Bir dizi furyasıdır aldı başını gidiyor. Hepsi de birbirinden heyecanlı gerçi ama takip ettikçe büyüyüp, üzerime doğru geliyorlar sanki. ’¶ Aşk-ı memnu mesela, gel de izleme, nedir o enfes boğaz manzaraları, Firdevs hanımın şıklığı ve bir de yasak aşkın tatlılığı’… Vallahi Bihter’’in sabah kahvaltısına giydiği kıyafetleri ben ancak özel bir gece olursa giyiyorum, onun dışında ayağımda Ugg’’lar, dışarıya atıveriyorum kendimi. Bir ayakkabı bu kadar çirkin ama bu kadar rahat olur mu yahu?
Neyse efendim geçtiğimiz günlerde ugglardan bana da hafif bir gına gelmiş olucak ki, bir arkadaşımla sabah kahvesi içmeye sözleştiğimde, ’‘Hadi’’ dedim kendi kendime, ’‘Bugün şöyle bir kendime çeki düzen veriyim, biraz Firdevs hanım gibi hissedeyim.’’ Sabah sabah başladım süslenip püslenmeye, ama gel gör ki sabahları makyaj yapmak ne kadar da zormuş.. Vay tüm gün boyunca çalışan ve saat 08.00’’de her şeyiyle hazır olmak zorunda olan işkadınlarının haline! İstifimi bozmadan kahvaltı masasına oturmamla annemde ilk yorum geldi: -’‘Kızım aşk-ı memnu’’daki hanımlar gibi olmuşsun!’’ Tamam, güzel bir his ama alışık olmayan da fazla zorlamamalı kendini. Kot pantolonumu, eşortmanımı özledim o anda. Tüm günüm de öyle yoğun geçti ki, günün sonunda eve geldiğimde topuklu ayakkabılarımı çıkartırken ister istemez içimden şükredip, koşarak üstümü değiştirdim.
İnsanın aklına giriyor vallahi bu diziler, hadi ben kenarından atlattım, ağrıyan bacaklar ve bir an önce kurtulmak istediğim o ağır makyajdan aldım dersimi de, peki ya Kurtlar Vadisi’’nin etkisi ile okulda dehşet saçan öğrencilere, Polat alemdar’’ı örnek alan, hatta çakırın ölümünün arkasından helva döken yurdumun gençlerine ne demeli?Tek bir çözüm var bence, dizinin kamera arkası görüntülerini yayınlasınlar lütfen. İnsanlar gerçek sanıyor çünkü. Hem hiçbir şey kaybetmez, aksine kazanır Kurtlar Vadisi ekibi. Millet gerçek sanıyor, özeniyor. Hollywood yapımı en iyi filmlerin dahi kamera arkası görüntüleri var, Kurtlar Vadisinin neden olmasın?

Öte yandan artık iyice sabırlarımızı zorlayan dizilerde var, mesela Canım Ailem. Kız kardeşim derya’’nın favorisi, zorla izliyordum başlarda, ama sıcak, içten bir dizi. Bir zamanlar İkinci Bahar vardı ya, sanki biraz ona benziyor. İnsanın içini ısıtan bir yanı var, ama bir yerde de insanın içinden ’‘Yeter artık Samim ile Meliha evlensin’’ demek geliyor. Heyecanın az, sempatikliğin çok olduğu sıcak bir dizi ama insan bir hafta sonrasını da merakla beklemedikten sonra, ne kadar takip edebilir bir diziyi?
Heyecan demişken, bakın işte burada benim de sürekli takip ettiğim tek dizi geliyor aklıma; o da Ezel’… Daha ilk bölümden izleyenleri ekrana kilitledi. Lise yıllarımdan kalan Oscar Wilde ve Shakespeare’’in kitaplarını ikinci kez okumaya başladım. Çok sevdiğim Tuncel Kurtiz ise kendisine cuk diye oturan bir rol’’ün, Ramiz Dayı’’nın hakkını sonuna kadar veriyor. Peki ya Ali rolündeki Barış Falay’’a ne demeli?Hem İzmirli hem de Konak Belediye Tiyatrosu’’ndan yetişme biri olduğu için izlerken ona ayrı bir torpil geçiyorum içimden. Mimikleri muhteşem, bana nedense Dustin Hoffman’’ı hatırlatıyor. İzledikçe kapılıyorum.
Dizi furyası hatırlarsanız 2001 yılında ’‘Asmalı Konak’’ ile başlamıştı. O tarihlerde dizi izlemeyi zaman kaybı gibi gören bir takım insanlar, ’‘Ben dizi izlemiyorum, onun yerine National Geographic izliyorum’’, ’‘Akşamları televizyon yerine kitap okumayı tercih ediyorum’’ gibi sözler sarf ettiler. Sanki dizi izlemek kitap okumaya engelmiş gibi, sanki tüm Türkiye sürekli kitap okuyor da, diziler engelliyormuş gibi. Burada araya girmeden edememiştim, çünkü bilenler bilir, ben çocukluğumdan beri tam bir kitap kurduyum ve biliyorum ki kitap okumanın yeri, zamanı yok. Kitapsız bir dünya düşünemediğim gibi, beni kitaplarımdan bırakın diziyi, hiç kimsenin ayırmaya gücü yetmez. Zaten kitap okumayı akşam yemeğinden sonra vakit geçirmelik görüyorlarsa, ya da dizilerin kitabı engellediğini düşünüyorlarsa, onlara da tam olarak okur diyemeyeceğim doğrusu. Dizilere gelene kadar İnternet var, meşhur Facebook’’umuz var. Ama hayat hem çok uzun, hem de çok kısa, bu hayatta her şeye yer var.

Koca kış, her akşam dışarıda olamazdık ya, oturduk evlerimizde hepimiz, en zenginimizde, en fakirimiz de, İstanbul’’un göbeğindeki gençler de, Ardahan’’da bir kahvede oyun oynayanlar da aynı diziyi izlediler işte. Ben kitap okuyamadım, ben belgesel izleyemedim diyenlere duyurulur. Hem kulağa fazla sıkıcı geliyorsunuz, hem de biz dizileri açınca yan gözle izlediğinizden komik duruma düşüyorsunuz, bilesiniz.