Birkaç gündür çıkan mutluluk haberlerine dayanarak, T.C. vatandaşı olarak düşünmeye başladık, mutlu muyuz, mutsuz muyuz diye...
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ne kadar da iyimser bir tablo yaratmış. (!) OECD'nin geçen günkü araştırma sonucu ile daha iyi anladık bunu. Kendimizi kandırıyormuşuz meğer, mutluyuz diye...TÜİK'e göre, türk halkının büyük kısmı mutlu olduğunu düşünüyormuş. 'Bunun iyimserlikle ilgisi yok, bu bir araştırma sonucudur' diye düşünebilirsiniz elbet. OECD'nin 30'u aşkın ülkede yaptığı araştırmada ise, halkı en mutsuz ülke, Türkiye. O zaman araştırmaların birinde bir yanlışlık var!
OECD'nin yaptığı araştırmaya göre, bu durum yirmi yıl önceki duruma göre gelişme kaydetmiş halimizmiş üstelik. Daha doğrusu, otuz ülke arasındaki 'en mutsuz olma halimiz'! Nitekim, son yirmi yılda yaşam kailtesinde ciddi bir ilerleme kaydedilmiş ülkemizde. İstihdam oranının yüzde 50'yi bile tam bulmadığı ve bu çalışan oranınının belki de yarısının yarısı gibi bir azınlığın da gelir düzeyinin düşük olduğu bir ülkenin yetişkinlerinden mutlu olması beklenemez elbet.
Canım ülkemde bu yıl itibariyle, dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının 3.280 TL. olarak belirlendiğini de hesaba katacak olursak, 'mutluluk kim, biz kim!' durumlarını yaşamamız kaçınılmaz olur. Çünkü asgari ücretle çalışan ve dört kişilik aileyi çoktan bulan yüzbinler olduğunu biliyoruz.
Şu anki araştırmaya göre bir toplumun mutluluk kriterleri olarak belirlenen barınma, gelir, meslek, toplum, eğitim, çevre, şeffaflık, sağlık, yaşam memnuniyeti ve iş-özel hayat dengesi gibi konularda sınıfta kalmış bulunuyoruz.
Ayrıca insani kalkınma endeksinde de 186 ülke içerisinde 96. durumdaymışız. İnsani Kalkınma Endeksi (bir diğer adıyla İnsani Gelişme Endeksi), ülkelerin yaşam uzunluğu, okur-yazar oranı, eğitim ve yaşam düzeyini belirlemek üzere yapılan bir ölçümdür. Ülke ekonomisinin, toplumun yaşam düzeyini ne derece etkilediğine dair analizler de yapılabilir bu ölçüme göre. Sosyologlar, ekonomik büyümenin insani kalkınmaya arzu edildiği gibi yansımadığını savunmuşlar.
Aslında bu, özellikle devlet yöneticilerin kendilerine sorması gereken kilit bir soru: Ekonomik büyümede geçen yıllara göre yol kat etmişsek, bu durum insani kalkınmaya neden yansımıyor? Neden insani kalkınmada ve insan haklarında en alt sıralardayız?
Ben kendime göre bir cevap buldum. Naçizane fikrimi belirtmek isterim. Bunun birinci nedeni, ekonomik büyümenin gelir düzeyine yansımadığı bir ülkedeki ekonomik canlanmanın toplum nezdinde çok fazla bir önemi yoktur. Kişi başına düşen milli gelirin artması, asgari ücretle geçinen ailelerin hala geçim sıkıntısı yaşamasına engel olmuyorsa, bu işte eksik olan ve aksak giden bir şeyler vardır. Ekonomik büyüme sosyal eşitsizliği önlemiyorsa yine burada eksik olan ve aksak giden birşeyler vardır. Ben ya da toplumun herhangi bir bireyi ekonomist olmadığı için, bunun nasıl sağlanabileceğini bilemez. Ama konusunda yetkin yöneticilerin bunu bilmesi gerekir! Çok uzun vadede çözümlenecek bile olsa, buna dair yollar belirlenebilir. En basit örnek olarak, asgari ücretin komik oranlarda artırılmasını söyleyebiliriz.
İnsani kalkınmanın sağlanamamasının ikinci nedeni ise, pratikte hala sosyal devlet olamadığımızdandır; demokrasiyi sağlayamadığımızdandır.
Tepede korkunun hüküm sürdüğü devlet anlayışı ortaçağdaki 'polis devleti' anlayışından öteye geçemez maalesef. En yakın örnek, Taksim Meydanı Gezi Parkı'ndaki ağaçların kesilmesini önlemek isteyen genç insanlara biber gazıyla yapılan müdahaleler...Dünyaca ünlü haber ajansı Reuters'de de yayımlanan polisin biber gazlı müdahalesinin fotoğrafı, dünyaya da ülkemizin 'mutlu ol(ma)ma' durumuna dair bir fikir verebilir sanırım.
Bu temel iki neden sonuca ulaşmadıkça mutsuzluğumuz uzayacak gibi geliyor bana.
Bu durumda TÜİK'in verdiği iyimser rapora göre, kendimizi kandırmaya devam edebiliriz: 'Mutluyum, mutlusun, mutlu...'