Ömür Şanlı

Türkiye’de her yıl çiftçimize, esnafımıza, şoförümüze, sanayicimize ve işverenimize farklı başlıklar altında destekler veriyoruz.

Gümüşte rüzgar tersine döndü: İki aylık kazanç bir haftada silindi
Gümüşte rüzgar tersine döndü: İki aylık kazanç bir haftada silindi
İçeriği Görüntüle

Mazot, yem, süt, buzağı, tohum, yatırım destekleri ve daha birçok kalem…

Bunların hepsi elbette önemli. Ama artık kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Bunca desteğe rağmen neden vatandaşın sofrasındaki fiyatları kalıcı olarak aşağı çekemiyoruz?

Bence bunun önemli nedenlerinden biri, ekonominin temel maliyetlerinden biri olan enerjiye yeterince bütüncül bakmamamız. Çiftçi mazot kullanıyor, nakliyeci mazot kullanıyor, esnaf ve sanayici elektrik kullanıyor, vatandaş doğal gaz kullanıyor. Enerji pahalandığında sadece enerji pahalanmıyor. Üretimden taşımaya, işletmeden hane bütçesine kadar ekonominin tamamına yayılan bir maliyet artışı ortaya çıkıyor.

İşte tam burada Enerji Fonu fikrini ciddi şekilde tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Bugün farklı alanlarda verdiğimiz desteklerin belirli bir bölümünü, geleceğin enerji güvencesi için oluşturulacak bir fonda toplayabiliriz. Enerji fiyatlarının düşük olduğu dönemlerde kaynak biriktirir, olağanüstü yükselişlerin yaşandığı dönemlerde ise bu kaynağı kullanabiliriz.

Kısacası: Ucuzken biriktir, pahalıyken kullan.

Bu fikir aslında bize tamamen yabancı değil. Geçmişte akaryakıt fiyatlarındaki dalgalanmaları dengelemek amacıyla uygulanan eşel mobil sistemi, enerji fiyatlarındaki sert hareketlerin vatandaşa yansımasını sınırlamaya yönelik bir yaklaşım ortaya koymuştu.

Benim önerim ise bu anlayışın daha kapsamlı ve kurumsal bir yapıya dönüştürülmesi. Sadece akaryakıtı değil, benzin, motorin, elektrik ve doğal gazı kapsayan bir Enerji Fonu… Üstelik amaç yalnızca fiyatı baskılamak değil, öngörülebilirlik sağlamak. Örneğin enerji fiyatlarında olağanüstü bir artış yaşandığında fon devreye girebilir ve belirlenen enerji maliyetlerinin altı ay boyunca öngörülebilir bir seviyede tutulmasına katkı sağlayabilir. Altı ayın sonunda sistem yeniden değerlendirilir. Ekonomik şartlar değişmişse yeni fiyatlar buna göre belirlenir. Böylece çiftçi üretim maliyetini, nakliyeci taşıma giderini, esnaf elektrik faturasını, sanayici enerji maliyetini; vatandaş da hane bütçesini daha sağlıklı planlayabilir. Çünkü enerji maliyeti sadece enerji faturasında kalmıyor. Domatesten ekmeğe, ulaşımdan sanayi üretimine kadar her ürünün ve hizmetin maliyetine yansıyor. Bu nedenle enflasyonla mücadeleyi yalnızca fiyatların sonucuna bakarak değil, maliyetlerin kaynağını da dikkate alarak düşünmemiz gerekiyor.

Elbette böyle bir fon kurulacaksa en önemli şart şeffaflık ve denetim olmalı. Fona ne kadar kaynak aktarıldığı, hangi şartlarda kullanılacağı ve nereye harcandığı açıkça bilinmeli. Sistem bağımsız biçimde denetlenmeli ve her kuruşunun hesabı millete verilmelidir. Çünkü mesele yeni bir fon kurmak değil. Sürdürülebilir, güvenilir ve öngörülebilir bir sistem oluşturmak.

Bugün verdiğimiz bazı destekleri yarının enerji güvencesine dönüştürebilirsek, enflasyonla mücadelede farklı bir araç kazanabiliriz. Vatandaşın ihtiyacı yalnızca bugün verilen bir destek değil. Yarın ne ödeyeceğini bilmek.

Benim önerim basit: İyi zamanda biriktirelim, zor zamanda kullanalım.

Belki de artık enflasyonla mücadelede yeni bir yolu daha ciddi şekilde konuşmanın zamanı geldi:

Enerji Fonu…

Ucuzken biriktir, pahalıyken kullan.