EGEDESONSÖZ- Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 4 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik yargıya taşındı. Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Derneği, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası ve yurttaşlar, su havzalarının korunmasına ilişkin düzenlemelerin koruma mekanizmalarını zayıflattığı gerekçesiyle Danıştay’da dava açtı. Dava kapsamında düzenlemelerin öncelikle yürütmesinin durdurulması, ardından iptal edilmesi istendi.
Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Derneği tarafından yapılan açıklama şu şekilde;
“SU HAKKIMIZDAN VAZGEÇMİYORUZ:
İÇME SUYU HAVZALARINI KORUMAYI ZAYIFLATAN YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİĞİNİ YARGIYA TAŞIDIK
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından çıkarılarak 4 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete ’de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik, ülkemizin giderek ağırlaşan su krizi karşısında su kaynaklarını daha güçlü biçimde koruması gerekirken, mevcut koruma mekanizmalarını zayıflatan düzenlemeler getirmiştir.
Bu nedenle Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Derneği, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası ve yurttaşlar olarak, Yönetmeliğin hukuka aykırı gördüğümüz hükümlerinin öncelikle yürütmesinin durdurulması ve ardından iptali istemiyle Danıştay’da dava açtık.
Dava konusu değişikliklerle yeraltı suları “içme-kullanma suyu” ve “içme-kullanma suyu havzası” tanımlarından çıkarılmıştır. Oysa yeraltı ve yerüstü suları birbirinden bağımsız değildir. Su kaynaklarını hidrolojik ve hidrojeolojik bütünlüğünden kopararak korumak mümkün değildir. İklim krizi ve kuraklığın giderek ağırlaştığı bir dönemde bu değişiklik, yeraltı sularının korunması bakımından ciddi bir gerileme riski yaratmaktadır.
Yönetmelik değişikliği ayrıca “içme suyu güvenliği” ve “içme suyu güvenliği planı” sistemini ortadan kaldırmakta, suyun kaynaktan tüketiciye ulaşıncaya kadar bütün süreç boyunca risklere karşı korunmasını öngören mekanizmayı Yönetmelikten çıkarmaktadır. Her içme-kullanma suyu havzası için koruma planı hazırlanması zorunluluğu da kaldırılarak, plan hazırlanıp hazırlanmayacağı Bakanlığın değerlendirmesine bırakılmıştır.
Değişikliğin en kaygı verici yönlerinden biri ise jeotermal enerji santrallerinin içme-kullanma suyu havzalarının orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında kurulabilmesine olanak tanınmasıdır.
Jeotermal faaliyetlerde üretim ve reenjeksiyon kuyuları, kuyu bütünlüğünün bozulması, boru hatlarında oluşabilecek sızıntı ve kaçaklar nedeniyle yerüstü ve yeraltı sularının kirlenmesi riski bulunmaktadır. İçme suyu havzaları böylesi risklerin göze alınabileceği alanlar değildir. Bir içme suyu kaynağı kirlendikten sonra onu eski haline getirmek son derece güç, kimi zaman olanaksızdır. Çevre hukukunun önleme ve ihtiyat ilkeleri de zararın ortaya çıkmasını beklemeyi değil, zarar doğmadan önlem alınmasını gerektirir.
Yönetmelik değişikliği aynı zamanda büyükşehir belediyeleri ile su ve kanalizasyon idarelerinin kanundan kaynaklanan havza koruma yetkilerini zayıflatmakta; mevcut havza koruma planları üzerinde Bakanlığa geniş bir müdahale alanı tanımaktadır. Bu durum yerinden yönetim, idarenin kanuniliği ve hukuki belirlilik ilkeleri bakımından ciddi hukuki sorunlar doğurmaktadır.
SU YALNIZCA BİR DOĞAL KAYNAK DEĞİL, YAŞAMIN KENDİSİDİR.
Sağlıklı ve güvenli suya erişim, yaşam hakkının ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Devletin görevi su kaynaklarının korunma düzeyini geriye götürmek değil; iklim krizi ve kuraklık koşullarında bu korumayı daha da güçlendirmektir. Anayasa’nın 17. ve 56. maddeleri de yaşamın, insan sağlığının ve çevrenin korunmasını güvence altına almaktadır.
Bugün Türkiye’nin pek çok bölgesinde su kaynakları üzerindeki baskı giderek artarken yapılması gereken, su havzalarının koruma kalkanını inceltmek değil güçlendirmektir.
Bu davayı yalnızca bir Yönetmelik değişikliğinin iptali için değil; suyun yaşamın ortak varlığı olduğu ve gelecek kuşakların da yeterli, güvenli ve sağlıklı suya erişme hakkı bulunduğu gerçeğini savunmak için açtık.
Yargılama sonuçlanıncaya kadar düzenlemelerin uygulanması, su kaynakları ve havza koruma rejimi bakımından geri döndürülmesi güç sonuçlar yaratabileceğinden Danıştay’dan öncelikle yürütmenin durdurulmasını talep ediyoruz.
Suyumuzu korumak, yaşamı korumaktır.
İçme suyu havzaları yatırım faaliyetlerinin risklerine açılacak alanlar değil, yaşamın devamı için korunması gereken ortak varlıklarımızdır.
Suyumuza, yaşam alanlarımıza ve gelecek kuşakların yaşam hakkına sahip çıkmaya devam edeceğiz.”




