Sanırsınız ki İzmir'de değil Amazon Ormanlarındayız…
Sevmiyorum sevmeyeceğim, kışı da, sonbaharı da, yağmuru da, soğuğu da, kapalı havayı da…
Ben, ben değilim hava kapalı ve yağmurluyken…
Üzerimde hareketlerimi kısıtlayan yığınla kıyafet varken, sıcak, havasız ve kalabalık ortamlara tıkılıp kalmak zorundayken, soğuktan sızlayan kemiklerim yüzünden kendimi sürekli yorgun ve uykusuz hissederken, eve gittiğim gibi hemen yatağa yatıp, kendime hiç bakmazken, dışarı çıktığımda çamura bulanıp kıpkırmızı bir burunla dolaşırken, can sıkıntısından kendimi yemeğe verip gün be gün kilo alırken ve de gözlerim bu pis, soğuk ve bulanık hava yüzünden her şeyi sepya tonunda görürken, söylesenize nasıl sevebilirim ben kışı…
Ben bu mevsimin insanı değilim...Ben uzun yaz akşamlarının, güneşin bol olduğu tatil yerlerinin, balkonda yapılan açık hava kahvaltı sofralarının insanıyım…
Gazetelerde, internette ya da TV'lerde 'kışa bomba gibi girin', 'kendinize sıcak bir kahve ısmarlayın ve kendinizi kışın kucağına atın' gibi haberlere de acaip gıcık oluyorum, ne bombası yahu, resmen enkaz durumları…
Kışın tek güzel yanı, her geçen günün beni yaza bir adım daha yaklaştırıyor olması… Başka da güzel yanı yok…
* * *
İki üç gün İzmir'de hava günlük güneşlikti, ama geceden itibaren yağmur yine başladı… Hem de ne başlamak, şakır şakır, sağanak…
Kışın hava karanlıkmış, soğukmuş bir yana da, o yağmurlar neyin nesi yahu… Yağmur demeye bile dilim varmıyor, çünkü yağmur dediğinin de bir adabı olur… Sanki biri almış hortumu ortalığı suluyor, gün boyunca aralıksız, şakır şakır… Şimşekler ve gök gürültüsü de cabası… Geçen hafta 5 gün boyunca 5 dakika ara vermeden yağdı, yağdı… 2 -3 gün durdu, işte yine başladı…
Yağmurlu, rüzgarlı ve soğuk bir Cuma günü… Yarın hafta sonu… Yani daha ne olsun?
Daha nasıl çöker bir insan, daha nasıl ruhunu emebilir çevre şartları bir insanın?
* * * *
Kış ve yağmur nasıl sevilir, nesi sevilir, neden sevilir bilmem, bilemedim, bilemeyeceğim…
''Fonda yağan yağmur eşliğinde, soba yanında sıcacık battaniye altında sıcak kahve içip dvd de film izlemek'' romansına kapılıp da ben kışı severim diyorsanız, ben bunu kabul etmiyorum… Daha gerçekçi nedenler istiyorum…
Kışı seviyorum, çünkü totişimin donması bana yaşadığımı hissettiriyor…
Kışı seviyorum, hele hele o doğalgaz o elektrik faturaları yok mu, yüzümde güller açtırıyor…
Kışı seviyorum, çünkü erkenden kararan hava içimi aydınlatıyor…
Kışı seviyorum, çünkü yağmurda taksi bulamamak kadar güzel bir duygu yok, hele ki su birikintilerine özellikle dalıp baştan aşağı beni ıslatan şoförler yok mu, onlar en asil duygunun insanlarıdır….
Gibi gerçekçi nedenler istiyorum…
Kışın ve yağmurların nesini seviyorsunuz, lütfen yazın bana?
* * * *
Bu kış ve bu yağmurlar daha ne kadar sürecek?
Yarın ne olacak? Bir ay sonra ne olacak?
O sabırsızlıkla beklediğim yaz bana ne getirecek?
Beklediğim şey yaz mı acaba?
Yoksa farkında olmadan mevsimleri kişileştiriyor ötekileştiriyor muyum?
Daha çok var değil mi yaza?
Neyse bekleyeceğiz artık…
Yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz Mart gelecek Ufuk'cum, sabır…
DİPNOT 1: Bana göre şu hayatta ayılardan daha akıllısı yok…
DİPNOT 2: Tamam mevsimidir, yağmuru anlayabilirim… Bu kadar yağmasını da anlayabilirim, ne de olsa bol yağmur yağan bir kentte yaşıyoruz… Ama Buca gibi koskoca bir ilçenin olmayan alt yapısını anlayamıyorum… Her yağmurda ilçe merkezini sel götürmesini anlayamıyorum… Yağmur yağdıktan, ortalığı sel götürdükten 3 saat sonra, hala evinin önündeki mazgalı (kimse gelmediği için) kendi çabasıyla açmaya çalışan Bucalılar'ı da anlayamıyorum…