Tunus vatandaşı 28 yaşındaki Muhammed Buazizi seyyar satıcılık yapıyordu. Polis tezgahına el koydu. Üniversite mezunu genç kendini yaktı. Önce sokak satıcıları sonra halk ayaklandı.
23 yıl süreyle Tunus'u yöneten Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali ülkesini terk etmek zorunda kaldı.
Toplum bilimcileri; Tunus olaylarını 'tamamen yerli bir hareket' olarak yorumladı.
Bunu neden vurguladım; bu eylemin batı tandanslı ya da Amerikan referanslı bir hareket olmadığını, kendi özünden türediğini anlatmaya çalıştığım için.
Tunus devrimi yaşadığımız coğrafyada yeni bir siyasi sürecin de işaret fişeğiydi.
Osmanlının Ortadoğu'dan çekilmesiyle burada ağır yenilgiye uğramasına neden olan milliyetçilik yerini yeni ve farklı bir türbülansa bıraktı.
Bunun adına 'daha çok özgürlük, daha saygın bir yönetim biçimi, daha yaşanılabilir bir ülke' hareketi de diyebilirim.
Tunus'taki gelişmeler doğal olarak diğer ülkelere sıçradı. Mısır, Ürdün, Fas, Cezayir, Yemen gibi 'baskı rejimleri, ideolojik yönetimler ' çöktü. Şimdi ise Suriye bu sürecin bir parçası olarak el değiştirmeye hazırlanıyor.
Gezi parkı protestosu ile ilgili olarak,Avrupa orjinli bazı haber ajanslarının bültenlerini, kullandıkları dili incelediğimde servis edilen haberlerde 'Türk baharı' algısı oluşturmaya çalıştıklarını gözlemledim.
Türkiye'de son bir haftadır devam eden gösterileri, Mısır, Ürdün, Tunus Fas, Cezayir, Yemen yada Suriye ile aynı fotoğraf karesine yerleştirmek bu ülkeye haksızlıktır.
Göstericilerin taleplerini bilmemek, Türkiye'yi tanımamaktır.
Bana göre; Türkiye'de mevcut hükümetin uygulamalarının toplumun ciddi bir kesimi tarafından sağlıklı bir biçimde algılanması veya ' algılatılması' sorunu vardır.
Ve yıllarca birikip yeni patlayan sosyal gaz bu algı sürecinin sonucudur.
Oysa Ak Parti hükümeti, iktidarı süresince insan ve yaşam odaklı çalıştı, kimsenin giyimine, kuşamına, özel yaşamına, yediğine, içtiğine, okuduğuna, ne düşündüğüne müdahale etmedi.
Başta Türkiye Kürtleri olmak üzere olmak üzere; ülkedeki bütün kesimlere haklar, özgürlükler, kendini ifade etme olanakları sağladı.
Ekonomik anlamda kaydettiği gelişmeler, sağladığı başarılarla tartışmasız zirve yaptı.
Halk, yüzde 50 oranında oy vererek başarısını taçlandırdı.
Sanırım bütün bu başarının yanında eksik bir şey vardı…
Toplumun önemli bir kesiminin kaygılarını gideremedi.
Oysa olaylara İzmir penceresinden baktığımızda bunu görüyoruz.; söz konusu algının temelinde 'yaşam biçimine' müdahale olduğu ya da olacağı korkusu gizlidir.
Bu ise Ak Partiye en büyük haksızlıktır.
Eylemcilerin amacına baktığımızda; yeni haklar elde etmekten çok, var olan hak ve özgürlükleri koruma hedefini içermektedir. Bu da 'Türk Baharı' tezini çürütmektedir.
Ak Parti hükümeti son bir haftadır yaşananları kapatmak, bastırmak, yok saymak, küçümsemek yerine; sosyolojik bir vaka olarak sorgulamalı ve geniş yığınların kaygılarını giderecek söylemleri, eylemleri ortaya koymalıdır.
Gösteriyi yapan gençlerin afişlerinde, sloganlarında ' Mustafa Kemal'in Askerleriyiz' söylemi yeni değildir. Kemalizm'in yok olacağı kaygısı içinde olanlar vardır.
Türkiye'nin ulusalcıları, Kemalistleri, beyaz Türkleri, komünistleri ve sosyalistleri, yıllarca hazineden beslenen elit bürokratları, ordu mensuplarının bir kısmı, sisteme entegre olmayan alt gelir grupları, bu gidişattan memnun değiller.
Türkiye'de baş gösteren eylemlerde yer alanların bir başka kaygısı da 'Ak Parti'nin siyaseten şımardığı, kibirlendiği' kendi sosyal sınıfını oluşturduğu iddiasıdır.
Başbakan Erdoğan'ın 'ömür boyu lider, Ak Parti'nin sürekli iktidar olarak kalacağı, alternatifinin olamayacağı ' şeklinde topluma dayatılan söylemler bir başka kaygı kaynağıdır. Siyaseten stratejik bir hatadır.
Bu algının yerleşmesinde 'Türkiye'de belli siyasal kimlikli kişilerin ulaştığı orantısız sermayenin de' ayrıca etkisi vardır.
Bunlara halk arasında 'Ak Partili Müteahhitler' deniliyor,30 yıllık gazeteciyim, her siyasal dönemde bu müteahhitleri gördüm. Kim iktidarsa onlardan olmayı, birkaç siyasi manevrayla başarabiliyorlar.
Taksim Gezi Parkı projesini de yaşanan tartışmaların geçmişini incelediğinizde, kimi rant gruplarıyla ilişkilendirilerek sürekli güncelleştirildiğini görüyoruz.
Üç gecedir İzmir sokaklarını savaş alanına çeviren yüzü maskeli gruplar bütün bu değerlendirmenin dışındadırlar. Onlar hep vardılar ve bir süre daha var olacaklar. Dünyanın birçok ülkesinde de benzeri bir yapılanma içinde olanlar hep olmuştur.
Ak Parti; yaşananları masaya yatırırken, siyasi analizini yaparken rövanş psikolojisinden kendisini arındırmalıdır, 'küçük, dar, marjinal grupların tezgahı' söyleminden de vazgeçmeli.
'Üç-beş çapulcu ' sözünü 1984'li yıllarda dönemin Diyarbakır Valisi rahmetli Hayri Kozakçıoğlu'ndan duymuştum ve yazmıştım. PKK'nın ilk eylemini böyle yorumlamış, rahmetli Turgut Özal'a da böyle rapor etmişti. Sonra o ; '3-5 çapulcu ' bu ülkede 40 bin cana mal olan tarihin en kanlı terör olaylarının başlangıcı olmuştu.
Ülkemizin sokaklarında yükselen her ses, dillendirilen her slogan, yapılan her eylem bizce önemlidir, dikkate alınmalıdır. Her birey bütün hakları korunan birinci sınıf vatandaş muamelesi görmelidir. Dilediği siyasi mevzide de yer alabilmelidir.
İzmirli eylemin en güzelini yapar, lakin polise saldırmaz, işyerlerini yakmaz, yağmalamaz. Siyasi partinin önünde gösteri yapar asla ve asla yakmayı düşünmez, düşünemez.
Türkiye'de biriken, ancak İzmir'i daha çok etkileyen siyasi stresi gidermek için siyasi elitler kadar, ekonominin elitleri de çaba sarf etmeli. Hiç ama hiç kimse bugün sokaklarımızda yaşananlar için ' bana ne diyemez'.
Bu gösterilerde, eylemlerde hepimizin payına düşen bir mesaj vardır.
Öncelikle Ak Parti 'nerede hata yapıyorum' sorusunu kendisine sorma cesaretini göstermelidir.
Hiçbir siyasi hareket kibirle, gururla böbürlenmeyle 'biz yapıyorsak doğrudur, herkes benim memurumdur,' yaklaşımıyla yürüyemez.
Siyaset; esnek kültürle beslenir, adaletin oksijenini herkese aynı oranda sağlamalıdır. Değişime, dönüşüme, eleştiriye, farklılıklara açıktır. Bir sosyal grupta kümelenemez. Paylaşımcıdır. gülümser, kucaklayıcıdır, hep danışır, öngörülüdür.
Siyasetçi; vatandaşına gülümseyebildiği kadar yaşar.