bazen vapura binmeden başlar, çay içme isteğim. böyle zamanlarda, tek dileğim; masası olan bir cam kenarına oturabilmektir.’¶ rota belliydi. içeri girdim, gözüm masası olan bir cam kenarı aradı. tek bir masa vardı. ben masaya yürüyene değin, kimsenin oturmamasını diledim. çünkü, bir elinde çay bardağı bir elinde kitap, okunmuyor doğrusu. piyanistin yanıbaşında nota sayfalarını çeviren kişi gibi, her seferinde yanıbaşımda oturan kişiye, başımla hafif bir onay vererek sayfayı çevirmesini istemem gerekirdi ki, yanımdaki kişiyle birlikte kitabı okuyor olsak, böyle bir imece sistemine belki geçilebilirdi. bugün kitabı ben tutayım/okuyayım, sen sayfaları çevir. yarın da, sen tut/oku, bu sefer de ben senin için sayfaları çevireyim!..
harika! hem cam kenarındayım hem de elimde kitabım*. kitabımla birlikte, kulaklarımı da açtım. çay anonsunu kaçırmamak için. kitaba odaklanmaya başlamıştım ki, küçük ve zayıf bedenine rağmen, kocaman reprezant** çantasına benzeyen çantasını, cam kenarına fırlatırcasına koyan adam, dikkatimi dağıttı. masaya, aynı boyda siyah beyaz pekçok evrak yığdı. evrakları masaya koyarken, elleri dikkatimi çekmişti. hiç böylesini görmemiştim. neredeyse bütün tırnaklarını hatta parmak etlerini hunharca kanatırcasına kopartanı görmüştüm. ama böylesini görmemiştim. dikkatim dağılmıştı. çaktırmadan ellerine bakmaya çalışıyordum. bütün parmaklarında, tırnağının bittiği yerler adeta koparılmış ve kanatılmıştı. iki parmak üzerine o kadar yoğunlaşılmıştı ki, koparılan parçaların büyüklüğünden midir bilinmez, tentürdiyot basılmıştı...
aynı biçimdeki evrakların üzerindeki başlığı gördüm. T.C. MALİYE BAKANLIĞI. evrakların hepsinin zarf şeklinde, tebligatlar olduğunu farkettim. adam, bir liste tutmaya başlamıştı. gözümü evraklardan alamıyordum. çay da, ilk defa çok buruktu. ne çay ne de kitap keyif veriyordu. gözleriyle, onu izlediğimi farkettiğini farkettirdi ama birşey söylemeden, işini yapmaya devam etti. içim sıkılmıştı. bir an gözgöze geldik. gözlerimi tertemiz mavi gözlerinden kaçıramadım.
"-vergi dairesinden misiniz?" diye bir soru düştü, ağzımdan masaya!.. gözlerini kısarak,
dudaklarında mutlu olmayan bir tebessümle ’‘ne yazık ki’’ dercesine, başını sallayarak "-evet" dedi.
içimden, yaptığı işin zor olduğunu düşündüm. masadakileri göstererek, "-bunlar tebliğ edilenler" kocaman çantasındaki zarf kalabalığını da göstererek, "-bunlar da tebliğ edilecekler" dedi. sanırım, en az 200-300 evrak var idi. aynı gün, ortalama 200 kapıyı çalıyorsun. kimi kapı açılıyor kimisi de açılmıyor. açılan kapıların ardından, hiçbiri seni gördüğüne sevinmiyor. ayrılırken de, hiçbiri yine bekleriz demiyor!.. zor iş!!!
birden, parmaklarından kopardığı her bir et parçasının, bir tebliğgata denk düşüp düşmediğini merak ettim. türkiye'de şu an kayıtlı işyerlerinin pekçoğunun kapandığını, resmi kayıtlarla biliyoruz.ve geri kalan pekçok işyerinin de; vergi, sigorta, bağkur ve kredi borçlarıyla çebelleşirken, ayakta kalma savaşı verdiklerini de biliyoruz.
üzerindeki temiz ama hırpani, birbiriyle yakından uzaktan hiç alakası olmayan; ceket, gömlek, kravat ve pantalon birlikteliğinden anlaşılan o ki; karşımdaki bu vergi memuru da, bir geçim mücadelesi vermekteydi. üzerindeki tek parlak şey, parlak mavi gözleriydi. elleri yaşlı, yorgun ve etleri koparılmıştı.
kitabı artık okuyormuş gibi yapmayı bir kenara, kitabı da masaya bıraktım. sohbet etmeye başladık. tebligatları yaptığı insanlar hakkında, yüz ifademden mi bilmem, "-üzülmeyin" dedi. o, temiz parlak mavi gözleriyle acı bir şekilde gülümseyerek, "-sadece özel sektör değil, memura da tebligat var, işçiye de!" diyerek, devam etti. "-biliyor musunuz, ben şu an türkiye'deki insanları pile benzetiyorum" dedi. anlamamıştım. anlamadığımı anladı. ve açıklamaya koyuldu. "-tek taraflı dolmuş. sadece artı tarafı yüklenmiş piller gibi; dolar, dolar ve sonunda mutlaka patlarsınız!..’” türk insanını, patlamaya hazır piller gibi görüyordu. ya da, "-ben patlamaya hazırım!" mı, demek istiyordu?
işini, riskli bulduğumu söyledim. o da, resmi olarak alt risk grubunda sayıldıklarını söyledi. içimden, bunun altı üstü nasıl olur! batmış veya kötü durumda olan, farklı psikolojilerdeki bu insanların karşısına, bu memurlar nasıl bir ön hazırlıkla gönderiliyor diye, düşünmeden edemedim doğrusu. olasılıklar içimi daralttı!..
konuşma devam ederken "-biliyor musunuz, ben, bizleri de kurşuna benzetiyorum. kurşun; ya silahta patlar ya da kafada patlar. ama illa ki patlar" dedi. temiz mavi gözlerle bana bakan, hayatın ya da işinin yorgunu bu adam; bana, patlamaya hazır olduğunu söylemeye çalışan, bir kurşun asker miydi? maliye bakanlığı, eleman alırken ya da sonrasında, memurlarının psikolojisiyle ilgileniyor muydu?psikolojik destek veriyor muydu, merak ettim! duyarlılığını kaybetmemiş ama görevini de hakkıyla yerine getirmeye çalıştığı, her halinden belli olan bu vergi memuru, kendini kurşuna benzetirken, hergün kurşunladığını düşündüğü ortalama 200 işyeri için üzgündü. ülkemizden teğet geçen krizin, kriz-mıriz olmamasına rağmen batan ve batmakta olan şirketlerin, boy aynası mıydı bu adam!!!
şimdi, söylediklerini birleştirebiliyordum. hergün 200 işyerinden yüklenerek çıkıyordu. pil örneğindeki, pile benzeyen insan, kendisiydi aslında!.. patlamaya hazırım diyordu!..aynı şeyi her gün...her gün... günlerce, haftalarca, günde yüzlerce kez yaşasanız! tek taraflı yüklenmekten kastı buydu sanırım. kurşun ya silahta ya da kafada patlar ama illa ki, patlar diyordu! pil kendini patlatırken etrafa zarar verir mi, bilemem! ama, kurşun patlamak isterse, sanırım; ona, bana, sana, bize zarar verebilir. kendini kurşuna benzeten, vergi dairesinin askeri bu kurşun adam; beni çok etkiledi. kafamdaki devlet memuru şablonunu, bir parçasıyla paramparça etti. yaşa ve performansa odaklı özel sektörün, bazı acımasız yaklaşımlarını gördükçe (ne yazık ki, istisnalar kaideyi bozmuyor!) resmi bir dairede çalışamayacak kadar mualif olan ben bile, memur hayatının uzayıp kısalmasa da, zor ama hep daha güvenli bir tarafı olduğunu düşünmüşümdür!!!
kurşun gibi bir çay...
kendini kurşun sanan bir adam...
ve günlerden pazartesi!..
güne ve haftaya, bu kadar ağır yara alınarak, başlanır mı?..
* "her şeyin sonundayım" TEZER ÖZLÜ-FERİT EDGÜ MEKTUPLAŞMALARI
** ilaç tanıtım elemanı