İzninizle size bir soru sormak istiyorum ağabey, inanın cevab-ı tasfilatınız kalb-i hazalimi tamir-i temin edeceğinden mülhem çok memnun olacağım… Lütfen söyler misiniz, İzmir kimin malıdır?
Haydaa bu soru da nereden çıktı Keramettin, ne demek kimin? Bir şehir, herhangi bir kişiye veya herhangi bir zümreye ait olabilir mi hiç? Bunu da nereden çıkardın, kim sokuyor aklına böyle fantastik soruları anlamıyorum ki? İnna sabirin, inna sabirin!...
Yok yok yeni neslin akaidi bozuldu. Hep o internet sayesinde zehirleniyorsunuz ben biliyorum. Çağın Deccal'i aha bu tek gözlü aygıt! Buraya yazıyorum, söylemişti dersiniz. Her türlü fitnenin ve dedikodunun kaynağı bu sanal alem. Aklına gelen bir şey paylaşıyor sonra elden ele dolaşıyor bu sapkın fikirler. Bizim zamanımızda böyle soru sorulabilir miydi hiç, fe'suban-ı Allah!
Yasaklıyorum sana bu interneti!
İyi de bana niye kızıyorsun ki ağabey, bizim Sarıların Sülo ile Çerçilerin Selami ağız dalaşı yapıp bu mesele üzerine kavgaya tutuşunca, ben de size sorup öğreneyim dedim.
Ne dedi ki Sülüman ile Çerçilerin Selami? Ne diye kavgaya tutuştular yani?
Ne diyecekler ağabey işte, senin benim kavgası. İkisi de İzmir benim diyor, yoksa yanar, yıkılır diyor, biri ötekine hiç heveslenmeyin diyor, altı kazık şanstır diyor birisi, diğeri ampulü söndürmeyin karanlık olur diyor ötekisi… Sonra falan filan işte.
Anlaşıldı Keramettin anlaşıldı, senin Sarıların Sülo ile Çerçilerin Selami siyasi hesap ve siyasi pazarlama derdindeler. İzmir'i bir mal gibi alıp satmayı ve sahiplenmeyi tasavvur etmek gibi bir ham hayalin peşine düşmüşler baksana!
Nedir ağabey bu işin aslı, bu şehir kimin?
Anlatayım çocuk anlatayım, gel şöyle yamacıma da anlatayım… İzmir Emir Çaka Bey'den bu yana Türk'tür, yani bizimdir, yani hepimizindir evvela bunu bilelim. Hele hele şu partinin bu partinin hiç olmadı, olmamıştır!
Sen şimdi bakma onların gubur gubur guburdanmalarına. Hezeyan içindeler dersek yeridir. Zira ikisi de İzmir'i sahiplenecek, kucaklayacak ve ihata edecek gönül ve fikir zenginliğine sahip değildir.
Madem ki İzmir onların, madem ki İzmir'i bu kadar çok sahipleniyorlar o halde şu soruların cevabını versinler, biz de anlayalım burası kiminmiş, olmaz mı?
Söyle bakalım şimdi bunlardan biri yaklaşık onüç yıldır İzmir'i bir diğeri de on yıldır Türkiye'yi yönetiyor değil mi?
Bu iki muktedir güç bugüne kadar İzmir'in hangi meselesini halletmişler, hangi olumsuzluklarını tamir edip güzelliğe çevirmişler acaba?
Mesela İzmir bir liman kenti değil mi, fakat hala limanı tartışılıyor!
Üniversite kenti diyorlar, nazım planda eğitim alanlarının yeri yok!
Sanayi şehri diyorlar, fabrikalarını Manisa'ya kaçırıyorlar!
Turizm kenti diyorlar, yatak sayısı çok komik!
Fuarlar şehri diyorlar, EXPO mücadelesi verilirken polisiye dizi çeviriyorlar!
Tarım şehri diyorlar, köylü ürettiğini satamıyor!
Metro diyorlar, ulaşım diyorlar, bir türlü tamamlayamıyor, insanımızı yıllardır sıkıntıya sokuyorlar!
Gelişmiş şehir diyorlar, gelir düzeyi yükseliyor diyorlar icra dosyası bir milyon ikiyüz ellibini aşıyor!...
İşte bunların sahiplendikleri, yönettikleri İzmir'den birkaç örnek sana…
Bundan da çıksa çıksa İzmir ve İzmirlinin sahipsizliği, İzmir'in kimliksizliği sonucu çıkmıyor mu Keramettin?
Ah ah! İnönü alehtarı İzmir eski Belediye Başkanı Efe Rauf ismiyle maruf Rauf Onursal dirilse de bir anlatsa Halk Fırkası'na karşı nasıl zafer kazandıklarını… Sonra diğer başkanlardan Enver Dündar'ı, Faruk Tuncay'ı ve Osman Kibar'ı hatırlatmak lazım Sarıların Sülo'ya…
Çerçiler'in Selami de 'cambaza bak' laflarıyla kandıramaz, oy avcılığı yapamaz bu insanlara karşı!
İşin aslı kardeşim Keramettin, bu şehir öyle kimsenin çantasında keklik; heybesinde taam değildir ve hiç de olmamıştır.
İzmir'in gerçek sahibi er geç ortaya çıkacak; Yunan'a ilk kurşunu atar gibi, denize döker gibi, ilk kalkınma projesini başlatır gibi, bin yıllık Türk bayrağını yine göndere dikecektir. Bak göreceksin!...
İşte bu da benim kerametimdir, Keramettin!