Son günlerde hastaların ya da yakınlarının saldırılarına uğrayan doktorların haberleri biraz fazlaca çıkmaya başladı sanki. Doktorların kendi haklarıyla ilgili verdikleri mücadele ise 'Tam Gün Yasası' ile ilgili. Yansıtılan odur ki mağdur olan sadece hastalar. Doktorlar suçlu hep. İşin nasıl olması gerektiği ile ilgili hekimlerin ne söylediğini ne duyan var ve bilen. Çok ağır eğitimlerden geçen, en zeki en çalışkan çocukların, girdiği sınavlardan en yüksek puanlar alarak mensubu olmayı başardıkları bu mesleğin onuru zedelenir oldu neredeyse.
Canımızı emanet ettiğimiz bu meslek grubunun bu hale gelmesinde ise bana göre kimse kusura bakmasın ama asıl suç yine kendilerinin. Onların ne istediğini, 'Tıp Bilimi' ile 'Sağlık Sektörü' arasındaki ayrımı, sistemin nasıl işlemesi gerektiği yönündeki düşüncelerini ne bilen var ne duyan.
Mühendislerde durum farklı mı? Kentleşme, kentsel dönüşüm, kentsel planlama v.s konularında çevre ve inşaat mühendislerin, mimarların, şehir plancılarının görüşleri ve önerileri ne kadar kabul görüyor sizce? Ya gıda denetimindeki etkinliği son düzenlemelerle ortadan kaldırılan, ülkemizdeki tarımsal üretimin geleceği ve sürdürülebilirliği adına mücadele veren ve kökümüze kibrit suyu döken yasalara , GDO lara karşı ve arazilerin korunması uğruna mahkemelerden çıkmayan, Ziraat Mühendisleri, Gıda Mühendisleri, Veteriner Hekimler ve diğerleri?
Avukatlar ve yargı mensupları adalet sistemimizden çok memnun olmalılar herhalde. İşçiler ve çalışanlar da öyle. Asgari ücret yeterli olduğu gibi özel sektörde sendikalaşma gibi bir ihtiyaç içinde dahi değil galiba emekçi kardeşler.
Her kesimin kendi hakları ve ülke yararına uygulamalarla ilgili söyleyecek pek çok sözü, talebi var. Oysa seslerini değil kamuoyuna duyurmak kendilerini bilinçlendirmede bile eksikler. Sonucun böyle olması ise elbette kaçınılmaz. TMMOB a bağlı odaların ortak yaptığı eylemlerde kapılarının önünden geçtiği mühendis ve mimarlar katılsa katılım on katına çıkar. Tabib Odası'nın eylemlerinde, basın açıklamalarında kaç tane beyaz önlüklü görürsünüz? Baronun da öyle değil mi? Mühendis ve mimarlardan meslek odalarının ne olduğundan bile haberi olmayanı var. Sendikaların durumu için sayfalarca yazılır. Bu liste böyle uzayıp gider. Unutulmamalı ki sorunların çözümü sahiplenmeyle olur. Meslek ve emek örgütleri de sorunların seslendirildiği muhatap kurumlardır. Bu örgütler güçleri ölçüsünde seslerini duyurur. Güç ise katılımla olur. Uzaktan seyretmekle, cılız seslerle kimseden talebinize karşılık bulamazsınız. Sözün özü, mesleki örgütlere ne kadar sahip çıkılır ve katılım olursa o ölçüde kendinizi ifade edebilirsiniz. Yoksa gerisi laf kalabalığıdır, kimseyi bir yere götürmez.
Bu yazdıklarım ve yazının başlığı kimseyi kızdırmak için değil elbette. Özeleştiriye olan ihtiyacımızın altını çizmek istedim sadece.
Örgüt yönetimlerini beğenmiyor olabilirsiniz. Uzağında kaldıkça değiştirme şansınız olabilir mi?
8 Ekim günü Ankara'da meslek ve emek örgütleri bir miting düzenliyor. Yurdun her yerinden otobüsler kalkacak; ücretsiz hem de. TTB, TMMOB, KESK ve DİSK in ortaklaşa gerçekleştirdiği bu etkinlikte bakalım kaç doktor, kaç mühendis kaç işçi göreceğiz?