Malum, WikiLeaks ile yatıp WikiLeaks ile kalkıyoruz.
WikiLeaks, küresel bir kanalizasyonun çatlamasından başka bir şey değil!
Yerli ya da yabancı, siyaset sahnesindeki aktörlerin birbirleri hakkındaki düşünceleri, uluslararası ilişkiler tüm pis kokuları ile ortalığa saçılmaya başladı.
Bu kokular ne kadar muhafaza edilmeye çalışılsa da burnumuza geliyordu! Dolayısıyla dokümanların, özellikle yerel bağlamda, bildiğimiz şeyleri tekrar ettiği görüşüne katılıyorum. Farklı olan, altlarında Amerikalıların imzası olması.
Adamlar bizim gibi çarçar konuşacaklarına, oturup zahmet edip sayfalarca yazmışlar! Deyim yerindeyse döktürmüşler...
WikiLeaks, ’“Bizi izlemeye devam edin’” diyor. Sürekli bir ’“Azz sonraaa’” durumu... Kanalizasyon sızıntısı devam ettikçe, ortalığa saçılanları temizlemek zorlaşacak! Sızıntıdan paçaları ıslananlar, temizlenmek için ortalığa saçılanlardan avuç avuç alıp başkalarına atacaklar! Sizin anlayacağınız, heyecanlı günler bekliyor bizi...
Kanalizasyondaki hareket, daha patlama aşamasına gelmeden Tayyip Bey, MOBESE sistemlerinin açılış töreninde patladı! Sızıntı sonucu ortalığa saçılanlardan yayılan pis kokulara fena bozulmuş, belli... Keşke bu kadar açık etmeseydi. İnsan, yanlış izlenimlere kapılabilir!
İsviçre bankalarındaki hesapları olduğu iddiası için, ’“Önce gelip bana soracaktın, yok diyorsam yazmayacaksın’” dedi. Libya’’ya giderken yaptığı basın toplantısında bekledim.Bir gazeteci çıksa da şu konuyu sorsa diye... Kimse ağzını açmadı, daha doğrusu açamadı! Yalnızca iki gazete, Sözcü ve Taraf bu iddiayı manşete taşıdı.
Başbakan, daha önce kendisi için ’“1 milyar doları var’” diyenin şimdi Ergenekon sanığı olarak içeride olduğunu da sözlerine ekledi! Üstüne basa basa hem de...
Bu konuşmadan şahsen çok yararlandığımı belirtmeliyim. Başbakan, ’“Bir Allah kuruşu param yok ki’” dedi ya... İlk kez ’“Allah kuruşu’” sözünü duydum. Bu yaşıma kadar dağarcığımda ’“Allahın kulu’” vardı. Allah’’ın böyle para pul işinde olduğunu gerçekten ilk kez öğrendim!
Aynı konuşmada, Tayyip Bey, bu iftiraları atanları, yani Edelman gibi diplomatları mahkemeye verip hesap soracaklarını da söyledi. Çok çetrefilli bir konu. Amerikalılar’’ın beğenmediği, küçümsediği danışmanları galiba biraz eksik bilgi vermişler kendisine yine... Türkiye’’nin de imzaladığı Viyana Sözleşmesi’’ne göre, diplomatların yargı muafiyeti var. ABD’’nin belgelerin sızması konusunda ihmali olduğu ispatlanırsa, sonuç alınabilmesi belki mümkün...
Taşları yerinden oynatacağa benzeyen kanalizasyon çatlağının, ABD tarafından yürütülecek bir de tamirat aşaması olacak tabii ki... İlk ipuçları, NATO’’nun yeni strateji belgesindeki Siber Savaş bölümünde veriliyor. Birileri, egemenliklerinin sürmesi için siber dünyayı kontrol etmek zorunda!
ADALET AŞKINA!
Yaydığı pis kokularla Dünyanın burnunun direğini kıran bu sızıntı nedeni ile çok önemli konular maalesef ikinci planda kalıyor.
Bunlardan biri, Kemal Türkler davasının zaman aşımına uğraması. Tam anlamı ile ülkemizin vardığı ’“ileri demokrasi’” örneği!
Kısaca anımsayalım... Cinayet 22 Temmuz 1980’’de işlendi. Kemal Türkler'in kızı Nilgün Türkler Soydan, babasını öldürenin Ünal Osmanağaoğlu olduğunu kendi gözleriyle gördüğünü söyledi. Mahkeme yıllarca sürdü.1999'dan beri Kemal Türkler'in katil zanlısı olarak yargılanan Ünal Osmanağaoğlu'na 2003, 2007 ve 2009 yılında verilen 3 beraat kararı da Yargıtay'da bozuldu. Ancak her defasında mahkeme tarafından yine beraat ettirildi.
Şimdi Türkler ailesi davayı AİHM’’e taşıyor. Çok da iyi yapıyor.
Tüm kalbimle, Türkiye’’nin davayı kaybetmesini diliyorum.
ADALET AŞKINIZA, sizler de aynı dilekte bulunun.
Kaybedilen davaların tazminatlarını o kararları veren hakimler ödeselerdi,
bu dava da zaman aşımına biraz zor uğrardı diye düşünmekten de kendimi alamıyorum!
AYDIN HAVASI
Geçtiğimiz günlerde, basında küçük bir haber dikkatimi çekti. İtalya Başbakanı Berlusconi, 70 bin Euro ödeyerek bahçesindeki Roma dönemine ait mermer Mars ve Venüs heykellerinin eksik parçalarını tamamlatmış. ’“Fikri neyse zikri de odur’” misali, savaş tanrısı Mars'a penis taktırmış, aşk tanrıçası Venüs’’e ise el ekletmiş.
Yeni penis, gelecekte daha kapsamlı bir restorasyonun gerçekleştirilmesi halinde kolayca çıkarılabilmesi amacı ile bir mıknatıs yardımıyla heykele monte edilmiş.Uzmanlar, aynı döneme ait erkek heykelleri inceleyerek, penisin büyüklüğüne karar vermişler.
’“Ben böyle sanatın içine tükürürüm’” diyen belediye başkanlarının görevde olduğu ülkemizde, çıplak kadın heykellerinin memeleri kırılıyor. Penisli heykelleri ise Allah korumuş, hiç yok. Görülen o ki malına güvenen taktırıyor, güvenmeyen koparıyor!