Yaz boyunca hiç de arzu etmediğimiz gündemler/manzaralar üzerine kalem oynatmak zorunda kaldık. Kanlı terörden her geçen gün artan, arttıkça da acıtan, can yakan ihanet dolu eylemlerden söz ettiğimiz anlamışsınızdır. Terörizmin ülkemiz üzerindeki emelleri, PKK'nın misyonu, kime uşaklık/taşeronluk ettiği üzerine kalem oynatacak değilim. Sizler de bunu en az bizler kadar biliyorsunuz artık.
Ama başta istihbarat olmak üzere bir dizi idari/güvenlik zafiyetinin sürece etkisi üzerinde durmak gerekiyor. Antep'teki patlama sonrası yaşanan istihbarat tartışmaları aklımızın bir kenarında dururken, PKK'nın Şemdinli'deki senaryonun aynısını Beytüşşebap'ta da sahneye koyma girişimi istihbarat noktasında ciddi zafiyetler yaşandığını ortaya koymaya yetiyor.
PKK'nın kurşunlarıyla değil dağ başındaki karakolların çürük briketleri yüzünden genç yaşta şehadet şerbeti içenleri zaten takdirinize bırakıyorum.
Ve İzmir gibi Türkiye'nin en batısındaki saldırıdaki ihmaller dizisi…
İzmir'i ve Türkiye'yi ayağa kaldıran Foça saldırısının üzerinden neredeyse bir ay geçti.
Failler birkaç gün önce yakalandı. Ortaya çıkan ayrıntılar ister istemez 'Bu kadar ihmal olur mu?' sorusunu sorduruyor.
O günlerde de kaleme aldık.
9 Ağustos'taki hain saldırıdan önce Foça civarında garip şeyler oluyordu.
Örneğin saldırı bölgesinin yakınlarında 500 metre arayla 3 köylü cesedi su kanalında bulundu.
Habertürk'ün başarılı polis muhabiri Neşet Dişkaya olay daha sıcakken bölgede araştırma yaptı. Dişkaya'nın haberi aslında her şeyi ortaya koyuyordu. Köylüler arasında bağlantı yoktu. Ve her üçü de çevrelerinde sevilen, sayılan düşmanı olmayan insanlardı. Hiçbir kişisel eşyaları alınmamış, içinde binlerce lira olan cüzdanlarına bile dokunulmamıştı.
Ve aynı günlerde Foça'da bir de orman yangını çıkarıldı. Bir yıl önce aynı bölgede PKK'lıların benzer bir yangın çıkardığı biliniyor hatta yaz başında faillerine tarihi bir ceza verilerek müebbet hapse çarptırılıyordu.
Ve her şeyden önce Şemdinli'de kıskaca alınan terör örgütünün dikkatleri başka noktalara çekmek ve ülkenin her noktasında eylem yapabildiğini kanıtlamak gibi bir strateji izleyeceği Türkiye gibi 30 yıllık terör deneyimi olan ülkeyi yönetenlerin bildiği bir durumdu.
İzmir'in hatta Foça gibi örgüte kan kusturan komandoların yetiştirildiği bölgenin bu açıdan stratejik önemi büyüktü. İzmir'i ayağa kaldıran bu saldırıdan üç gün önce su kanalında ölü bulunan 3 köylüyü, aynı teröristlerin katlettiği dün akşam itibariyle netleşti.
Urfa'da polisle girdiği çatışmada biri ölü biri yaralı ele geçen, Bayındır'daki akrabalarından yardım ve yataklık gördüğü, Foça kırsalında saldırıdan önce 5 gün keşif yaptığı ortaya çıkan hainler, karşılaştıkları köylüleri ortadan kaldırmayı seçmişti.
Masum köylüler eylem hazırlığındaki hainleri görmüştü ve onlar Bayındır'daki 'İrlandalılar gibi' değildi çünkü.
Antep'teki ve daha pek çok kanlı eylemde olduğu gibi 1 yaşındaki bebekleri katletmekten bile imtina etmeyen terör örgütünün saldırı öncesi kendilerini gören köylüleri ortadan kaldırması beklenen bir durumdu.
Ama aynı bölgede sadece 3 gün sonra bombalarla askeri araca saldırılıyorsa, 3 gün önceki köylü katliamının üzerinde bir kez daha durmak gerekir.
İki askerimizin şehit düştüğü kanlı eylemin ardından teröristlerin Foça gibi zor bir bölgeden ellerini kollarını sallayarak kaçabilmesi başlı başına üzerinde durulması gereken bir nokta zaten... İki askerlerimizi şehit düşüren, 12'sini yaralayan bombaların Bayındır'daki ahırlarda ve seralarda 30 yıldır İzmir'de yaşayanlarca saklanmış olması da öyle…
Yine teröristlerin eylem bölgesinde yani Foça kırsalında 5 gün boyunca keşif yapması…
Hatta belki de kısa bir tatil yapması… Neresinden bakarsanız bakın büyük bir güvenlik, istihbarat zafiyetiyle karşı karşıyız. Hem İzmir polisinin hem jandarmanın hem de MİT'in ayakta uyuduğunu söylemek yanlış olmaz.
Foça saldırısının hemen ardından kaleme aldığımız 'Foça'da üç bilinmeyenli denklem' haberinde 'askeri araca saldırı, masum 3 köylünün katli ve orman yangını' arasındaki ortak noktaya dikkat çekmeye çalışmıştık. Ve 23 Ağustos'ta kaleme aldığım 'Neden İzmir, neden Antep' başlıklı yazıda da bu üçgenin altını bizzat doldurmaya çalıştım.
Ve demiştim ki:
Foça'daki saldırı hala aydınlatılamadı.
Hainler Foça gibi 'zor' bir bölgede rahatlıkla eylem yapıp ellerini kollarını sallayarak kaçabildi. Menfur saldırıdan 3 gün önce saldırı bölgesine yakın noktada 3 köylü vurulup su kanalına atıldı. Kimseyle sorunu olmayan, mahallesinde/köyünde sevilen/sayılan 3 köylü… Saldırıdan bir gün önce orman yangını çıkarıldı.
(Aynı bölgede terör örgütünün daha geçen yıl orman yakmışlığı var)
Sonrasında ülkeyi ve kenti ayağa kaldıran malum saldırı gerçekleşti.
Sonradan öğreniyoruz ki köylülerin şüpheli ölümünü jandarma araştırıyormuş.
Anlaşılan o ki jandarma ile polis arasında da bir iletişim, istihbarat kopukluğu var.
Belki de o köylüler eylem hazırlığındaki teröristlerle karşılaştılar'

Keşke yanılmış, haksız çıkmış olsaydım. Ama dün geç saatlerde ajanslara düşen haber, Urfa'da ele geçirilen teröristlerin üzerinden çıkan tabancaların baristik incelemesinde o köylülerin katilinin de aynı teröristler olduğunu ortaya koydu.
Yaptığım araştırmada öğreniyorum ki… Köylü cinayetlerinden sonra bölgeye İl Jandarma Alay Komutanı bizzat gitmiş. Gitmiş de ne olmuş?
Olayın garabetinden yola çıkarak, (Köylülerin kimseyle sorunu yok, üzerlerinden hiçbir şey (paraları dahi) alınmamış) bunun bir terör saldırısı olma ihtimalini düşünmüş mü?
Doğrusu bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey var. O da gerek köylü cinayetleri gerekse orman yangını gibi olaylardan işkillenmeyen güvenlik güçlerinin, istihbarat birimlerinin 9 Ağustos'taki saldırıya zemin hazırladığı…
Kim ne derse desin…
Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belliydi Foça'da… Ve bunu göremediler. Bir gazeteci olarak saldırıdan saatler sonra bu denklem bizim aklımıza geliyorsa işi/görevi ülkeyi/kenti korumak olanların 3 gün önceki garip cinayetin ardında başka ihtimaller aramalı hatta görmeliydi. Gör(e)mediklerine göre… Gereği yapılmalıdır.