Annemin yıllar önce söylediği bir söz vardı, 30 Mart 2014 gecesi ben de benzer sözleri duyarak, aynı duyguyu yaşadım Tayyip Erdoğan'ın 'Balkon Konuşması'ndan sonra. Annem, 1960 Askeri İhtilali'ni yaşamış, bir gün sabahleyin kalktığımızda radyoda Alparslan Türkeş'in kalın, otoriter sesiyle uyandık, o güne kadar, geleceğimiz ile ilgili bu kadar korkmamıştım derdi. Nedendir bilinmez bu sözler hafızamda kalmış ki, birden ben de sanki dejavu yaşarcasına aynı duyguları yaşayarak 31 Mart sabahına merhaba dedim.
Aylardır süren 'karmaşık ilişkiler ağı', şu ya da bu şekilde bitti. Bazı kişiler için beklenen sonuç ; bazı kişiler için de büyük bir hayal kırıklığı oldu. Seçim sonuçları tam olarak açıklanmasa da (Ankara dışında), Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Nutku' internette gezmeye başlamıştı bile: '….memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler….' diyordu sevgili Ata'mız ve sonra da: '…. Senin görevin Türk istiklal ve Cumhuriyet'ini kurtarmaktır' diye de sonlandırıyordu mesajını. Yıllar boyunca bu mesajı ne kadar alabildik, ya da kimler alabildi bu şimdilik bir muamma. Ama ortada tek bir gerçek var ki, şu anda 2014 Türkiye genel seçimlerinde %45,6 ile AK Parti birinci parti durumunda. Doğu illerinin 10'u dışında büyük çoğunluk AK Parti'nin başarısı ile sonuçlandı. CHP bu oran içinde %27,82 ile ikinci parti. Bu oran belki de CHP'nin uzun yıllardır almış olduğu en yüksek oy aslında. Bu CHP'nin başarısı mıydı diye soracak olursak, zaten pek çok kişi bu oyların MHP ile Cemaat'den gelen oylar olduğunu biliyor. Bu nedenle CHP için, bu seçimde ciddi bir başarısızlık örneği göstermiştir ifadesini kullanmak yanlış olmayacaktır.

MHP, Türkiye genelinde %15,2'lik bir oy almıştır. Şahsen ben bu seçimlerde MHP'nin çok daha yüksek oy alacağını tahmin ederken, oyların doğal olarak bazı CHP'nin yüksek olduğu yerlerde yer değiştirmesi nedeniyle, bu sonucun da beklenen bir sonuç olduğunu söyleyebilirim.
Geriye şimdi şu soruyu sormak belki de en doğrusu: 'peki, AK Parti nasıl olurda bu kadar yüksek oy almıştır, ya da bunu nasıl başarabilmiştir?

Yıllar önce Mel Gibson'ın başrolünü oynadığı, yönetmeni Nancy Meyers'in 2000 yılında çevrilmiş ve dünyada oldukça yaygın beğeni kazanan filmi 'Kadınlar Ne İster' filminin bu başlığı aslında bugünlerde yaşadığımız kaotik duruma çok uygundur. Sadece bir kelimeyi değiştirerek, ben şu soruyu sormak istiyorum: 'Vatandaş, ne ister?'

Aslında bu soruya verilen yanıtlar, pek çok sorunun da çözümüdür. Ülkemizde farklı bölgelerde, farklı gelir düzeylerinde yaşayan yüzlerce, binlerce insan var. Seçimlerde kazanmaya kararlı olan her parti lideri, vatandaşın bu sorusunu kendisine yönelterek bunları rahatlıkla öğrenebilir. Bu konuda yardımcı olacak da yüzlerce şirket var. Bu kadar dert etmeye de gerek yok. Neden mi? İnsanların klasik temel ihtiyaçları zaten yıllardır belli. Öncelikle 'karnını doyurmak' ister insanoğlu. Karnını doyurmak için de çalışmak zorundadır. Çocuğunun ihtiyaçlarını karşılamak anne-babanın asli görevidir.
Bir insanın ikinci temel ihtiyacı: 'barınma'dır. Yani insanların karınlarını doyurduktan sonra başını sokabileceği bir ev ister. Bu çok doğal bir gereksinimdir. Gelir düzeylerine göre insanlar muhakkak bir ev sahibi olmak isterler. Üçüncü temel ihtiyacımız ise 'aidiyet' hissetmektir. Bir kuruma bağlı olmak ve bir kurumun ona sahip çıktığını hissetmek isterler.

Bu ihtiyaçlar gerçekleştiği müddetçe de daha başka beklentilere gitse de, temelde vatandaşın istediği de budur.

Karnını doyurmak için eğer bir vatandaş iş istiyorsa, bir parti liderinin 'istihdam' yaratmaya yönelik projeler geliştirerek bu talebi karşılamasını bekler. 2013 Aralık dönemi ülkemizdeki İşsizlik oranlarına bakıldığında %10 düzeyindedir. 15-24 yaş grubundaki işsizlik oranı ise 18,7'dir. Bu çok önemli bir bulgudur. Üniversitelerden mezun olan öğrencilerimiz 'işsiz'dir ve devletten istedikleri en önemli destek bir işe girme imkanının kendilerine yaratılmasıdır. Bu arada bu öğrencilerin okurken yaşadıkları sıkıntılara hiç girmek istemiyorum çünkü üniversite de okuyan ve ailelerinin gönderdikleri paralar ile geçinemeyen ve 50 lira burs almak için uğraşan o kadar çok öğrencim var ki, hayatın aslında pek çok kesim için ne kadar kötü olduğunu anlamak zor değil.

Vatandaş ne ister? Bir ev ister. Bu evi kolaylıkla ve ucuz bir şekilde almak ister. Evinin çevresinde sosyal tesisler ister. Bu tesislerden yararlanmak ister. Yeşil saha ister. Çocuğunu, yaşlısını gezdirmek ister. Elektrik faturasının uygun, kömürünün ve odunun alım gücüne uygun olmasını ister. Çocuğunu okutmak, meslek sahibi olmasını ister. Hastanelerde sıkıntı yaşamak istemez. Doktorun kendisine iyi muamele yapmasını ister. Eşit haklarda çalışmak ister.

En önemlisi ise birisinin 'kendisine dokunmasını' ister. Kendisini yöneten kişilerin, elini tutmak ister. Sen de bizdensin, sen bizi anlarsın demek ister. İsmiyle hitap edilmek ister. Liderinin kendi sofrasına uğramasını şereflendirmesini ister. Bununla övünmek ister. Kısacası: 'vatandaş ne ister' sözünün yanıtlarını uzattıkça uzatabiliriz. Ancak önemli olan uzatmak değildir. Bu uzun listeyi başarıyla gerçekleştirenlerin neden bugün vatandaşı arkasından neden sürükleyebildiğinin yanıtını bir başka şekilde gösterebilmektir.


Vatandaşın ne istediğini anlatmak için bir gün iki gün yetmez… Yazmak, konuşmak, tekrardan yeni planlar ve projeler yapmak gerekir. Ancak bu seçimlerden sonra bu planların sağlıklı yapılmasında artık 'laf ebeliği' yapmanın ne kadar anlamsız olduğu ortadadır. 31 Mart 2014 sabahı, boğazımda büyük bir düğümle kalktım. Bu yaşıma kadar bu kadar suskun olmamıştım. Bir yandan Ata'mın :'.. senin görevin, Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır..' sözünü tekrarlarken, diğer yandan bu düşünce ve mentalite ile yola devam edildiğinde daha çok acı günler yaşayacağımızı görmenin kararsızlığı ile, 'vatandaşın ne istediğini' yazarak çevremdeki siyasilere bir duyarlılık kazandırmaya ve mesaj vermeye karar verdim. Belki beni dinleyen birileri olur da, gelecek iki yıl içinde 'yeni çehreler' ile siyasete katılanlar olur, bu konuda başarılı olamayanlar da bu arenadan 'çekip giderler', diye hayal ediyorum.