Tam da 8 şehit verdiğimiz Dağlıca baskını ve takip eden terör saldırıları arka arkaya patladığında…
Tam da Apo'nun İmralı'dan çıkarıldığına dair söylentilerin ayyuka çıktığı bir zamanda…
Tam da CHP Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hükümete Kürt sorununa çözüm başlığı altında yol haritası sunduğunda…
Tam da Türkiye'ye ait bir jet Suriye tarafından düşürüldüğü sırada…
Tam da ÖYM (Özel Yetkili Mahkemeler) ile ilgili yasa önerisinin meclise getirildiği aşamada…
Başbakan; Leyla Zana'nın, düğün değil, bayram değil, eniştem beni niye öptü misali 'Ben bu işi Erdoğan'ın çözeceğine inanıyorum' diyerek uzattığı güle, can simidi havliyle öyle bir sarıldı ki…
Özel konutunda bile ağırladı!
Leyla Zana, başbakan tarafından, layikiyle, pek bir ağırlanmasına ağırlandı da…
Ne Kürtlere yaranabildi, ne de AKP'lilere!
AKP Hükümeti'nin sözcülerine göre Zana, bu zamana kadar söylenenlerden farklı bir şey söylemedi. Yeni bir çözüm önerisi getirmedi. Öteden beri savunduğu argümanları tekrarladı.
BDP ve DTK sözcüleri de Zana'nın başbakana, 'Kürt sorununa dair, bilinmeyen, kendine ait değişik bir yöntem sunmadığını' ifade ettiler. Zana'yı, Erdoğan'ı ziyaret etmeden önce kendilerine danışmadığı için, eleştirdiklerini açıkladılar.
Dolayısıyla, ulusalcı kanat şimdi büyük bir merak içinde, şu soruların cevabını bekliyor;
Ey Zana! Ne oldu da durup dururken başbakana umut bağladın?
Ey Zana! Başbakan ile buluşmadan önce neden dava arkadaşlarına haber dahi vermedin?
Ey Zana! Yeni bir metod ya da söylem geliştirmediysen, başbakanla özel görüşmekle ne elde etmeyi amaçlıyordun?
Ey Zana! Bu görüşme neyi sağladı?
Ey Zana! Geriye; hem kendi davadaşlarına, hem de AKP Hükümeti tarafına yaranamamaktan başka, ne kaldı sana?