Bizim, Ordudaki anlayış maalesef böyle. Asırlardır biz böyle düşünüyoruz. Doğrusu bu. ’‘Biz devlet içinde devletiz, istediğimizi yaparız.’’
Önce şunu belirtmek gerekir.
Atanmışlarla seçilmişler aynı komisyon veya kuruluşta eşit oy hakkı ile bulunamazlar. Yani siyasi irade atayacak atananlar çoğunlukta, konu oylanacak, o oylamada siyasi irade sayı olarak daha az. Atananlar, siyasi iradenin karşısına dikilip, bizim şurada ekseriyetle karar alınır, kararda biz çoktuk, o kararı siz kabul etmeye mecbursunuz diyecekler, sonra da işte, hukuk, hukukun üstünlüğü denilecek.
Hukukun üstünlüğü bir anlayıştır. Anayasamız ve kanunlarımız ruhumuzda ve lafımızda olması gerekir.
1967 yılında Devlet Planlama Teşkilatı kurulduğunda, Yüksek Planlama Kurulu’’nda dört atanmış (müsteşar, iktisadi Planlama Dairesi Başkanı, Sosyal Planlama Daire Başkanı, koordinasyon Daire Başkanı) vardı. Bu kurulun oylama ile karar aldığı olmazdı. Son sözü başbakanlar söylerdi.
Yirmi yıl içinde bu kurulun kompozisyonunun anayasanın ruhuna aykırı olduğu söylendi ve 1982’’de yapılan düzenleme ile kompozisyon değiştirilerek anayasanın ruhuna aykırılık giderildi.
Bugün de YAŞ’’ta böyle bir garabet yaşanmakta. Yalnız YAŞ’’ta değil AIYM’’sinde de yaşanıyor. Bu idari mahkemede bulunan bir binbaşı, Genelkurmay Başkanının veya kuvvet komutanının emrinin dışına çıkabilir mi?
Yargı bağımsızlığını her gün dinlendirenler, her gün askeri mahkemenin kaldırılmasını önermeleri gerekmez mi?
Askeri mahkeme, disiplin suçları ile onların görev sahasındaki işlere bakan bir yer olabilir. Ama YAŞ kararlarını inceleyip karar veren makamı olamaz.
Bir sivil idare bir atama yaptı mı, o atadığının emrine girmesi kabul edilemez. O idareye sivil idare denemez.
Bu tür düzenleme ’“kendin pişir kendin ye’” durumuna benziyor. Düzenleme yaptırt ve dilediğini yap, davul başkasında, tokmak başkasının elinde.