Karşıyaka'da bir süredir ilginç, bir o kadar da üzücü gelişmeler yaşanıyor.
100. yılını kutladığımız koca çınar gözümüzün önünde eriyip gidiyor.
Ne yazık ki bir grup dışında, renkler üzerinden bir yaşama biçimi oluşturan ve topraklarını kutsal ilan eden bu özel kentte, bir suskunluk, bir teslimiyetçilik, bir kadercilik almış başını gidiyor.
Zühtü Işıl ve arkadaşlarının kurduğu, mayasında Kuvay-ı Milliye savaşımcılığı yatan, armasında ay yıldızı taşıyan Karşıyaka'nın dalyasında, uçuruma yuvarlanmasını timsah gözyaşlarıyla izleyenlerin yanısıra çaresizce seyredenler de var.
Sezon başında (açıkca deklere edilmese de) iktidarın gücünü de arkasına alacağı izlenimini uyandırmıştı yönetim. Portföyünde 22 milyon doları hazır ettiğini bildiren diğer adaya karşı taraftarın göüzene girmişti, biraz da etnik kökenlerin gündeme gelmesiyle… Karşıyaka'yı holding bağımlığından kurtarma coşkusu her yeri sarmıştı. Yılların Karşıyakalılar'ı olayı bir 'devrim' olarak nitelemişti. Yeni sponsor ya da sponsorlar bulunacaktı. Yılan hikayesine dönen stat yapılacaktı. 100. yılda takımı Süper Lig'e uçuracaktı yönetim.
Devlet katında olduğu gibi iktidar değişince her şey değişmeliydi. Yılların emektarları birer birer kapının önüne kondu. Hoş kondukları için belki şanslıydılar. Çünkü personel aylardır maaş alamayacaktı daha sonra..
Futbolcular ise Karşıyaka adına güvenip gelmişlerdi. 'Kol kırılır yen içinde kalır' misali sustular. Şimdi bırakıp gittiler diye kimse kızmasın. Meslektaşları bir eli yağda - bir eli balda, bol paralı kent takımlarında keyif sürerken, onlar 'Bu iş bizim onurumuz. Sizin bize hatırlatmanıza gerek yok. Çıkar oynarız' diyerek Cihat Arslan ve kurmayları Recep ve Ülken'in işini kolaylaştırdılar. Hep kol kırıldı, yen içinde kaldı. 'Ha bugün takılır, ha yarın' derken, Karşıyaka zirveye kuruldu, yağmur, soğuk, çamur, deplasman demediler. Hakemler her maçta yeni bir skandal kararla haklarını yerken onlar mücadeleye devam ettiler.
Ne güçlü kent lobileri, ne hatırlı milletvekilleri arkalarındaydı. Atıp tutanlar vardı; 'Hakkını yedirmeyiz' diye. Hiç kimse takmadı. Ta ki taraftar isyan edinceye kadar. Öyle ki TFF bile bu işin haklılığını kabul edercesine ceza bile veremedi, seyircinin sahaya dalmasına.
Ocak ayı geldi çattı. Ne sponsordan ses seda vardı, ne de umut…
Sadece basketbol ve voleybol… İki şube, can simidi… Taraftarın desteğiyle Arena geçilmez kale oldu. Basketbol her yıl isabetli yabancı seçimleriyle, altyapı ekolü ve en önemlisi de seyirci faktörü ile zaten her zaman kendine yer bulmaya hazırdı. Ufuk Sarıca gibi bir markayla birleşince ligin zirvesine kuruldu.
Bayan Voleybol takımı da Güçlü gibi özverisi 'güçlü' bir kurmay, İsmail Yengil gibi bir emektar ile başarı basamaklarını birer birer çıktı. Türkiye'nin dev bütçeli ekipleriyle kupa finaline kaldı. Helal olsun onlara!
Ama borcu 29 trilyona dayandığı savlanan Karşıyaka Spor Kulübü'nün kurtuluş reçetesi ne yazık ki, pota ve fileden geçmiyordu.
Yıllarca taraftarın yönetime karışmaması arzulanmıştı. Ancak bu kez durum farklıydı. Ortada ne bir rant, ne bir çıkar, ne koltuk hevesi vardı.
Karşıyaka taraftarı ortaya atıldı hemen; 'Bu gidiş gidiş değil. 24 puan bize yetmez. Bu takım da dağılmadan bir şeyler yapalım. Bulabildiğimiz kadar paramız da var. Biz koltuk meraklısı da değiliz. Ama gerekirse yönetimi de üstleniriz. Yeter ki Karşıyaka düzlüğe çıksın. Belki de Tanrı'nın 100. Yıl lütfu bu kadro korunsun'
Başkan da 'tamam' derken kongre kararı alındı. Karşıyaka taraftarı bu davranışıyla tarihe geçti.
Tıpkı 100 yıl önce Omiros Tarlası'ndaki zeytin ağacının altında buluşanlar gibi, ya da 40 yıl önce Çarşı'da para toplayan Gazcı Erol, Godeler gibi, kulübün borcunu kapatmak için evini satan Ali Ulvi gibi… Her şeylerini vermeye hazırdılar.
Oluşum ilk adımı attı. Fatih Diniz Makukula'nın parasını yatırdı. Hem kulüp 180 bin zarardan kurtuldu, hem de bir yabancı elde kaldı. Arkası beklenmeye başlandı umutla.
Gözler 'Baba'daydı, her zaman olduğu gibi. Ama taze para değil, holdingten açıklama geldi. 'Anlaşmayla belirlenen basketbolun dışında zırnık yok' tu.
Gidersin – gitmem… Verirsin-vermem derken 13 futbolcu bir çırpıda buhar olup uçuverdi, tıpkı Karşıyaka'nın 100. Yıl umutları gibi..
Yönetim tepkiler arasında 'devam' kararını açıklarken, 4 yönetici de istifasını verdi. Baba'dan yeni bir açıklama daha geldi.
Bu saatten sonra Katar'dan, Birleşik Arap Emirlikleri'nden şeyh getirsen hava. Vaat denizinin sonu geldi. Bu deliği kapatmak için hangi sponsoru, nasıl bulacaksın? Hangi futbolcuyu, hangi parayla, hangi ortama nasıl kandırıp getireceksin? Yoksa 35 yaşındaki Burak Akdiş'den mucize mi bekleyeceksin? Cihat Hoca'ya hangi yüzle, hangi takımla 'kal' diyeceksin? Süper Lig'e çıkamazsan savlanan 29 trilyon borcu nasıl ödeyeceksin?
Renk aşkıyla, bu girdabın içine dalmaktan çekinmeyen, Karşıyaka taraftarı tarihe geçti demiştik.
Allah korusun. Aklımızdan bile geçirmek istemeyiz amma…
Eğer 100.cü yılında bu takım küme düşerse, Sayın Başkan…
Sana engel olamayıp, eli kolu bağlı seyredenlerle…
Bu külüpten şan, şöhret, para, erk bulup diyetini ödemeyenlerle…
Karşıyakalılığı üç – beş milyona değişenlerle birlikte…
Üzgünüm ama…
Sen de tarihe geçeceksin.