'Türkiye'de Alevi Olmak' isimli bir yazıyı yazmadan önce, kafamda güzel bir kurgu oluşturmuştum. Bu kurguda bir ülkede 'azınlık' olmanın zorluklarını anlatacaktım. Yoksa Alevilik şudur, geçmişte ve günümüzde yaşamış/yaşayan değerli kişiler bunlardır diye daha çok bilimsel temele dayalı bir yazı yazmayı düşünmüyordum.

İnanır mısınız, çok sevdiğim üç Alevi dostumla bu konuda sohbet etmeye başlayınca, yazımın formatı da tamamen kendiliğinden çok farklı bir boyuta kaydı ve ben de zevkle yazmaya başladım. Bildiğim ve unuttuğum pek çok konu tekrardan gündeme geldi, ben de bu duyduklarımı sizlerle paylaşmak istedim.
Türkiye'de eğer gerçekten Alevi olduğunuz belli ise, karşılaştığınız bazı zorluklar ve engeller var. Örneğin, eğer ki Sünni bir aileden bir kız ile evlenmek istiyorsanız, size kızın annesi ve babası Alevi olduğunuz için kızlarını vermeyebilirler. Bahsetmiş olduğum dostlarımdan bir tanesi, eşiyle evlenmek için tam yedi yıl beklemiş. Gerçi şimdi üç damattan en sevileni olmuş ama geçmiş yıllar içinde oldukça zorlu günler geçirmiş. Bu sadece evlilik aşamasında karşılaşılan bir sorun değilmiş. Lise yıllarında, üniversitede 'Alevi' olduğunu kimselere söyleyememiş. Eğer bu konuyla ilgili bir sohbet ortamı açılırsa, kavga etmeden bilgi ve ikna yöntemiyle 'Aleviliği' anlatırmış.

Diğer dostum ise kendimi bildim bileli bir türlü çevremdekilere 'kendimi anlatamadım' ifadesini kullandı. Yıllar önce Hacı Bektaşi'yi ziyarete gittiğinde bir tabak almış. Hatta üzerinde Atatürk'ün bile resmi varmış. Bu tabağı evinde, salon kapısının üzerine asmış. Uzun yıllardır aynı mahallede oturduğu çok sevdikleri aile dostlarını evlerine davet ettiklerinde gelen misafirlerden birisi, duvardaki tabağı göstererek: 'Bu dedenin resmi mi?' diye sormuş. O sırada odada bulunan evin küçük oğlu 'Hz.Ali' dediğinde, 'aaa siz, Alevi misiniz? demiş. Bunun üzerine dostum 'bana yakıştıramadı Alevi olmayı' dedi. Böyle bir durumda, Aleviler kendilerini anlatmaya çalışıyorlar. Sünni geleneklerinden daha farklı bir inanç sistemleri olduğundan bahsediyorlar. Dini inançlarını 'akıl ile inanç ile ' birleştirdiklerini, Allah korkusu yerine 'sevgiyi, hoşgörüyü, barışı, dostluğu' temel aldıklarını anlatırlar.

Onlar için 'iyi insan' ; 'iyi yurttaş' demek. İyi vatandaş olduklarını düşünüyorlar. Ancak özellikle devlet sınavlarına girdiklerinde, Alevilerin daha çok yaşadıkları şehirlerde doğduklarını söylediklerinde işe alınmadıklarını; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin okullara ya da polis okullarına giremediklerini; ticari hayata atılmak istediklerinde çok açık olmasa da kendilerine karşı bir 'tavır' alındığını; hiçbir bürokratın Alevi olmadığından bahsediyorlar.

Devletin ne bir Vali'si, ne bir Emniyet Müdürü var, Türkiye'de Alevi olarak; belki de çok daha ilginç olanı, laik bir ülkede yaşamamıza rağmen bütün vatandaşlar gibi Aleviler de ülkelerine 'vergi vermelerine' rağmen, Diyanet'te çalışan Alevi bir memur olmadığı gibi bir 'çaycının' da olmadığından şikayetçiler…

Çok güldüğüm bir konu da, dostlarım ilkokuldayken, Sünni arkadaşlarının onlara bakarak 'kuyruğunuz nerede?' diye sorarlarmış. Hiç anlam veremezlermiş bu nasıl bir düşünce yapısıdır diye… Anlatamamışlar bir türlü kendilerini çok istemelerine rağmen…

Yaşamları boyunca Aleviler 'eşit olmayı' bir ilke/prensip olarak benimsemişler. Kadınlarını, kızlarını hep el üzerinde tutmuşlar. Erkek okutulmamış, ama kadınlarını 'başöğretmen' olarak görmüşler ve onların okuyup meslek sahibi olmalarını sağlamışlar. Bu nedenle de insanları farklı mezhepten, dinden gelmiş olmaları nedeniyle hiçbir zaman 'ötekileştirmemişler'…

Aleviliğin derdi 'insan olmak'… Ya da yaşam boyu böyle olmaya çalışmak. 'Saz' onlar için kutsal. Her türlü 'kelam' bununla söyleniyor. Bütün söylenen sözler 'neb-i derya'. Bu nedenle yazılı tarihleri olmamasına rağmen Aleviliğin temel değerleri günümüze kadar gelmiş. Sazlarını bir yerden diğer yere göç ederlerken, paltolarının altına saklamışlar. Vardıkları yerde, yeniden başlamışlar söze… kaldıkları yerden…

Bütün Alevilerin en önemli hatta belki de özellikle üzerinde durdukları konulardan birisi 'Aleviliği tanıtmaktan ziyade Aleviliği öğrenmeye çalışmaları'…

Yıllar boyunca Sünni'ler ile yaşamışlar ve sonunda 'asimile' olmaya zorlanmışlar. Kendi gelenekleri ile Sünni gelenekleri birbirine karışmış. Var olmak ve bu topraklarda yaşamak için 'uyum sağlamak' zorunda kaldıkları için, kendi bazı değerlerini unutmuşlar.

Şimdi pek çok Cem Evi'nde, Alevilik konusunda uzman kişileri ve 'dede'de dikleri din insanlarını çağırarak, konuşuyorlar, dinliyorlar. Aleviliğin ne olduğunu tam olarak anlamaya ve içselleştirmeye çalışıyorlar. Çocuklarına bırakacakları en önemli mirasın, bu öğretiler ve gelenekler olduğunu düşünüyorlar.

Üç sevgili dostumdan öğrendiğim nice bilgi oldu, onları dinlerken, onlara daha çok saygı duydum, daha çok takdir ettim. Hani hepimizin bildiği bir söz vardır: 'Eline, beline, diline hakim ol!' deriz. Biliriz bunun anlamını ama bir türlü uygulayamayız gerçek yaşamda. Hacı Bektaşi-i Veli der ki:

'Eline hakim ol'; Asla hırsızlık yapma, kimsenin malına göz dikme derken- memleketine sahip çık 'Beline hakim ol'; Kimsenin eşine, kardeşine yan gözle bakma derken – soyuna sopuna sahip ol

'Diline hakim ol';Kötü söz söyleme derken- kendi öz diline sahip ol der…

Düşünsenize Alevi şairlerinin bütün yazdığı şiirler Türkçe söylenmiştir, Farsça değil…

Ben üç dostumu ve Alevi dostlarımı tanıdığım için kendimi şanslı hissediyorum. Din, dil, cinsiyet ayrımı yapmadan 'sevgi, dostluk, kardeşlik ve hoşgörü' içinde yaşamak dileğiyle…