Başbakan, gazete patronlarını; ’“Yok öyle köşe yazarlarına karışamamak, maaşını sen veriyorsun, dediğini yapmazsa, bu dükkanda sana yer yok der, kapının önüne koyarsın’” diye azarladı.’¶
Bu şekilde bir konuşmanın, DEMOKRASİ’’YE, DEVLET ADAMLIĞINA ve İNSANA SAYGIYA ne derece uyduğunu sizlerin takdirine bırakıyorum.

Bir de Başbakanın, ’“SEVERİZ YARATILANI, YARATANDAN ÖTÜRÜ’” diye çok sık kullandığı sözü ile, köşe yazarlarını, sadece maaş alan ’“köleler’” olarak gören yukarıdaki sözlerinin ne derece uyduğunu da ’“ULEMANIN’” takdirlerine sunuyorum.
Başbakan’’ın anlayışına göre, bir çalışanın maaşını kim veriyorsa o kişi patronun düşündüğü gibi düşünmek ve patronu ne derse onun dediğini yapmak zorundadır. İşte aylardır yazdığım ’“BİAD KÜLTÜRÜ’” budur. Tüm gençlik yıllarında gördüğü eğitim boyunca hep emir almış, tartışmayı, özgür düşünceyi hiç yaşamamış, hocasının dizinin dibinde oturarak sadece kendisine verileni almaya çalışmış, gel deyince koşarak gelmiş, git deyince geri geri çıkarak gitmiş, sorgulamayı ve araştırmayı bilmeyerek yetişen kafalar, biad kültürü ile yetişmiş olurlar. Bu kültürle yetişen birinin ülke sorunlarına ve kurumlara bakış açısını, Başbakan’’ın konuşmalarından beraberce irdeleyelim:
YARGIYA BAKIŞ: ’“Yargı, yürütmenin işine karışmasın, biz yapıyoruz, yargı bozuyor, yargı bize kan ağlatıyor’”.
ASKERE BAKIŞ: ’“Askerlik yan gelip yatma yeri değildir’” ’“Dağda şehit olan askerin de, çatışmada ölen teröristin de anneleri aynı seccadeye baş koyarlar.’”
ÜNİVERSİTELERE BAKIŞ: ’“Üniversiteler insan yetiştiremiyorsa, birileri yetiştirir’”,
MEDYA’’YA BAKIŞ: Devlet Bankalarını zorlayarak, bankacılık kurallarına uymayan kredilendirme işlemleri sonucu yandaş medya oluşturma çabalarını ’“pişkinlikle’” uygulamaya koymak. Günde BİR MİLYON adet cemaat gazetesinin BEDAVA dağıtılmasını, ’“DEVLETİN VERGİ KAYBINA UĞRAMASINA’” kendisinin desteklenmesi uğruna göz yummak. Emir altına girmeyen gazeteleri Vergi Denetim Memurları ile çökertmek ve bunu bir tehdit aracı olarak kullanmak.
Kendi Bakanları için basın mensuplarına; ’“gösterin o bakanları hemen kapının önüne koyayım’”; oturumu yöneten TBMM Başkanı’’na; ’“Siz mi susturacaksınız. Yoksa ben mi susturayım’” diyen bu kafadan, DİKTATÖR çıkar, FAŞİST YÖNETİM çıkar, HASAN SABBAH YÖNETİMİ çıkar.Birlik, bütünleştirme, Çağdaş Yönetim ve DEMOKRATİK YÖNETİM ÇIKMAZ.
İşte Türkiye’’nin esas problemi budur. Cumhuriyet dönemi boyunca ilk kez, Cumhuriyetin kuruluş değerlerine açıkça karşı olduğunu söyleyen bir parti, iki defa seçim kazanarak ’“tek başına’” iktidar olmuştur.
’“Demokrasi benim için amaç değil, araçtır. Gideceğim yere kadar kullanır, sonra inerim’”

’“Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu’”


Bu sözler Başbakan’’ın sözleridir. Bu sözler hiçbir zaman inkar edilmemiştir. Sadece ’“değiştim’” deyip bazı safları inandırma yoluna gidilmiştir. Böyle bir kafadan, demokrasi ve demokratik standartları yükseltme çabası bekleyen, daha çok ama çok bekler.
Başbakan’’ın karşı olduğu ve çalışma yöntemlerini beğenmediği yukarıdaki kurumların hepsi ’“ANAYASAL KURUMLARDIR’”. Bu kurumların hepsi görev ve yetkilerini Anayasa’’dan alırlar. Başbakan eğer Anayasa’’yı değiştirecek gücü kendisinde bulabilirse ve Türk Milleti’’ne kabul ettirebilirse buyursun değiştirsin. Ama ZEKİ ve DÜRÜST Türk’’ler bu oyuna asla geçit vermeyeceklerdir.
Haftaya Sn. Süha Kurultay’’ın gönderdiği güzel bir fıkra ile başlayalım:
Tanrı, dünyayı yarattığı zaman gelecekteki ulusların temsilcilerini yanına çağırmış ve her birine ’‘ikişer erdem’’ vermiş. Türklere ise ’‘3 erdem’’ vermiş; ZEKA, DÜRÜSTLÜK ve TAYYİP SEVGİSİ. Meleklerden biri tanrıya sormuş: ’“Her millete iki tane de, neden Türklere üç tane?’” ’“Evet ama’… demiş Tanrı ’“sadece ikisini kullanabilecekler!’” Yani’…

Bir Türk ZEKİ ve TAYYİPÇİ ise DÜRÜST olmayacaktır..
Bir Türk DÜRÜST ve TAYYİPÇİ ise ZEKİ olmayacaktır..
Bir Türk hem ZEKİ hem de DÜRÜST ise asla TAYYİPÇİ olmayacaktır.
Sağlık ve başarı dileklerimle, iyi haftalar’…