Buradaki en hassas konu kalkınmanın her ülkede birden olması şartıdır. Kalkınma ve zenginleşme dünyanın belli bölgelerinde toplanır, tüm yerküreye yayılmazsa açlık, sefalet, salgın hastalıklar, kaos ve buna bağlı savaşlar dünyamızı yaşanır bir yer
olmaktan çıkaracaktır.
Nüfus artışı isteniyorsa, artan bu nüfusu beslemek, sağlıklı ve insanca yaşatmak için ve bunun şartlarını yerine getirmek için başvuracağımız yol teknolojidir. Teknoloji bize enerji temininde gereklidir. Yeterli miktarda enerji olmadığı takdirde, üretim yapabilmek ve insanları doyurmak mümkün değildir. Bugünkü metotlarla enerji üretebilmek yani fosil kaynaklarından enerji üretmeye kalkmak, yerküreyi ısıtmak ve zehirlemek demektir.
Yerküre şu an insanoğluna dar gelmektedir. Ayrıca insanlar, iklim şartlarını değiştirecek bir takım teknolojileri kullanmak suretiyle dünyayı tehdit ediyorlar. Yerkürenin kaynakları insanlara yetmiyor.
Tükeniyor, kirleniyor, kullanılmaz hale geliyor. Sanayi devriminin ortaya çıkardığı enerji kullanımı uzayı kirletiyor. Uzayı kirletmekteki en önemli faktör olan karbon devri bir süre daha devam edecektir. Yerküreyi kirleten karbondioksittir ve insanoğlu, ihtiyacı olan enerjinin %70’’ini fosilden almaktadır.
Dünya petrol rezervlerinin 45-50 yıl sonra tükeneceği tahmin ediliyor. Gaz rezervleri 65 yıl, kömür rezervlerinin de 200 yıl sonra biteceği kesin olarak biliniyor. Bu kaynaklar bitene kadar yeni kaynaklar bulunması zorunludur.
Yeni kaynak denince bunların başında ’“Güneş’” geliyor. İnsanların mutlaka yerküreye verdikleri karbondioksiti azaltmaları gerek. Güneşi kullanılabilir duruma getirdiğimiz zaman, insanoğlunun kurtuluşu ve enerji ihtiyacı temin edilmiş olacaktır.
Önümüzdeki yıllar yeşil devrim, yeşil enerji, yeşil ekonominin konuşulduğu ve gerçekleştirileceği yıllar olacaktır. Devletler harıl harıl bu konuda çalışmakta ve proje üretmektedirler.
Ya biz; Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin bu konularda bir hazırlığı var mı?Dün Başbakan Erdoğan gazetecilere gene türbandan bahsederken medya için şöyle diyordu; ’“Medya da her şeye maydanoz oluyor yahu’”’…
Başbakan Erdoğan kadınlarla ilgili konuştuğu zaman iki şey söylüyor; Türban ve herkes 3 çocuk yapsın!..
Dünya genelinde olaya baktığımızda geldiğimiz nokta şudur;
Nüfus artışı ve dünyada yaşayan insan sayısı yerkürenin üzerinde taşıyabileceği kadar olmalıdır. Dünyanın barındırabileceği insan toplamı 8 Milyar olarak hesaplanıyor.
Bu rakam şimdilik 6,5 Milyar civarındadır. İnsanlar olarak, yerküreden bize verebileceği kadarını istemek ve onunla yetinmek zorundayız. Yerkürenin verebileceğinden fazlasını alırsak o zaman yerküreyi tüketiriz. Ayrıca yerküreden aldığımızı kirletip, tekrar yerküreye verdiğimiz zaman da yerküreye daha da zarar vermiş oluruz.
Bugün dünya bağırmaktadır; ’“Beni Tüketmeyin’” , ’“Beni Isıtmayın’” , ’“Beni Kirletmeyin’” ve ’“Beni, üstümde yaşanabilir olmaktan çıkarmayın.’”
Tarih boyunca yerküre, insanları bu derecede yüksek sesle uyarmamıştı!.. Duyacağımızı umuyorum’…
Türkiye özeline gelince; Başbakan Erdoğan’’ın dediği oranda nüfus artışı yaparsak, yani her aile en az 3 çocuk sahibi olacaksa, Türkiye’’nin kalkınması ve zenginleşmesi şarttır. Türkiye nüfus artış hızını bugünkü oranda tutacak veya arttıracaksa yeni doğan nüfusa iş-okul-hastane yol- yeterli refah düzeyi vermek zorundadır. Aksi takdirde fakirleşmiş ve kamu düzenini demokratik rejim içinde sağlayamayan bir toplum durumuna düşeriz.
Türkiye’’nin mevcut durumuna bakınca tablo şudur;
Türkiye, ekonomik büyüklük olarak 192 ülke arasında 15 ile 20’’nci sıralarda gezinmektedir. 1995 yılında Türkiye ekonomisi 15. Sırada idi. 2010 yılında da 17’’nci sıradadır. Türkiye ilk 10 ülke içine girmek ve kişi başına düşen milli gelirini arttırmak zorundadır.
Biz halen kişi başına düşen milli gelir dağılımında 10 bin dolar seviyesindeyiz(8500 Dolar). ABD 37 bin dolar, Norveç 47 bin dolar, Danimarka-İsveç-Finlandiya 37 bin dolar seviyesindedir. Aramamız gereken şey, hem ekonomiyi büyütmek, kişi başına düşen milli geliri gelişmiş ülkeler düzeyine çıkarmak yani zenginliği yaygın hale getirmek ve vatandaşın alım gücünü arttırarak daha iyi yaşamasını sağlamak olmalıdır.
Bunu başarmak için Türkiye yıllık %7 kalkınma hızını yakalamalıdır. Türkiye kendi imkanlarını zorlamalı ve tasarruflarının yaklaşık %25’’ini yatırıma vermelidir. Bugün tasarrufa ayırabildiğimiz rakam %17-18 kadardır. Bununla %7 kalkınmayı gerçekleştiremeyiz. Büyümeyi sağlayabilmek için Türkiye devamlı olarak borçlanmaktadır. Bu, her zaman tutarlı bir yol değildir. Hele ’“sıcak para’” ’“baskılı kur’” ile bunu sürdürmek mümkün değildir.
Türkiye, mutlaka üretimini çoğaltmak, yatırımını, tasarrufunu, ihracatını arttırmak zorundadır.
Ancak, nüfusunun %30’’u tarımla geçinmeye çalışan bir toplumda bu kalkınmayı çok zor gerçekleştirebiliriz. AKP iktidarının unuttuğu, endüstrileşmeye, yatırıma, sanayileşmeye hız vermeliyiz. Böylelikle çalışan nüfusumuzu planlı olarak tarımda çalışmaktan, sanayide çalışmaya yönlendirebiliriz. Bilindiği gibi, sanayide çalışanlar, tarımda çalışanlara göre 7 kat fazla kazanç elde etmektedirler.
Gelişmemizi ve kalkınmamızı, istenen düzeye çıkardığımızda Başbakan Erdoğan’’ın dediği 3 çocuk olayı gerçekleşebilir. Başbakan Erdoğan milletin uçkuruna karışacağına varsa, ülkemizin kalkınması ile ilgili düşüncelerini söylemelidir. O zaman zengin bir ülkenin, tok ve hür vatandaşlarını yetiştirmek mümkün olabilir.
Birleşmiş Milletler Raporuna göre Türkiye, eğitim, sağlık ve eşitlik konularında yerlerde sürünüyor. Böyle bir ülkenin aç ve özgür olmayan vatandaşları nüfus olarak çoğalsa ne olur, çoğalmasa ne olur?
Unutulmaması gereken en önemli konu ise gelişmemiş, kalkınmamış, zenginleşmemiş toplumlarda demokratik rejimi yaşatmak mümkün değildir. Bu toplumlar, dine veya güce dayalı diktatörler tarafından yönetilmeye mahkûmdurlar!...