'Şaka gibi: Çiftçi Antidepresan kullanıyormuş' başlıklı yazıma başlarken bütün okurlarıma bu yazının temel beş ana başlığa ayrılması gerektiğini vurgulamak istiyorum. Gazetelerde okuduğum son tarımsal verileri dikkate alarak, bir çiftçi ailesinin de çocuğu olarak ülkemizde 'tarımın' neden bu kadar yıllardır dikkate alınmadığını ve üzerine düşülmediğini yine sorgulamak istiyorum. Haydigelin hep birlikte bu beş ana başlığı birlikte yorumlayalım:

'Düşük Fiyatı Gören Üretici Daldaki Kirazları Kuşlara Bıraktı' diye bir manşet atılmış bir gazetede… Normal dönemde dalında 5 TL.'ye ihraç edilen kiraz, bu yıl 2.5 TL'ye bile alıcı bulamazken, toplama maliyetinin yüksekliğinden dolayı üreticiler de çaresizmiş. En büyük pazarlardan Rusya'da yaşanan ekonomik krizin yanı sıra Avrupa ülkelerinden gelen talebin artmaması ve yine Irak gibi yeni pazarların düşük kalite mal talep etmesi, ihracat tarafından sıkıntı yaratmış. Yağışlar ve don nedeniyle kirazlarda çatlama meydana geldiğini belirten uzmanlar, kalite kaybı nedeniyle hem ihracata uygun ürünün az olduğunu hem de ihracatçının yüzde 30-40 fire ile aldığı ürünü satabildiğinden bahsetmiş olsalar bile esas sıkıntı bence 'kontrolsüz üretim'… Yeni bahçe kuranlara devlet 'halen teşvik veriyor'. Bu yüzden arz fazlası var. Türkiye'de maalesef yeterli 'paketleme ve şoklama tesisi' yok. Kimse malını çekemeyince, doğal olarak ürünler de tarlada kalıyor ???
İkinci temel konu; 'Tarım ilacında fırsatçı zam: %300' başlığı ile gazetelerin manşetlerinden bize yansıyan olumsuz bir haber daha... Patateste görülen hastalık, fırsatçıları vurgun için harekete geçiriyor bu ülkede… Patatesin yoğun olarak ekildiği Afyon'da yağışlar nedeniyle ortaya çıkan 'patates mildiyo' hastalığına iyi gelecek tarım ilacına son anda yüzde 300 zam yapıldı. Tarım Kredi Genel Müdürü, patateste 17 ile 20 lira olan ilaçların son günlerde 60 ile 65 ile arasında satıldığını belirterek, bölgeye 300 bin lira değerinde ilaç sevkiyatı yaptıklarını belirtti. Ne ilginç; çok başarılı bir durummuş gibi bu durum bize empoze ediyor değil mi ??
Üçüncü temel konu: Urfa'da 5 bin dekarlık arazide 1 milyar litre su tasarrufu sağlandı. 'Sulu geceler'- yaz aylarında hava sıcaklığının 50 dereceyi bulduğu Urfa'da, su kaybının önüne geçmek için 'Harran Ovası Gece Sulama projesi' kapsamında Coca Cola Türkiye, Hayata Art Vakfı, Doğa Koruma Merkezi, Harran Üniversitesi, Adıyaman Üniversitesi ve Callup Sulama Birliği'nin su kaybını önlemek için 2014 yılında başlattıkları proje kapsamında 50 çiftçinin pamuk ektiği arazilerde 1 milyar litre su tasarrufu sağlandı. Gündüzleri ortalama 14 saat süren sulama bu vesile ile 10 saate indi. Bir sezonda 13 sulama yapılırken, bu rakam gece sulaması ile 8'e indi.
Çiftçiler yüzde 15'lik bir artışla dekar başına 80 kilogram ürün topladı ve dekar başına 100 liralık ek kazanç sağladılar. Projeyle, 2015 yılı sonuna kadar 5 bin dekarlık alanın 2500 dekarında 'yağmurlama sulamaya' geçilmesi sağlanarak su tasarrufunun 2,5 milyar liraya çıkartılması amaçlanıyor (Bu arada hemen hatırlatma yapmak istiyorum, belki de sizlerde görmüşsünüzdür, kendi bölgemizde İsrail'de başarılı olduğu iddia edilen borular ile damlama sulama yöntemlerinden yararlanıldı. Bu su boruları kıvrım kıvrım çirkin görüntüleri ile park ve bahçelerde atıl bir şekilde ortalarda halen dururken, inanıyorum ki, Urfa'da yapılacak olan bu yağmurlama sulama başarılı olacaktır) Siz ne dersiniz?
'Kırsal kalkınma yaklaşımı olmadan, tarım kesiminde ekonomik büyüme sağlanamaz' sözüne ne kadar katılıyor da olsam, 'Çiftçi antidepresan kullanıyor' başlıklı gazete yazıları bu ülkede sadece sanayi sektöründe değil, tarım sektöründe çalışanlarında pek de öyle iç açıcı durumda olmadığını net bir şekilde gösteren dördüncü konu başlığımız…April Tarım Satış Müdürü-Manisa'dan bizlere şu güzel haberleri iletiyor: 'Arz fazlasından dolayı maliyetini kurtaramadığı için çiftçi sadece ailesiyle toplayabileceği ürünü hasat ediyor. Tarlaya fazladan işçi sokmuyor. Konuştuğum bir çiftçi geceleri rahat uyumak için antidepresan kullandığından yakınıyor' İnsanların huzuru bulduğu, şehir hayatından kaçtığı, sakin yerlere gittikleri yerlerde demek ki, insanlar pek de sakin değillermiş, bu yazı bana bunu anlatıyor. Sizce?
Yunanistan'da yaşanan kriz nedeniyle Türkiye ve Yunanistan arasındaki dış ticaret hacminin 1,5 milyar dolar olumsuz etkileneceğine dair yapılan ekonomik yorumlara EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, 'Yunanistan'ın bugün 350 milyar dolara yakın bir borcu var. Üretmeyen ülkelerin sonu budur' şeklinde demeci de oldukça dikkat çekici geldi bana beşinci konu başlığı olarak. Bu nedenle hemen kendi kendime şu soruyo sordum: Biz, üretmiyor muyuz? Yoksa ürettiklerimizi zaten tarlada mı bırakıyoruz??
Türkiye ekonomisinin temel göstergelerinin verdiği 'olumsuz' sinyallerin giderek artığı günümüzde, bugünkü eğilimin devam etmesi durumunda 60-65 milyar dolarlık dış ticaret açığımızı nasıl kapatacağımız sorunu ile karşı karşıya geleceğiz ( Eee bir de hükümette kurulmadı, bakalım kurulan bu yeni hükümet bu konuları ne kadar dikkate alacak bu da belli değil) İhracattaki gerilemenin temel nedenleri arasında; ihraç ettiğimiz malları başka ülkelerin ' daha kaliteli, daha ucuz ve müşteri isteklerine uygun üretmeleri' ise başımızı iki yana koyarak uzunnnnuzunnnn düşünmek gerekecek.
Bu düşünme sırasında ise 'biz nerede hata yaptık?' sorusunu sorarak tabiki.. Türkiye, bir 'tarım ülkesi'dir. Bu bilenmeli ve doğru bir şekilde kullanılmalıdır. Tarlasında çiftçinin ürününün kalması bugünün bir konusu değildir. Yıllardır bu olumsuz durumlar yaşanmaktadır. Kurulan hükümetler halen bu ülkede bir 'tarım politikası' ile 'kalkınma modeli' oluşturmadıktan sonra; ne çiftçinin antidepresan kullanması, ne tarım ilaçlarına yapılan zamlar ile birkaç kişinin gündelik vurgunu, ne de Urfa'da sulama projesi kapsamında 'yaşasın biz sosyal sorumluluk projesi' yaptık diyerek bölgesel kalkınmaya katkıda bulunduk 'masalı' bir varmış, bir yokmuştan öteye gidemeyecektir.
Bu masalı çok uzun zamandır dinliyorum, dedim ya, ben bir 'çiftçi çocuğuyum' artık, bu anlamsız kandırmacalara karnımız tok demek istiyorum. 'Tarım Politikası' bir 'devlet politikasıdır ve kesinlikle sanayinin gelişmesinde 'kırsal kalkınma' önemli bir 'ivme' kazandıracaktır… Umarım bundan sonraki hükümetler bu sözlerimizi dikkate alırlar. Yıllar sonra yine aynı konuları konuşmayız sizlerle ???