldığı bir güç de var. Bilindiği gibi Kuvayı Milliyecilere, Milli Mücadelecilere ve yandaşlarına 1919-1922 yılları arasındaki süreçte 'Millici' deniyordu.
Ulusalcılıkla, ulusal onurun, çıkarların ve değerlerin korunması; ulus, yurt ve ülke üzerindeki emperyalist, sömürgen ya da yıkıcı amaçlar taşıyanlara karşı bağımsız ve başı dik tutan bir tutum izlenmesi akla geliyor. Ulusalcı olmak, ilke olarak bunları kabul etmek ve bu yolda yürümek demektir. Onda, milliyetçilikte olduğu gibi, kendi ulusunu üstün, daha güçlü, hatta dünyada tek saymak, asla söz konusu değildir.
Oysa son zamanlarda 'ulusalcı' sözünü, sorumluluk duygusu sahibi, yurdunu ve ulusunu sevmekten, onun varlığına, bağımsızlığına ve tüm değerlerine sahip çıkmaktan başka 'suçu' (!) olmayanları kötüleme, karalama, küçümseme; hatta akıllarınca hakaret ve küfür niyetine kullananlar var. Bu terim, bu değerlerden uzaklaşmış, yozlaşmış, kişiliksizleşmiş, kendini bir halt sanan, emperyalist programların ve uygulamaların maşası ya da figüranı olmuş aydın müsveddelerinin ağzının sakızı durumundadır bugün.
Bazılarının, 'kimselerin durup ince şeyleri düşünmeye vaktinin olmadığı' şu günlerde, böyle bir damga yemekten çekindiklerini görüyorum Bu bilinçsizliğe ve ürkekliğe daha çok içerliyorum. Ortada utanılacak bir şey yokken, aksine övünülecek bir şey varken, bu neyin nesi? Doğru olan, sinmemektir, sözünü sakınmamaktır, kimliğini gizlememektir. Ulusal değerler bir bir çiğnenirken, ulusal varlıklar bir bir elden çıkarken, susmamaktır. Tavrını ortaya koymaktır.
Benim yerimi de herkes bilsin: Ben ulusalcıyım arkadaş! Başta bağımsızlık ve toprak bütünlüğü olmak üzere, ülkemin ve ulusumun bütün değerlerine sahip çıkarak varlığını sürdürmesi yolunda ölümüne varım! Kemalistim! Emperyalizme kafa tutan bir duruşun çocuğuyum. Kimseyi hor hakir görmem. Her ırkın, her milliyetin, her insanın, her toplumun eşit olduğuna inanırım. İnançların tümüne saygı duyarım. İnançta da, kendi inancını üstün ve tek görüp öbürlerine baskı yapan her anlayış ve davranışa karşı çıkarım.
Benim gibi düşünen milyonlarla insan var bu ülkede. Ülke bugün de ayakta duruyorsa, onların sayesindedir. Çünkü, değerlerini yitirenlerin yurtlarını ve varlıklarını muhafaza etmeleri mümkün değildir. Teslimiyetçi, çıkarcı, kendilerini ve bugünkü eyyamı kurtarmaktan başka hiçbir şey düşünmeyen işbirlikçilerden kurtulmak için her şeyi doğru kavrayarak, doğru anlayarak, anlatarak ve Cumhuriyetçi aydınlığın parıltısıyla dimdik ortada durmak, bu sessiz çoğunluğun asıl görevidir.
Ulusalcı olmak, Türkiye'de Mustafa Kemal'ci ve tam bağımsızlıkçı olmaktır. Emperyalizmin bütün oyunlarını bozacak bir uyanıklığa ve direniş gücüne sahip olmaktır.
Ulusalcı olmak, Küba'da Fidel Castro, Venezüela'de Hugo Chavez olmaktır.
Artık konuşmak zamanıdır! En başta o zibidileri dinlemekten vazgeçerek…
LAF TORBASI
----------------------
BM ve Silah Ticareti
Birleşmilş Milletler, Uluslar arası Silah Ticareti Anlaşmasını onaylamış.
Aferin. Yakışır.
Yakışır da, Birleşmiş Milletler, uluslar arası barışı korumak amacıyla kurulmamış mıydı?
Akil Adam
'Akil adamlar'mış.
Akıllı adamlar yani…
Hepi topu 63 'tane'.
Milyonda bire bile denk gelmiyor oranları. Endemik bunlar. Özel bahçelerde yetişmiş olsalar gerek. Gerçekten 'akil' olduklarından emin değilim ama 'nadir' adamlar oldukları kesin.
'Akil' olsalar, bu akılsızca gidişi görmezler mi?
Gel de sorma
Yahu bunlar bu kadar akıllıydılar ve danışılacak adamlardı da, neden onları milletvekili filan yapmadınız?
Hey, Meclis'tekiler, sizden neden tık yok? Siz akil değil misiniz?
Ey millet, siz, tiyatro izlediğinizi mi sanıyorsunuz?
Ne gam…
Ne gam…
Oh be! İkide bir hop oturup hop kalkmayacağız!
Yok, Türk Bayrağı yakılmış, yok Avrupa'nın bilmem neresinde Türkler yakılmış…
Türk demek yasak. Yanan yansın! Ne gam! Bizi alakadar etmez!..
Acı Fren
Büyüme oranı 2.2'ye gerilemiş.
İlgili Bakan'ınki dahil, bütün yorumlar buna 'acı fren' diyor.
Öyle karamsar olmayın. Büyüyen yanlarımız da var. Örneğin, cari açık…
Son Oyun
Ahmet Altan'ın yeni romanı çıkmış: Son oyun.
'Kadınları en iyi anlayan yazar' diyorlar ona.
Bu da 'son oyun'dan önceki oyunları iyi oynamasından olsa gerek…