Geçtiğimiz yıldan bu yana herkes 'Kentsel dönüşüm' ifadesini kullanıyor. Çok önemli olduğunu ve İzmir'de başlaması gerektiğini söylüyor. Ankara'da başarı ile sonuçlanmış, İstanbul bu konuda önemli adımlar atmış.Çok yakında da İzmir'de yaşanacakmış. İyi de nedir 'kentsel dönüşüm', bir Allah'ın kulu bunu tam olarak açıklamıyor. Kim üstlenecek, kimin sorumluluğunda, maliyeti nedir, getirisi nedir bir dolu soruya verilecek yanıt var, ancak kimse net bir bilgi vermiyor. Muhakkak konunu uzmanı bir çok kişi seminerler vererek, halkın bilinçlenmesi sağlıyor olabilir. Ancak ben, bu yazımla, sizlere 'ya, nedir bu kentsel dönüşüm, benim katkım olur mu?' sorusunu soranlara bazı bilgilerimi aktarmak istiyorum.
En son gazetede okuduğum bir haber de: 'İzmir'de kentsel dönüşüm sürecinin öncüsü X Mimarlık, başvuru sahiplerine sunduğu kolaylıklara bir yenisini daha ekledi' yazıyordu. Böyle olunca, bu kentsel dönüşümün sadece 'binalarla' ilgili olduğu aklıma geliyor. Yani, eğer apartmanınız deprem olması durumunda sağlam olmayıp, yıkılabilme ihtimali var ise hemen müracaat edecek ve bu doğrultuda uzmanlar gelerek sizin binanıza 'risk analizi ve raporlama' yapacak anlamı çıkartıyorum. Eğer ki, bina uygun çıkmadığı durumda, mühendisler devreye girecek ve sizin evinizi en kolay yolla yapmaya çalışacaklar.
İyi de bunun neresi 'kentsel dönüşüm' bir türlü anlayamadım? Bu konuda uzman birisi ile konuşmak en iyisi diye düşünerek, alanında gerçekten iyi birisi olduğuna inandığım sevgili Ege Koop Genel Başkanı, 'Hüseyin Aslan''ı aradım. Kentsel dönüşüm konusunda beni yönlendirecek olan doğru bir kişi olduğuna inanıyordum. Röportajım bittiğin de, yanından ayrılırken aslında hiç kimsenin de bu konuda çok bilgili olmadığını öğrendim. Daha kötüsü bu oluşumu, İzmir'de de her kurumun ve şahsın kendine 'mal etmek' için uğraştığının da farkına vardım.
Bu nedenle bugün sizlerle paylaştığım bu yazıda, konunun öneminin yanında, yapılacak olan önlemler için geç kalınmaması gerektiğini vurgulamak istiyorum.
Kentsel Dönüşüm, sadece riskli konutları yıkıp yenisini yapma operasyonu değil, aynı zamanda kaliteli yaşam açısından, sosyal ve kültürel değişim ve dönüşüm. Kentsel dönüşüm; kentin tümünü kapsayacak, entegre ve alt yapısıyla, sosyal donatılarıyla, eğitim olanaklarıyla, çevre dokusuyla yaşanabilir kent yaratmayı hareket noktası olarak kabul eden bir oluşum, bir süreç..Kentsel dönüşüm; bir şehrin, çevreyle barışık, aynı zamanda kentin tarımda, sanayide, ticarette, turizmde ekonomik gelişmesine katkı sağlamak zorunda. Yeni bir yaşam tarzı ve birlikte yaşama anlayışını halkla beraber planlamayı hedeflemekte... Herşeyden önce de; paydaşlarla uzlaşmayı ve karar sürecine katılımı esas almakta...
Hüseyin Aslan, Türkiye'de kentsel dönüşüm sürecinin aslında 1960 sonrasında ilk defa başladığını belitti. Bu süreç, '1.Kentsel Dönüşüm' olarak kabul ediliyor. Eğer 1960 yılında yani neredeyse 53 yılı arkada bıraktığımızda, şehirlerimiz yaşanmaz hale gelmiş ise sağlıksız, plansız apartmanlar yaparak her tarafı beton yığınlarına dönüştürmüş isek, muhakkak bunun suçlularını aramak gereklidir. Neden böyle olmuştur, neden kimse umursamadan bu hale gelmişizdir bunu sorgulamak gerekir.
Aslında 2013 yılında yeniden başlayan bu söylev, yeni bir başlangıcının tohumlarını atıyor çevreye. '2.Kentsel Dönüşüm' sürecini akıllı kullanmak gerekir artık. Hatalarımızı, eksikliklerimizi bir masaya yatırarak gelecek dönemde, 'gelecek kuşaklara' çağdaş bir yaşam umudu yaratmak için neler yapabileceğimizi konuşmak gerekiyor.
Avrupa'da kentsel dönüşüm sürecinde neler yapıldığına baktığımızda, buradaki şehirlerde bu sorumluluğun; yerel ve merkezi yönetimler dışında, basın, meslek odaları ve vatandaşlara verildiğini görebiliriz. İzmir'de dört milyonluk şehirde yaklaşık 400 000 konutun dönüşüme uğraması bekleniyor. Deprem kuşağı olan bir şehirde, 1.Kordon'un bir deprem olması durumunda ciddi zararlar göreceği açıklanan bir gerçek.
Deprem dediğimiz zaman, sakın aklınıza Japonya'da yaşanan depremler gelmesin, yani 7-8 şiddetinde değil, İzmir'de 6-65.şiddetinde yaşanacak bir deprem bile ne yazık ki, pek çok semtin yerle bir olmasına neden olabilir. 10-12 katlı binalar, boş zemin üzerinde duruyor neredeyse..
En son gazetede okuduğum bir haber de: 'İzmir'de kentsel dönüşüm sürecinin öncüsü X Mimarlık, başvuru sahiplerine sunduğu kolaylıklara bir yenisini daha ekledi' yazıyordu. Böyle olunca, bu kentsel dönüşümün sadece 'binalarla' ilgili olduğu aklıma geliyor. Yani, eğer apartmanınız deprem olması durumunda sağlam olmayıp, yıkılabilme ihtimali var ise hemen müracaat edecek ve bu doğrultuda uzmanlar gelerek sizin binanıza 'risk analizi ve raporlama' yapacak anlamı çıkartıyorum. Eğer ki, bina uygun çıkmadığı durumda, mühendisler devreye girecek ve sizin evinizi en kolay yolla yapmaya çalışacaklar.
İyi de bunun neresi 'kentsel dönüşüm' bir türlü anlayamadım? Bu konuda uzman birisi ile konuşmak en iyisi diye düşünerek, alanında gerçekten iyi birisi olduğuna inandığım sevgili Ege Koop Genel Başkanı, 'Hüseyin Aslan''ı aradım. Kentsel dönüşüm konusunda beni yönlendirecek olan doğru bir kişi olduğuna inanıyordum. Röportajım bittiğin de, yanından ayrılırken aslında hiç kimsenin de bu konuda çok bilgili olmadığını öğrendim. Daha kötüsü bu oluşumu, İzmir'de de her kurumun ve şahsın kendine 'mal etmek' için uğraştığının da farkına vardım.
Bu nedenle bugün sizlerle paylaştığım bu yazıda, konunun öneminin yanında, yapılacak olan önlemler için geç kalınmaması gerektiğini vurgulamak istiyorum.
Kentsel Dönüşüm, sadece riskli konutları yıkıp yenisini yapma operasyonu değil, aynı zamanda kaliteli yaşam açısından, sosyal ve kültürel değişim ve dönüşüm. Kentsel dönüşüm; kentin tümünü kapsayacak, entegre ve alt yapısıyla, sosyal donatılarıyla, eğitim olanaklarıyla, çevre dokusuyla yaşanabilir kent yaratmayı hareket noktası olarak kabul eden bir oluşum, bir süreç..Kentsel dönüşüm; bir şehrin, çevreyle barışık, aynı zamanda kentin tarımda, sanayide, ticarette, turizmde ekonomik gelişmesine katkı sağlamak zorunda. Yeni bir yaşam tarzı ve birlikte yaşama anlayışını halkla beraber planlamayı hedeflemekte... Herşeyden önce de; paydaşlarla uzlaşmayı ve karar sürecine katılımı esas almakta...
Hüseyin Aslan, Türkiye'de kentsel dönüşüm sürecinin aslında 1960 sonrasında ilk defa başladığını belitti. Bu süreç, '1.Kentsel Dönüşüm' olarak kabul ediliyor. Eğer 1960 yılında yani neredeyse 53 yılı arkada bıraktığımızda, şehirlerimiz yaşanmaz hale gelmiş ise sağlıksız, plansız apartmanlar yaparak her tarafı beton yığınlarına dönüştürmüş isek, muhakkak bunun suçlularını aramak gereklidir. Neden böyle olmuştur, neden kimse umursamadan bu hale gelmişizdir bunu sorgulamak gerekir.
Aslında 2013 yılında yeniden başlayan bu söylev, yeni bir başlangıcının tohumlarını atıyor çevreye. '2.Kentsel Dönüşüm' sürecini akıllı kullanmak gerekir artık. Hatalarımızı, eksikliklerimizi bir masaya yatırarak gelecek dönemde, 'gelecek kuşaklara' çağdaş bir yaşam umudu yaratmak için neler yapabileceğimizi konuşmak gerekiyor.
Avrupa'da kentsel dönüşüm sürecinde neler yapıldığına baktığımızda, buradaki şehirlerde bu sorumluluğun; yerel ve merkezi yönetimler dışında, basın, meslek odaları ve vatandaşlara verildiğini görebiliriz. İzmir'de dört milyonluk şehirde yaklaşık 400 000 konutun dönüşüme uğraması bekleniyor. Deprem kuşağı olan bir şehirde, 1.Kordon'un bir deprem olması durumunda ciddi zararlar göreceği açıklanan bir gerçek.
Deprem dediğimiz zaman, sakın aklınıza Japonya'da yaşanan depremler gelmesin, yani 7-8 şiddetinde değil, İzmir'de 6-65.şiddetinde yaşanacak bir deprem bile ne yazık ki, pek çok semtin yerle bir olmasına neden olabilir. 10-12 katlı binalar, boş zemin üzerinde duruyor neredeyse..
Hüseyin Bey'e göre kentsel dönüşüm yeni bir süreç olarak görülse de aslında 'gelecek 100 yılın projesi'.. Yatırımların ve yapıların bilimsel ve teknolojik imkanlarla, fazla katlı olmadan, örnekleri göz önünde bulundurularak, siyasetin de karıştırılmasına izin vermeden yapılmış olması gerekiyor. İyi de yaşadığımız bu şehir de bir 'stratejik planınız var mı?' diye soran yok. Bu kentte, bilimle, insan odaklı anlayışla başlayacak bir yapılanmada 'sen-ben' yapmadan, herkesin taşın altına eline koyması gerektiğini kimse bilmiyor mu?
Bu aşamada 'kent ortaklığı' çok önemli. Eğer taşın altına elinizi koyacak iseniz 'ortak' olmak zorundasınız. Bu ortaklıkta, nereye otopark konacağını, nerenin yeşil saha olacağını, insanların güven için de oturacakları yerleri öncelikle görmesi gerekiyor.
İzmir'de 'gecekondular' yapılırken, herkes göz yumdu. Hatta çok ilginç bunu yapan kişileri 'ödüllendirdik' bile.. Bu kişiler ne vergi verdiler ne de ruhsat harcı.. Bu bir 'kent suçudur'.. Merkezi yönetimlerin suçudur. Kendimizi affettirmek için, gelecek nesillere insanca yaşamaları için 'alanlar' hazırlamak zorundayız. İyi de kent insanı, bunun bilincinde midir? İzmir'de yaşayanların %75'i kentsel dönüşümü istiyor, ama kentsel dönüşümün ne olduğunu bilmiyor ???
Kentsel dönüşümde temel iki ilke var: 1) Bu işi birlikte-ortak yapacağız, 2)Sağlam mekanlar yapacağız
Bazen bakıyorum herkes (yerel yönetimler, merkezi yönetimler, mimarlar-mühendisler odası) bu işe sahip çıkmaya çalışıyor. Tam bir 'bilgi kirliliği' yaşıyoruz. İşin gerçeği, bu projenin sorumlusu aslında yerel yönetimler olmalıdır. İyi de yerel yöneticiler bu projenin altından ne ölçüde kalkabilecekler. Ellerinde ne proje, ne de ne yapacaklarını gösteren 'maketler' var. Üç boyutlu resimler sunması gerekiyor. Hangi semtte neler var, vatandaş bunu görmek ve anlamak zorundadır. Siz hiç 'Kentsel Dönüşüm Yasası' diye bir şey duydunuz mu? Ben, duymadım. Eee yasa olmadan, kimi ikna edeceksiniz? Kim, sizin sözünüzü dinleyecek? Hangi, maddeye göre karar alacaksınız?
Halkın projeye katkısı olmazsa da, kendine uygun imkanlar sunulmaz ise de, 'vay halimize' o zaman… Vinçler, yıkım makinaları mahalleye girdiğinde, evlerden çok ağlayan 'sesler' duyacağız o zaman.. Kişileri mağdur etmeden, onların devlete ve yerel yönetimlere güvenini sarsmadan, sahip oldukları arsalarını uygun şartlarda ve güven içinde teslim edecekleri kişilere yönlendirmek gerekiyor.
Kentsel dönüşüm sürecinde, 'anlayışı değiştirmek' gerekiyor. Bu anlayışı değiştirecek olan kişiler de bizleriz aslında… Düşünün, kadın yıllar boyunca bahçeli evinde şu ya da bu şekilde yaşamış. Siz, ona diyorsunuz 'bacım, gel seni 10 katlı bir eve yerleştireyim' Bu kadının burada 'mutlu' olmasını beklemek hatadır. Eğer 10 katlı evlerin çevresinde 'sosyal tesisleri' ve 'yeşil alanları' yapmazsanız, size kim inanır ki? Önce görmek lazım, önce hayallerde canlandırmak gerekir düşünceleri..
Belediyeler eğer bu işi yapmaya kararlı iseler, her mahallede 'ofisler' açmaları gerekir. Gelen kişiler, en doğru bilgiyi belediye uzmanlarından alırlarsa rahat ederler. Vatandaşın evini 'korku salarak' almaya çalışan birileri ortaya çıktı günümüzde.. Bazı kişiler, birilerini otobüsler ile bir yerlere götürüyor, 'sat/kurtul' diyerek vatandaşın evlerini ellerinden alıyorlar. Bazı kişiler kendi kişisel çıkarları için 'rant' sağlama peşinde..
Bugünden itibaren başlarsak en yakın tarih beş yıl sonra biraz sonuç alabiliriz kentsel dönüşümün imkanlarından.. (%10 civarında). Sadece binanın 'dış cephesi'ni yaparak, bu mahallede, bu şehirde 'kentsel dönüşüm başlamıştır' sözlerini duymamak dileğiyle…
Bu aşamada 'kent ortaklığı' çok önemli. Eğer taşın altına elinizi koyacak iseniz 'ortak' olmak zorundasınız. Bu ortaklıkta, nereye otopark konacağını, nerenin yeşil saha olacağını, insanların güven için de oturacakları yerleri öncelikle görmesi gerekiyor.
İzmir'de 'gecekondular' yapılırken, herkes göz yumdu. Hatta çok ilginç bunu yapan kişileri 'ödüllendirdik' bile.. Bu kişiler ne vergi verdiler ne de ruhsat harcı.. Bu bir 'kent suçudur'.. Merkezi yönetimlerin suçudur. Kendimizi affettirmek için, gelecek nesillere insanca yaşamaları için 'alanlar' hazırlamak zorundayız. İyi de kent insanı, bunun bilincinde midir? İzmir'de yaşayanların %75'i kentsel dönüşümü istiyor, ama kentsel dönüşümün ne olduğunu bilmiyor ???
Kentsel dönüşümde temel iki ilke var: 1) Bu işi birlikte-ortak yapacağız, 2)Sağlam mekanlar yapacağız
Bazen bakıyorum herkes (yerel yönetimler, merkezi yönetimler, mimarlar-mühendisler odası) bu işe sahip çıkmaya çalışıyor. Tam bir 'bilgi kirliliği' yaşıyoruz. İşin gerçeği, bu projenin sorumlusu aslında yerel yönetimler olmalıdır. İyi de yerel yöneticiler bu projenin altından ne ölçüde kalkabilecekler. Ellerinde ne proje, ne de ne yapacaklarını gösteren 'maketler' var. Üç boyutlu resimler sunması gerekiyor. Hangi semtte neler var, vatandaş bunu görmek ve anlamak zorundadır. Siz hiç 'Kentsel Dönüşüm Yasası' diye bir şey duydunuz mu? Ben, duymadım. Eee yasa olmadan, kimi ikna edeceksiniz? Kim, sizin sözünüzü dinleyecek? Hangi, maddeye göre karar alacaksınız?
Halkın projeye katkısı olmazsa da, kendine uygun imkanlar sunulmaz ise de, 'vay halimize' o zaman… Vinçler, yıkım makinaları mahalleye girdiğinde, evlerden çok ağlayan 'sesler' duyacağız o zaman.. Kişileri mağdur etmeden, onların devlete ve yerel yönetimlere güvenini sarsmadan, sahip oldukları arsalarını uygun şartlarda ve güven içinde teslim edecekleri kişilere yönlendirmek gerekiyor.
Kentsel dönüşüm sürecinde, 'anlayışı değiştirmek' gerekiyor. Bu anlayışı değiştirecek olan kişiler de bizleriz aslında… Düşünün, kadın yıllar boyunca bahçeli evinde şu ya da bu şekilde yaşamış. Siz, ona diyorsunuz 'bacım, gel seni 10 katlı bir eve yerleştireyim' Bu kadının burada 'mutlu' olmasını beklemek hatadır. Eğer 10 katlı evlerin çevresinde 'sosyal tesisleri' ve 'yeşil alanları' yapmazsanız, size kim inanır ki? Önce görmek lazım, önce hayallerde canlandırmak gerekir düşünceleri..
Belediyeler eğer bu işi yapmaya kararlı iseler, her mahallede 'ofisler' açmaları gerekir. Gelen kişiler, en doğru bilgiyi belediye uzmanlarından alırlarsa rahat ederler. Vatandaşın evini 'korku salarak' almaya çalışan birileri ortaya çıktı günümüzde.. Bazı kişiler, birilerini otobüsler ile bir yerlere götürüyor, 'sat/kurtul' diyerek vatandaşın evlerini ellerinden alıyorlar. Bazı kişiler kendi kişisel çıkarları için 'rant' sağlama peşinde..
Bugünden itibaren başlarsak en yakın tarih beş yıl sonra biraz sonuç alabiliriz kentsel dönüşümün imkanlarından.. (%10 civarında). Sadece binanın 'dış cephesi'ni yaparak, bu mahallede, bu şehirde 'kentsel dönüşüm başlamıştır' sözlerini duymamak dileğiyle…