İnsanoğlunun çaresiz kaldığı doğa felaketlerinden biri de depremdir. Türkiye, iki büyük 'Kuzey Anadolu Fay Hattı' ve 'Doğu Anadolu Fay Hattı' ile deprem kuşağındadır. En büyüyü 7,8 olmak üzere, onyedi tane 7'den büyük deprem yaşamış bu ülke. İlk kayıt 526 yılına ait Antakya depremi, 250 bin ölü. 1268 Klikya Depremi 60 bin, 1509 Büyük İstanbul Depremi 10 bin, 1939 Erzincan depremi 32 bin yediyüz, 1942 Tokat Erbaa, 3 bin, 1976 Van Muradiye Depremi 3 bin sekizyüz kişi. Çok yakın tarihimizde ise 1999 Sakarya depremi 17 bin can aldı. Birkaç gün önce yaşadığımız ve tarihe ' Van Erciş depremi' olarak geçecek büyük depremde henüz kesin ölü sayısını bilemiyoruz.
Bugüne kadar depremlerde ölenler için elimizden birşeygelmez ama bundan sonrakiler için henüz geç değil. Yukarıdaki tabloyu görüp te buna tedbir almamak olur mu? Gözüken o ki bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da deprem gerçeği ile er ya da geç tekrar tekrar yüzleşeceğiz. Depremleri önleyecek bilim ve teknoloji henüz yok ama ölümleri engellemek ya da en aza indirmek elimizde. Bu konuda başta devleti yönetenler olmak üzere, inşaat firmaları, müteahhitler ve bireysel ev yapanlara, bunları denetleyenlere, izin verenlere daha birçok kişi ve kuruma iş düşüyor. Ancak, burada asıl sorumluluk devlete düşüyor; depremle mücadelede gereken kanunları çıkarmak ve gereken tedbirleri almak devletin sorumluluğundadır. Önemli olan bu tür doğal afetler geldikten sonra değil gelmeden önce tedbirler almaktır. Bu konuda sorumluluk da devleti yönetenlere aittir.
Doğal afetler karşısında yitirilen canlar insanları duygusallaştırır, normal şartlarda tepki vereceği şeye ses çıkarmaz, tepki vermez ya da tam tersi. 1999 Sakarya depreminin Türkiye ekonomisine getirdiği yükü telafi etmek için 'deprem vergisi' adı altında geçici olarak yeni vergiler getirildi. Ek Gelir ve Kurumlar Vergisi, Ek Emlak Vergisi, Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi ve en çok bilinen Özel İletişim Vergisi ile Özel İşlem Vergisi. Doğal olarak bunlara kimsenin sesi çıkmadı ya da ses çıkarılamadı. Çünkü toplanacak vergiler bir daha depremlerin can almaması için kullanılacaktı. Üstelik bu vergiler kalıcı değil geçiciydi. Bir kurbağa hikayesi var bilirmisiniz;' canlı kurbağayı kaynar suya atarsanız, acıyla aniden refleks göstererek sıçrar ve kurtulur ama soğuk suya koyar ve yavaş yavaş ısıtırsanız, ısıya alışır, refleks veremez hale gelir ve ölür'. Böylelikle, geçici olarak konulan vergiler yavaş yavaş ısıtılarak 2003 yılında yürürlüğe konulan 5035 sayılı Kanunla kalıcı hale getirildi. Son birkaç gün öncesine kadar da kimsenin aklına bile gelmedi, 'ne oldu bu deprem vergileri?' O kadar dillendirilmeye ve eleştirilmeye başlandı ki, en sonunda Maliye Bakanı çıkıp açıklama yapmak zorunda kaldı. Bu güne kadar toplanan yaklaşık 44 milyar deprem vergisi, depremden başka her yere harcanmış! Çok bilinen bir söz var ' toplanan vergiler, yol, su, elektrik olarak size dönecek' diye. Evet deprem vergileri de dönmüş, ama duble yol olarak…
Haksızlık etmeyelim, modern bütçe mantığında deprem vergileri deprem için harcanacak diye bir kural yok, zaten bütçe mantığına da ters. Ancak, en son yaşadığımız 7.2 büyüklüğündeki Van Erciş depreminde, Mimar Sinan'ın eseri 444 yıllık Hüsrev Paşa Camii dimdik ayakta kalırken, yeni yapılar iskambil kağıdı gibi yerle bir olup içindekilere mezar oluyorsa; bu binaları yapanlardan, yapılmasına izin verenlerden ve denetleyenlerden hesap sorulacağı gibi, bu güne kadar toplanan deprem vergileri neden deprem için kullanılmadı diye de sorulur.