Sistemi perde arkasında yöneten gerçek muktedirin kurduğu iktidar/ana muhalefet denkleminin siyasal alanda boy göstermesi ve halkların bu gösteriye siyasal parti yandaşı olarak dahli, büyük oyunun gereğidir.
Büyük oyun, mülkiyet toplumunda piyasa koşullarında süren uygarlıktır. Uygarlığı yöneten güç, sistem kuran aklın hamisidir.
Ve modern zamanlarda sistemin sürdürülebilirliği, halkı sisteme bağlayan siyasal partilerlesağlanmaktadır.
1789’dan sonra halkların varlığını demokrasiyle görece güvence altına alan sistem, küreselleşme sürecinde, piyasa koşullarını tam serbestiye kavuşturdu.
Nihayetinde, sistemin sürdürülebilirliği Dünya nüfusunun dörtte üçü yoksul bırakılarak mümkün oluyor. Bir milyara yakın insan açlık çekiyor. Her gün, 20 binden fazla insan açlıktan ölüyor.
İktidarın ve muhalefetin varlık nedeni, halkı sistemin işleyişine entegre etmektir. Sistemden payına düşeni almak için yurttaşın peşine düştüğü siyasal partiler, kapitalist ekonomininmümkün kıldığı limitler içinde vaatlerde bulunuyor. Ve vaatlerin ne kadarını gerçekleştirebilirse oyu o kadar artıyor veya azalıyor.
İktidar ve ana muhalefetin asli görevi olankitleleri sistemde tutma misyonu, sistemin bekası için olmazsa olmaz koşuldur.
Ve bu siyasal yapı, doksanlı yıllardan itibaren nispeten bağımsız karakterini ve halkçı kimliğini bütünüyle yitirdi.
Artık, efendilerin sözü üstüne söz söylemenin bedeli göze alınacak gibi değil.
İşte, tam da bu nedenlerle, sistemin bekasını sağlayan AKP-CHP denklemini ele almanın zaruretine inanıyorum.
Yürüyen gerçek; Cumhuriyet’i kuran CHP ile bütün bağları seksen darbesinden sonra adın adım yok edilen günümüz CHP’si, merkez sağda yer alan bir siyasal partidir. İkibinli yıllarda, liberal piyasa ekonomisinin ve yeni siyasi konjonktürün gereklerini kusursuz yerine getirmeye başlamıştır.
Sanayi burjuvazisinin İstanbul’da AKP’ye karşı çıkardığı İmamoğlu, sermayenin kendi içinde bir hesaplaşma, Erdoğan’ın İstanbul imkanlarını sınırlama girişimidir.
Merkez sağda, görece seküler toplum vaatlerini Cuma namazlarından, Umre’den el sallayarak duyuran günümüz CHP’sinin sol ile tek ilgisi, yumruk havada üç slogan atmaktan ibaret. Sosyal demokrasi de göstermelik.
Asıl dikkat edilmesi gereken; Türkiye Cumhuriyeti’ni federasyona dönüştüren süreçte, AKP/CHP ilişkilerinin hal ve gidişi… Görünen o ki, CHP yönetimi, “yetmez ama evet” kafasını benimsemiş.
Sistemin altyapı kurumlarının işleyişinde iktidar ile tam mutabakat içinde olan CHP, üst yapı kurumlarında kısmen değişim vaadiyle göz boyuyor. Örgütlerdeki hızlı vasatlaşma salt görüntü ve gürültüden ibaret siyasetle hemhal.
Sonuç olarak, iktidar/ana muhalefet denklemi, sistemin bekasına hizalanmıştır. Gerisi, mücadele görünümlü politik mülahazalardan ibaret…