Evet KARŞI DEVRİM her yere yazılmalı hem de kapkara puntolarla, çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinde ilmek ilmek işlendi bu karşı olma süreci.’¶ Hem de neye niçin karşı geldiklerini bilmeden, olanları algılamadan ’…
Türkiye 1980’’lerden sonra kültür emperyalizminin saldırısına uğradı. Planlı, programlı bir uygulamaydı bu. Yozlaştırma savaşımın yaygınlaşıp, etkili bir konuma gelmesi, uzun süreli, büyük bir çaba ve sabır gerektiriyordu. Çünkü yıllar sonrası için düşünülen bir tasarımdı bu. Hedef ulusal değerlerimiz, ulusal kültürümüzdü. Bu tasarıma göre gerçekler tersyüz edilecek, tarih yeniden yazılacaktı.
İnsanların atalarına, geçmişine, doğrulara güveni kalmayacaktı. Ulusların direnme, karşı koyma gücü zayıflatılacak, onların yerine yozlaşmış, kişiliksiz, kozmopolitik kültür, şeriatçılık ideolojisi dayatılacaktı. Türkiye Cumhuriyeti; Kürtlere, Ermenilere zulmeden, katliam yapan bir devlet olarak tanıtılacaktı. Kurtuluş Savaşı ve onun yüce önderi Atatürk yavaş yavaş, azar azar ders kitaplarından, okullardan uzaklaştırılacak, sonra da tümüyle kaldırılacaktı. (Geçenlerde sözde Ermeni soykırımı ile ilgili ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesin, tasarıyı kabul ettiğine şahit olduk. AKP iktidarı’’ nın ABD ile paralel doğrultuda siyasi kararlar alan bir siyasi parti olduğu aşikardır, Başbakan tasarının kabul edilmesi sonucunda yine gürledi sanırım bu işin sonuda DAVOS’‘a benzeyecek. Eğer böyle olursa sanırım yukarıda yazılanlarla parelel düşünüldüğünde AKP’‘ nin aslında bir TÜRKİYE'DE siyaset yapan bir siyasi partisinden ziyade planın parçası olan bir siyasi parti olduğunu düşünmek istemiyorum!!!. Atatürk’’ün kitaplardan çıkarılmasınıda bu iktidar zamanında ne kadar hızlı geliştiğini görmekteyiz yakında da Atatürk portrelerini de Devlet dairelerinden kaldıracaklar . TAŞLAR YERLİ YERİNE OTURTULUYOR. )
Bu bir yozlaştırma, çürütme, değerden düşürme operasyonuydu.
Tarihimize, geçmişimize, kutsal varlıklarımıza yönelen bir saldırıydı. Ulusal bilinci ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Ulus devlet karşısında küreselleşme, dünya vatandaşlığı ön plana çıkarılıyordu. Ulusal direniş, vatan savunması düşüncesi yozlaştırılınca emperyalist programlar kolaylıkla yaşama geçirilecek.
Atatürk’’ün ölümünden sonra başlatılan bu süreç, yirminci yüzyılın sonlarına doğru iyice hızlandırıldı. Emperyalist kapı, 12 Eylül darbesi ile açıldı. Kültürel yozlaştırmanın başlangıcında Evren’’ler, Özal’’lar vardı. Bu dönemde, Tevfik Fikret’’in deyişi ile ’“kanun diye, kanun diye, kanun tepelendi’… ’“Atatürk diye, Atatürk diye, Atatürk’’ün canına okundu’…’”
Tarih ve dil kurumlarını kaldırdılar. Öğretim birliği (Tevhid-i Tedrisat) yasasını işlemez duruma getirdiler. Laiklik ilkesini çiğneyip, Din derslerini ’“zorunlu’” yaparak, bugünkü hükümetin iktidara geçmesine ve Fethullah Gülen’’in serpilip gelişmesine ortam hazırladılar.
AKP dönemimde yaratılan ’“korku imparatorluğu’”nun temelleri daha o yıllarda atıldı.
Aramalarda el konulan kitaplar, silahlarla yan yana sergilenerek, kitapların silahlar kadar tehlikeli bir suç unsuru olduğu düşüncesi bilinçlere yerleştirilmek, yığınlarda ’“okuma korkusu’” yaratılmak istendi.
Tarihimize, geçmişimize, kutsal varlıklarımıza yönelen bir saldırıydı. Ulusal bilinci ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Ulus devlet karşısında küreselleşme, dünya vatandaşlığı ön plana çıkarılıyordu. Ulusal direniş, vatan savunması düşüncesi yozlaştırılınca emperyalist programlar kolaylıkla yaşama geçirilecek.
Atatürk’’ün ölümünden sonra başlatılan bu süreç, yirminci yüzyılın sonlarına doğru iyice hızlandırıldı. Emperyalist kapı, 12 Eylül darbesi ile açıldı. Kültürel yozlaştırmanın başlangıcında Evren’’ler, Özal’’lar vardı. Bu dönemde, Tevfik Fikret’’in deyişi ile ’“kanun diye, kanun diye, kanun tepelendi’… ’“Atatürk diye, Atatürk diye, Atatürk’’ün canına okundu’…’”
Tarih ve dil kurumlarını kaldırdılar. Öğretim birliği (Tevhid-i Tedrisat) yasasını işlemez duruma getirdiler. Laiklik ilkesini çiğneyip, Din derslerini ’“zorunlu’” yaparak, bugünkü hükümetin iktidara geçmesine ve Fethullah Gülen’’in serpilip gelişmesine ortam hazırladılar.
AKP dönemimde yaratılan ’“korku imparatorluğu’”nun temelleri daha o yıllarda atıldı.
Aramalarda el konulan kitaplar, silahlarla yan yana sergilenerek, kitapların silahlar kadar tehlikeli bir suç unsuru olduğu düşüncesi bilinçlere yerleştirilmek, yığınlarda ’“okuma korkusu’” yaratılmak istendi.
Böylece sağlıklı düşünmenin yollarını tıkadılar. Analar, babalar, öğretmenler ’“çocuklarının başı derde girmesin’” diye kitap alımını yasakladılar. Öğrencilerin, gençlerin ilgilerinin kafelere, barlara, eğlence yerlerine, TV’’lere yönelmesine göz yumdular.
Çünkü 17 yaşındaki çocukların yaşlarının büyütülerek idam edilmeleri henüz belleklerden silinmemişti daha.
Sonraları ’“yağmurdan kaçalım’” derken ’“doluya’” yakalandık. Gelip, AKP iktidarına teslim olduk.
AKP, 2002’’den sonra ABD ve AB ile birlikte ılımlı İslamı kurabilmek için, tam bağımsızlıkçı Kemalist düşünceye karşı ümmetçi ideolojiyi yaygınlaştırmaya çalıştı. Cumhuriyet hukukunun yerini şeriat hukuku aldı.
Şimdi bu ulusal bilinci köreltme, yozlaştırma işi ABD’’li ve Siyonist uzmanlar eliyle, bilimsel yöntemlerle yapılmaktadır.
Artık emperyalizm Irak’’ta olduğu gibi Türkiye’’de de güç kullanarak, Coni’’leri harcamak, bütçeyi boşaltmak istemiyor. Yaşadığı deneyimlerden sonra daha akıllıca hareket ediyor. Kaleyi içten fethetmeyi planlıyor. Etnik grupları, mezhepleri birbirine kırdırarak, kardeş kavgası ile ülkeyi zayıflatmak amacını gerçekleştirmeye çalışıyor.
Asıl hedefinde ise ulus devlet var. Vatan savunması var. İnsanları küreselleşme adı altında ’“vatansızlaştırmak’” var. Çünkü yurtsever insanlar her çeşit emperyalizmim en azılı düşmanlarıdırlar.
AKP, 2002’’den sonra ABD ve AB ile birlikte ılımlı İslamı kurabilmek için, tam bağımsızlıkçı Kemalist düşünceye karşı ümmetçi ideolojiyi yaygınlaştırmaya çalıştı. Cumhuriyet hukukunun yerini şeriat hukuku aldı.
Şimdi bu ulusal bilinci köreltme, yozlaştırma işi ABD’’li ve Siyonist uzmanlar eliyle, bilimsel yöntemlerle yapılmaktadır.
Artık emperyalizm Irak’’ta olduğu gibi Türkiye’’de de güç kullanarak, Coni’’leri harcamak, bütçeyi boşaltmak istemiyor. Yaşadığı deneyimlerden sonra daha akıllıca hareket ediyor. Kaleyi içten fethetmeyi planlıyor. Etnik grupları, mezhepleri birbirine kırdırarak, kardeş kavgası ile ülkeyi zayıflatmak amacını gerçekleştirmeye çalışıyor.
Asıl hedefinde ise ulus devlet var. Vatan savunması var. İnsanları küreselleşme adı altında ’“vatansızlaştırmak’” var. Çünkü yurtsever insanlar her çeşit emperyalizmim en azılı düşmanlarıdırlar.
Ulusal direnmeyi, karşı koymayı engellemenin, yok etmenin en kestirme yolu vatan sevgisini ortadan kaldırmaktır. İşte bunun için hapishaneler tıka basa doldurulmaktadır. İşte bunun için yurtseverler aylarca, yıllarca dört duvar arasında alıkonulmaktadır.
Amaç, halka gözdağı vermek, korkutmak, sindirmek; haksızlıklara, iç ve dış sömürüye direnme gücünü, bilincini kırmaktır.
Uzatmalı liboşlar kolları sıvamış, tüm güçleriyle ABD’’ye bağımlı, küresel bir ülke yaratmanın peşine düşmüşlerdir. Bazıları da hiç utanmadan, sıkılmadan
’“Türk ulusu Ermenileri katletti’” diye ülkemizi tüm dünyaya şikayet etmektedirler.
Günümüzde, ulusal kurtuluş ideolojisi ve "tam bağımsızlık" düşüncesi yerine liberal, mandacı görüş egemen kılınmaya çalışılmaktadır.
Demokrasi, insan hakları, ülkelerin bütünleşmesi perdesi arkasında uluslararası diktatörlük, küreselleşme savunulur duruma gelmiştir. Ayrıca liberal solcular tarafından, Ümmetçi ideolojinin ön plana çıkarılmak istenmesi de işin cabasıdır.
Artık devletler bağımsızlık, uluslar kurtuluş, halklar devrim istemektedir.
Bu yürüyüşü durdurmaya ABD’’nin de AB’’nin de yerli Uşaklarının da gücü yetmeyecektir.
Amaç, halka gözdağı vermek, korkutmak, sindirmek; haksızlıklara, iç ve dış sömürüye direnme gücünü, bilincini kırmaktır.
Uzatmalı liboşlar kolları sıvamış, tüm güçleriyle ABD’’ye bağımlı, küresel bir ülke yaratmanın peşine düşmüşlerdir. Bazıları da hiç utanmadan, sıkılmadan
’“Türk ulusu Ermenileri katletti’” diye ülkemizi tüm dünyaya şikayet etmektedirler.
Günümüzde, ulusal kurtuluş ideolojisi ve "tam bağımsızlık" düşüncesi yerine liberal, mandacı görüş egemen kılınmaya çalışılmaktadır.
Demokrasi, insan hakları, ülkelerin bütünleşmesi perdesi arkasında uluslararası diktatörlük, küreselleşme savunulur duruma gelmiştir. Ayrıca liberal solcular tarafından, Ümmetçi ideolojinin ön plana çıkarılmak istenmesi de işin cabasıdır.
Artık devletler bağımsızlık, uluslar kurtuluş, halklar devrim istemektedir.
Bu yürüyüşü durdurmaya ABD’’nin de AB’’nin de yerli Uşaklarının da gücü yetmeyecektir.
Yani anlayacağınız KARŞI DEVRİME geçit yoktur.
NOT: Yazımda ALİ ERALP ’‘in düşüncelerine bol miktarda yer verdim çünkü Ülkemizin şuan içinde bulunduğu durumu çok iyi açıklıyor