İzmir’’de Sivil Toplum Örgütü kavramını bana kalırsa gerçekten hak eden EGE-KOOP’’un öncülüğünde geçtiğimiz cumartesi günü ’“Siyaset-Basın ve Sandık’” konulu bir panel gerçekleşti. Ege Üniversitesi’’ne ait Atatürk Kültür Merkezi’’nde yapılan düzenlenen EGE-KOOP’’un 41. panelinde Altan Öymen, Oktay Ekşi, Nail Güreli, Fikret İlkiz, Ümit Gürtuna, Öcal Uluç, Can Ataklı, Ali Sirmen, Hamdi Türkmen, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel gibi usta Gazeteci-Yazarların yanı sıra CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak, MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural katıldı.
Vaktimin az olmasından ötürü panelin birinci bölümünü izleyip çıkmak zorunda kaldım Gerçi Siyaset-Basın ve Sandık ile üç başlık altında toplanan panelin yaklaşan genel seçimlerden ötürü Siyaset ve Sandık konuları arasında geçeceğini sanıyordum. Ancak yanıldım. Gerek panele katılan siyasetçiler, gerekse de ilk oturuma katılan Gazeteci ustalarımız, dördüncü kuvvet olan basına hak ettiği değeri konuşmalarında verdi.
Devrim Dönemi, Kanun dönemi, Tek Adam Dönemi
Demokrasi, Sürdürülebilir Demokrasi, İleri Demokrasi
Göreceli Özgür Basın, Tekelci Basın, Besleme Basın, Yandaş Basın
Yasama-Yürütme-Yargı Erki, Kuvvetler Ayrılığı, Dördüncü Kuvvet, Beşinci Kuvvet
İnsan Hakları, İfade Özgürlüğü, Basın Özgürlüğü ’… Panelden çıktığımda en çok bu cümleler aklımda kaldı’… Bir de Gazeteci-Yazar Nail Güreli’’nin basının görevleri konusunda dile getirdiği sözler’… Basının görevleri konusuna değinen Güreli, basının en temel görevinin denetleme olduğunu dile getirerek, gazetecinin (muhabirin) sergilemesi gereken tavrın nasıl olması gerektiği ortaya koydu. İkinci önemli görev olarak ise muhalif olmayı gösteren Güreli, son olarak da basının ekonomik bağımsız olması gerektiğine vurgu yaptı Güreli. Denetleyen, muhalif olan, ekonomik bağımsız bir basın (medya)’…
Güreli’’nin, kısa ancak İletişim Fakültelerindeki derslerde anlatılan örnek gazetecilik tarifi bana Gazetecilik mesleğinin çok zor ama bir o kadar da ülke için önemli bir meslek olduğunu hatırlattı. Evet, basın (medya) yasama-yürütme-yargı erklerinin ardından dördüncü güçtü. Peki, neden bu güç kendisine karşı yapılan ’“saldırılara’” karşı duramıyordu?Ya da halkın haber alması için uğraşan gazetecilerin (basın emekçilerinin) gücü ne kadardı?Herkesin ’‘özgür’’, ’‘dürüst’’ ve ’‘cesur’’ olması gerektiği konusunda hemfikir olduğu Gazetecilere dokunulmazlık verilse nasıl olurdu?Denetleyen, muhalif olan, ekonomik bağımsız bir medya için çalışanın haklarının koruyarak başlamak gerekmez mi?Panelden sonra aklımda bu sorular kaldı. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’’nü kutladığımız bugün hala aklımda bu sorular var.