Malum dört aydan kısa bir zaman diliminin sonunda Mahalli idareler seçimlerimiz var. Yüksek Seçim Kurulu,mevcut kanunlar çerçevesinde mahalli idare seçimine girecek bakanların görevlerinden istifa etmelerine gerek olmadığına karar verdi. Milletvekilleri zaten istifa etmeden seçimlere giriyorlardı.Eminim ki Yüksek Seçim Kurulunun bu kararı yasalara uygun, ama hukuk ve siyaset anlayışına uygun değil diye düşünüyorum.
Bilindiği gibi genel seçimlere giderken İçişleri, Adalet ve Ulaştırma bakanları istifa ediyorlar, seçimlerin güvenliğinden İç işleri bakanı sorumlu. O halde,o makama bağımsız bir kimseyi koyalım.Seçimler yargı denetiminde yapılıyor,o halde yargının ilgili bakanı, adalet bakanı olduğundan, onun yerine de tarafsız bir kimse koyalım.Seçimlerde ulaşım ve haberleşme önemli,oraya da bağımsız bir kimse koyalım düşüncesi elli yıldır var. Düşünceyi genişletirseniz, bir bakan bir ilden Belediye Başkan adayı olursa,muhalefet bakanlık imkanlarını kullanıyor diye meydanlarda konuşmayacak mı? Onlara konuşma imkanı vermeyecek mi?
Bakan, bakanlık personeli ile seçim çevresinde dolaşırsa 'Bakan seçmenin iradesine ipotek koymaya çalışıyor' diye suçlanmayacak mı?
Evet Yüksek Seçim Kurulu mevcut mevzuata göre 'bakan aday olursa istifa etmesine gerek yok' kararına rağmen, Sn. Başbakan, Bakanların istifa etmemesi, etik olmaz,şık olmaz diyerek hukukun üstünlüğüne dair ince bir örnek verdi. Evet Bakan aday olacaksa makamını boşaltmalı sahaya öyle inmelidir.Böyle yapılmadığı taktirde başı sonu belli olmayan tartışmalar yaşanacak,belki de bazı illerde seçimlere gölge düşecekti.
Bizim seçimlerin düzenlenmesine dair mevzuatımız epey eskidi. Süreler üç aydan başlıyor. Bu süre zarfında mahalli idare seçimleri genel seçim havasına bürünecek. Ard arda gelen iki adet genel seçim havasındaki seçimler bizim ekonomimize önemli bir negatif verecek büyüme çok yavaşlayacaktır.
Batılı ülkeler bu süreler ile ilgili ne yapmışlarsa bizde bunlara paralel bir düzenleme yaparak ekonomiye olan etkisini minimize edelim derim.