Öncelikle başlığa bakıp yanılmayalım. Aslında sıradanlaşan devletin çevreye olan duyarsızlığı. Şöyle ki. Çevreyi koruma, ağaçları yok etmemeyle ilgili alınan yargı kararlarına rağmen bunu uygulamama, 'uygula!' diyenleri de suçlama geleneği bizzat devlet tarafından oluşturuluyor.
Bunu daha önceleri Bergama, Eşme siyanürlü altın, Kuşadası, Manisa çöp depolama alanı, Karadeniz HES projelerinde daha az şiddette yaşamıştık. Çevreyi korumaya çalışanlara neler söylenmişti. Kimisi Alman vakıflarının adamı, kimisi de siyasi rantçı olarak yaftalanmıştı. Her şeye rağmen yargı kararları o vakitler daha az göz ardı ediliyordu.
Bugün…
…Gezi parkı ile başlayan süreçte insanlar yargı kararlarının uygulanmasında bazı güçlükler bulunduğunu görüyorlar.
Bunu Soma Yırca'da dün yaşadık…
… Ardından Yalova ve şimdi de Urla'da yaşıyoruz.
Aslında insanların temiz bir çevrede yaşaması anayasal hakları ve bunu sağlamak da anayasa gereği devletin görevi.
Ancak devlet bugün bırakın bunu sağlamayı, yaşadıkları çevre kirlenmesin diye anayasal haklarını kullanan vatandaşlarına karşı güç kullanıyor.
Devletin 'istemiyorsanız yapmayalım ya da sizin istediğiniz koşullarda yapalım' diyeceği yerde…
...Acele kamulaştırma kararları çıkararak özellikle enerji yatırımları yapmak istiyor.
Karşı çıkan çevrecileri, meslek odalarını, sivil toplum örgütlerini, sendikaları 'istemezükçü' ilan ediyor.
Türkiye'nin birçok yerinde yapılmak istenen çevreci olmayan yatırımlara karşı olduğu gibi…
…Urla'da da yörelerine kurulmak istenen Rüzgar Enerjisi Santrallerine (RES) insanlar bir direnç geliştiriyorlar. O çevrede yaşayanlar ve çevreciler yağan yağmura rağmen 'kesilmesin' diye ağaç nöbeti tutuyorlar.
Sadece İzmir'de değil, HES'lerden sonra Türkiye'nin birçok yerinde kurulan ya da kurulmak üzere olan RES' lere karşı da bir direnç gelişiyor. Urla RES'tleşmenin sadece bir örneği. Bayındır Marmariç'de bu 'ironik' direnişin bir diğeri.
İronik. Çünkü bu insanlar yıllarca yenilenebilir enerjiyi savundular. Yıllardır 'neden bu ülkedeki rüzgar, enerji üretiminde kullanılmaz?' dediler. RES'ler piyasaya çıktı ve yine itirazlar başladı. Ağaç nöbetleri tutulmaya başlandı.
RES'lere kimsenin itirazı yok. Ama tarım alanlarına, yaşam koşullarına, habitata zarar vermeden, ağaçlar kesilmeden yapılanlara.
Aslında özellikle Ege, Akdeniz bölgesi için en uygun enerji kaynağı güneş. Bu bölgelerde güneş bol ve güneş panelleri doğaya, insana, tarıma ve diğer canlılara, vahşice yapılan HES ve RES'ler kadar zarar vermiyor.
Ancak bu konuda Türkiye'nin daha çok yol alması gerekiyor. AB özellikle güneş enerjisi kurmak isteyenleri teşvik ediyor ve tarımdaki kota nedeniyle veremediği destekleri bu yolla çiftçisine aktarıyor.
Böylece hem çiftçisini üretimde tutuyor hem toplam enerji içerisindeki yenilenebilir enerji oranını arttırıyor, hem de üye ülkelerdeki vatandaşlarına ağaç nöbetleri tutturmuyor.