Zihinlerimize vurulan pranga, zevkimize konan ambargo! Biz bize benzemiyoruz artık’…
Varlık sebebimiz potansiyel sanık! İlamı çoktan çıkmış bu mahkemenin: ’“Kendini tanımayacaksın! Yeni bir ruh biçilecek bedenine; sen köklerinden kopartılacaksın..!’” ’¶
Maceraya hazır bedenlerde başlar ilk yıkım. Türk genci peçenin arkasından gün yüzüne çıkan kadın gibi soyunur dökünür ve nereye gideceğini şaşırır.(1) Evropa’’lı olmak bir nirvanadır onun için; geri kalmışlıktan kurtulmak, yükselmek ve yücelmektir.
Küçük düşürülmüş her vaka bu yola sapar mı?Bilinmez. Ama İki yüz yıldır ’“geri kalmışlığı’” yüzüne sıkça vurulan bu özne, hala aynı tercihte ısrar ediyor. Bir devlet politikasıdır çünkü ’“evropalı’” olmak. Bütün kurumlar için varılacak tek hedeftir. Yayından fırlayan her ok o menzile isal(2) olmalıdır.
Müzik zaten çok sesli değildir. Tiyatrosu yoktur. Plastik sanatlar hiç kabul görmez. Edebiyat sadece şiir; o da çağdışıdır. Mimari, anıt yapılardan ibaret. Oturdukları evler ahşap ve kerpiçten’…(3). Velhasıl mazinin derinliklerinden gelen ’“estetiğe ve zevke’” ait ne varsa komple ilga edilmelidir ya da yenileriyle değiştirilmeli.
Bu millet ilerleyecekse hayatı külliyen yabancısıyla tebadül ettirilmelidir. Zaten geriliğine sebep bizzat kendi varlığı, dini, imanı, töreleri ve alışkanlıkları değil midir?! Öyleyse alaturkalık bırakılmalı, alafrangalık getirilmelidir!
Son iki asrın tarihi: Değişim, dönüşüm ve bölüşüm tarihi’… Binlerce yıllık değerlere, yüzlerce yıllık kurumlara tek tek el uzatılır. Yetmezse kolayı var: ’“dil uzatılır’”(!) Gericilik yaftası nasıl olsa boynumuza iyi yakışmıştır’…
Tepeden inmeci bir uygulama bu. Büyüklerimiz tarafından böyle uygun görülmüş, sorulmamış hiç. Tedkik ü tahkik(4) yok. Batının jakoben anlayışı, Bizans’’tan sirayet eden tüm hastalıklar gibi tüm bünyemizi sarmış. Kanun yapılır, kararlar alınır ama kanunun muhatabına hiç bir şey sorulmaz bu ülkede...
Sorulmasına da hacet yoktur: Sorgulama mekanizmasını oluşturan aydın tipi buna müsait değil zira. Bir papağan edasında ne öğrettilerse onu tekrar ediyor. Keşke başkalarını tekrar etme yerine kendini tekrar edebilseydi. Kendi gökkubesi altında yazılmış, yaşanmış ve düşünülmüş kaynaklara ulaşabilseydi. O zaman Batı’’yı taklit etmeyecekti belki de.(5) Kendi öz malının üzerine bir şeyler koyacaktı. Ve artık bıkkınlık veren tekrardan kaçınacaktı! (6)
Ne değişebildik ne de dönüşebildik. (Fakat bölüşüldüğümüz kesin!) Bir ucube gibiyiz. Ne doğuluyuz ne batılı; ne dindarız ne laik; ne alafrangayı benimseyebildik ne de alaturkadan kopabildik.
Her gün eriyoruz, komplekslerimiz artıyor. Maziye ihtiyaç duyuyoruz bizi en çok köksüzlük vuruyor. Tanpınar: ’“O, kendisinden gelmemiz lazım gelen bir şeydir. Bir devam fikrine vehim de olsa muhtacız.’”(7) diyor. Evet, maziye, geçmişe muhtacız. Köksüz değiliz! Biz aslında ’“Kökü Mazide Olan Atiyiz.’”(8) Bu coğrafyada ya da tarihin sahnesinde var olacaksak eğer, kaybettiğimiz şifre bu!
Düşünce ve estetik anlayışımız kısaca kültür dünyamız allak bullak! Köksüzlük anlayışı kah Mavi Anadoluculuk(9) akımıyla Helenlere bağlamak istemiş bizi, kah başkaları bilmem ne belaya’…
’“Her taklit aslının kötü bir örneğidir’”(10) diyor bir bilge. Taklit ve tekrardan kurtulma vakti geldi. İsyanın başlangıcı bu... Ambargo delinmeli, prangalardan kurtulunmalıdır artık. Türk’’ ün de dünyanın da ihtiyacı yeni şeyler söylemek üzerine’…
Akif’’ in isabet buyurduğu gibi yönümüzü değiştirme vakti geldi.(11) Dünya yuvarlak nasıl olsa ve nasıl olsa yüzümüzü döndüğümüz batı her şartta muhalifimiz ve muarızımız.
Ölüm Hak ise, Miras Helal’’dir’…
Kültürel Haklarımızı Geri İstiyoruz!
Kültürel Haklarımızı Geri İstiyoruz!
Geçmiş öldü diyorlar! Yaşasın yeni kral anlayışı gibi ilkesiz bir tutum bu. Kendini inkar etmek bir bakıma!
Maziden intikal eden bütün haklarımızı geri istiyoruz! Tüm bakiyemizi. Zor olacak biliyoruz. Çünkü bu ülkede kültürel hak dendiğinde etnik istekler öne sürülüyor; etnik dil bunun başında geliyor! Bu memleketin asli unsuru yani geleceği yani gençliği yani her şeyi görmezden geliniyor, köksüzleştirme uğruna ateşe atılıyor.
Türk Genci, moral olarak hayata tutunabilmesini sağlayacak tüm fikri ve estetik değerlerden mahrum bırakılıyor. Maddi olarak geleceği umutsuz, geçmişi karanlık ve müphem’…
Yaşamak onun için buhrandan başka bir şey değil! Cami avlusuna terk edilmiş her çocuk gibi o da babasını arıyor.(12) Öz ve kök değerlerini bulmak zorunluluğu hissediyor.
Geçmişin medeniyet kurduran değer yargıları aslında onun malı. Kültür kavramının çatısının altında neler toplanıyorsa; tarihin derinliklerinden neler süzülüp geliyorsa hepsi onun. Gasıp(13) bir düzen çevirmiş etrafı; zorla elinden almış ve almaya devam ediyor!
Her şey mazide gizli’…(14) Fetişist bir algılama değil, sadece tevarüs(15) eden bakiyeye sahip çıkmak’… Kültürel haklarımızı geri istiyoruz. Etnik bölücülerin talep ettiği haklardan çok daha fazla ve önemli bir istek bu. En azından ’“haklı’” bir istek’…
Çeyrek seslerle dolu da olsa; tek sesli de olsa kendi müziğini; milli mimarisini, süsleme sanatlarını, güzel Türkçe’’yi; o Türkçe ile yazılmış edebi eserleri; temaşa sanatlarını, normatif bütün değerlerini, tarihini; binlerce yıllık birikimi geri istiyoruz!
Şehirlerimizi saran kara binalardan, gri sokaklardan çok sıkıldık! Nefes almak istiyoruz. Başkalarının hayatını tekrar etmek istemiyor, (hem de düşman bir medeniyetin tekrarı bu) kendi değerlerimizle kendi yaşantımızı sürmek istiyoruz. Kıyamet senaryoları üretmek değil, doğum sancıları çekmek istiyoruz! Yunus’’ un; ’“her dem yeniden doğarız biz, bizden kim usanası’…’” dediği gibi kainatın oluş nefesinde varlık bulmak istiyoruz!
Artık yeter! Bıktık pespaye ürünlerden. Her şeyin en iyisinin, en ahlaklısının ve en niteliklisinin yapılmasını istiyoruz. Televizyonlarımıza popüler yozlaşma hakim olmasın, sinemamız milli bir karakter taşısın; her yeni Türk filminde sapık ilişkiler sanki mecburiyetmiş gibi yer bulmasın! Ahlakımızı istiyoruz. Cihan şümul olan ahlaki değerlerimizi. Çünkü ’“medeniyetlerin nasıl yükselip ve nasıl çöktüğünü’” çok iyi biliyoruz! Kendimiz olmak istiyoruz!
Nerde ise bulunup sahiplerine teslim edilmeli bu miras. Ve yine meşru müdafaadayız, sadece hakkımızı istiyoruz o kadar: Törenin dediği gibi; Ölüm hak miras helal !
Dipnotlar
1 Gerçekten bu mevzu başka bir yazıda değerlendirilmeli. Kara Çarşafın içinden birden hayatın tam ortasına atılmak kolay olmasa gerek. Sonuçları da gözden uzak tutulamayacak kadar önemli’…
2 İsal Olmak: Ulaştırmak, vasıl etmek. Yetiştirmek.
3 Hayret! Taşa da demire de hamur gibi şekil veren bir millet şehirlerde yani ortak kullanım alanlarında hem latif hem de kudretli yapılar inşa etmiş. Ama kendine ait ikamet alanları naif ve kırılgan. Türk Evlerinde güçten ziyade letafet önalanda!
4 Tahkik: Kaybettiğimiz mefhumlardan biri. Hatta en önemlisi
5 Ah Dil devrimi Ah!
2 İsal Olmak: Ulaştırmak, vasıl etmek. Yetiştirmek.
3 Hayret! Taşa da demire de hamur gibi şekil veren bir millet şehirlerde yani ortak kullanım alanlarında hem latif hem de kudretli yapılar inşa etmiş. Ama kendine ait ikamet alanları naif ve kırılgan. Türk Evlerinde güçten ziyade letafet önalanda!
4 Tahkik: Kaybettiğimiz mefhumlardan biri. Hatta en önemlisi
5 Ah Dil devrimi Ah!
6 Devrimler tekrar, değerler taklit, Komünizmi tekrar ettiler, kapitalizm taklit. Kitaplar taklit, Sanat tekrar, TV programları hep taklit ve tekrar!
7 Huzur. Roman. Dergah Yayınları.
7 Huzur. Roman. Dergah Yayınları.
8 Bu söz üzerine hem Yahya Kemal’’ in hem de Ziya Paşa’’nın birer beytini buldum. Bir de bu sloganla bir gazete çıkacaktı herhalde’…
9 Halikarnas Balıkçısı. Cevat Şakir Kabaağaçlı ve gürhunun başlattığı bir fikri ve edebi bir akım.
10 Mehmet Deniz Kınıklı. Hem bir bilge hem de gönül adamı’…
11 Burada yaşanmış bir olay aklıma geldi: vaktiyle Mehmet Akif berberden çıkar. Yolda karşılaştığı muhalif ve muarızlarından bir gurup kendisiyle dalga geçmek ister, tıraş olmuş haline hakaretle: ’“ne o maymuna dönmüşsün’” der! Kökü mazide olan Akif yüz yüze geldiği muarızlarına, kendine yakışan vakarla cevap verir: ’“iyi o zaman başka tarafa döneyim’…’” !!!
12 Keşke cami avlusuna terk edilse’… Direk sokağa bırakılmış!
13 Gasıp: Gasp eden!
14 Merhum Atsız’’ ın ’“Toprak ve Mazi’” şiiri bu noktada okunmaya ve hatırlanmaya değere!!!
9 Halikarnas Balıkçısı. Cevat Şakir Kabaağaçlı ve gürhunun başlattığı bir fikri ve edebi bir akım.
10 Mehmet Deniz Kınıklı. Hem bir bilge hem de gönül adamı’…
11 Burada yaşanmış bir olay aklıma geldi: vaktiyle Mehmet Akif berberden çıkar. Yolda karşılaştığı muhalif ve muarızlarından bir gurup kendisiyle dalga geçmek ister, tıraş olmuş haline hakaretle: ’“ne o maymuna dönmüşsün’” der! Kökü mazide olan Akif yüz yüze geldiği muarızlarına, kendine yakışan vakarla cevap verir: ’“iyi o zaman başka tarafa döneyim’…’” !!!
12 Keşke cami avlusuna terk edilse’… Direk sokağa bırakılmış!
13 Gasıp: Gasp eden!
14 Merhum Atsız’’ ın ’“Toprak ve Mazi’” şiiri bu noktada okunmaya ve hatırlanmaya değere!!!
15 Tevarüs: Miras kalan