Demokratik ülkelerde seçimlere katılan siyasi partiler, iktidar olurlarsa yapacaklarını, uygulayacakları siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel, tarım, sağlık, enerji politikaları ile demokratik haklar konusundaki açılımlarını ’“SEÇİM BEYANNAMESİ’” adlı kitaplarda toplarlar. Bunlar o parti tarafından seçmene verilen ’“namus sözüdür’”.’¶ Seçmenlerden bu programa göre oy isterler. Seçmenlerde bu programlara, partinin fikir yapısına ve adayların kişiliklerine, tecrübelerine ve bilgilerine göre oylarını kullanırlar. Biz de ise; Genelde bunlara pek bakılmaz. Daha çok ’“LİDER’” denilen, Genel Başkanların karizmatik yapıları, popülerliği, geleneksel duygular, oy vermede önemli tercih sebebi olur. Çok az kişi o programları okur. İktidara gelen parti, günün gelişen şartlarına göre bu programlardan ufak sapmalar yapabilir, fakat rejimin temeline dokunamaz.

Demokrasi ile idare edilen hiçbir ülkede, o ülkenin kuruluş gerekçelerine aykırı, mevcut rejimin temeline dinamit koyacak çaptaki sapmaları, MİLLETE SORMADAN HİÇBİR SİYASİ İKTİDAR YAPAMAZ.
AKP seçimde Türk Milletine;
*Teröristleri, Devletin Müsteşarına, Valisine, Genel Müdürüne sınır kapısında karşılatacağım, dedi mi?
*Seyyar Hastane, Seyyar Mutfak, Seyyar Tuvalet gibi, SEYYAR MAHKEME kurup, ’“terör örgütü üyeliğini’” inkar etmeyen, teslim olmaya değil, Apo’’nun barış elçisi olarak geldim, diyen teröristi aynı gün salıvereceğim dedi mi?
*Üniversitelerde ’“Kürdoloji Kürsüsü’” kurdurup, Kürtçe eğitim vereceğim dedi mi?
*PKK terör örgütünün en önemli lojistik destek merkezi olan mamur kampını boşaltacağım, gelenleri ağırlayıp her türlü bakımlarını milletten topladığım vergilerle karşılayacağım dedi mi?
*Türkiye’’nin her yerinde, PKK bayrakları ve terörist Apo’’nun posterlerini dolaştırmayı serbest bırakacağım dedi mi?
*Laikliğe karşı eylemlerin odağı oluncaya kadar, Cumhuriyetin temel direği olan laikliği yıkmaya çalışacağım dedi mi?
*Devlette tarikatçı örgütlenmeye gideceğim dedi mi?
*Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden yatay geçişle, devlette kadrolaşacağım dedi mi?
*Dokunulmazlıkları kaldırmayacağım, kendi yandaş ve kandaş medyamı kuracağım dedi mi?
Bunları çoğaltmak mümkün, fakat sizlerle HÜSEYİN YARDIMCI adlı bir ŞEHİT BABASININ Sayın Başbakan’’a yazdığı ve bir dostumun bana ulaştırdığı mektuptan bir bölümü paylaşmak istiyorum;
( Biz hiçbir zaman bölünmek, parçalanmak, ayrılmak, açılmak, kapanmak nedir bilmedik. Bunların konuşulduğu yerde bulunmadık. Komşum RUM’’du, sınıf arkadaşım ERMENİ, en iyi arkadaşım KÜRT, eniştem GİRİTLİ, mahallemizin teyzesi KAVALALI, ilk ustam TATAR, dedem BOŞNAK, büyük babam ARNAVUT, ilk sevdiğim MACAR, evlendiğim GİRİTLİ’… Ama hepsi ilk önce TÜRK’’TÜ. Şimdi siz BİZİMLE PAYLAŞMADIĞINIZ bir karara varmışsınız, adı açılım. Size benim çocuğumun geleceği ile kararları alma yetkisini kim veriyor?Siz hangi güçle bizimle paylaşmadan bu vatan’’ın geleceği ile ilgili bu kadar derin kararları alabilme yetkisini bulabiliyorsunuz kendinizde?Şimdi size soruyorum; Sizin oğlunuz şehit düşseydi, aynı kararı verip, dağdan inin gelin sizi kucaklayayım, oğlumu öldürdünüz ama olsun unutalım dermiydiniz?Biz küllerinden bir vatan yaratmış ecdadın çocuklarıyız. Şehidimizin ardından kan ağlar, vatan sağ olsun deriz.)
İşte can alıcı konu bu, evladını bu vatan için şehit vermiş baba ne diyor; ’“ Bana soracaksın’”
AKP’’nin ve Sayın Başbakan’’ın yapması gereken de budur; Nasıl ve ne kadar açılım yapacaksın?Yazarsın madde madde. Çıkarsın milletin önüne, mertçe sunarsın açılım programını. Size o yetkiyi ancak, emanetin gerçek sahibi millet verebilir. Yapılacak en önemli ve en öncelikli iş budur. Ülke, şu an adım adım bölünmeye gidiyor. PKK’’nın siyasi temsilcisi DTP’’nin, terör örgütü destekçilerinin ve devlet düşmanı medyanın DENSİZLİKLERİ milleti patlama noktasına getirdi. Ne AKP veya başka bir partinin iktidarı, ne Sayın Erdoğan’’ın veya başka birinin Başbakanlığı, Cumhurbaşkanlığı bu aziz milletin bütünlüğünden, birliğinden önemli değildir. Herkesin aklını başına alma zamanı gelmiştir.