Gezi Parkı'nda bölge sakinlerinin eylemi ile başlayan ve sonra tüm ülkeyi de içine alarak çığ gibi büyüyen eylemlerde bir ayı doldurduk neredeyse. İlk başta aktif sonrasında daha barışçıl (!) olması adına pasif (durarak) yapılan eylemlerde hükümet cephesinde pek bir mesaj alınmadı gibi görünüyor. Daha doğrusu başbakan nezdinde hiçbirşeyin değişmediği, hala ateşe körükle gitmeye devam edildiği aşikar.
Başından beri bu süreci yaşayan ve değerlendiren aklı selim her türk vatandaşı şunu anlayabilir: 'Başbakan taksim ve gezi parkı sorunu başta olmak üzere ülke gündemindeki birçok sorunu çözümlenmekten uzak bir kördüğüm haline getirmiştir.'
'Ağaçlarını koruma' içgüdüsüyle başlatılan bu masum çevre eylemine bile tahammül edemeyen Başbakan, olayların büyümesine bizzat kendisi neden olmuştur. Tehditkar ve tahrik dolu sözleriyle, baskıcı,despot ve uzlaştırıcı olmaktan uzak tavırlarıyla...Olması gereken bir 'devlet adamı' vasfından sıyrılması ilk başta Türkiye'yi ayağa kaldırmakla birlikte dünyanın da tepksisini çekmiştir.
Çünkü Başbakan Erdoğan bir hukuk devletinde uyulması gereken kuralları unutmuş, ülkeyi hukuk devleti'nden polis devletine doğru adım adım yaklaştırmıştır. Polislerin olayları şiddete dönük bastırmaya çalışmasını alkışlar duruma gelmiştir. Üstelik bu olayların sonucunda dört ölü, binlerce yaralı, onlarca gözünü kaybetmiş genç olduğunu bilmesine rağmen ! Mağdur olanların hepsi kendi vatandaşı. Ama o kendi vatandaşına karşı orantısız güç kullanan polise 'Kahramanlık destanı yazdı' demiştir.
Polis kendi halkına karşı nasıl destan yazabilir?! Destanların tarihte nasıl yazıldığını biliyor mu acaba Başbakan?! Sanki polis kendi polisi de, eylem yapan vatandaşları düşman kuvvetleriymiş gibi ! Eylem yapanlar sanki hak ve özgürlüklerini aramak için değil de bu ülkeyi işgal etmek için eylem yapıyorlar ! Bu olayları bilmeden Onu dışarıdan dinleyenler durumun öyle olduğunu sanır.
Ama herkes olayların nasıl geliştiğini gayet iyi biliyor. Başbakanın tehdit etmekte çekinmediği Avrupa da dahil olmak üzere. Almanya Başbakanı Merkel'in, Türkiye'deki gösterilere karşı yapılan müdahale karşısında doğal olarak şok olduğunu belirtmesi de Erdoğan'ı kızdırmıştı. Merkel'in, Türkiye'nin AB üyelik süreci ile ilgili bir soruya, 'Türkiye'de şu an olup bitenler, gösteri ya da konuşma özgürlüğü düşüncesiyle bağdaşmıyor.' demesi de ülkemizde demokrasinin olmadığının dışarıdan da algılandığına bir işarettir maalesef. Buna karşılık Başbakan Erdoğan'ın bu konudaki açıklaması nasıldı? Pervasız bir meydan okumayla verdiği cevap: 'Sen bize karışamazsın!' Peki o zaman sormazlar mı, 'Sen değil miydin AB'ye girmek isteyen!' diye.
Uzmanlar, 'kahramanlık destanı(!)' yazan polislerin kullandığı biber gazının içinde insan sağlığına zararlı kanserojen etkili asitlerin bulunduğunu açıklamıştı geçtiğimiz günlerde. T.C. Başbakanı hala bu biber gazı kullanımın AB müktesebatına uygun olduğunu söylüyor. Gezi parkı olaylarının başlangıcında 'biber gazının kullanımında yanlışlık var' diyen Başbakan, T.C.'nin polisini daha sonra sadece kendisine malederek, kullandığı şiddetten dolayı övüyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün konuyla ilgili şöyle bir demeci vardı: 'Gerekirse o polisler cezalandırılır.' (Daha sonra sesi sedası çıkmadı ya, neden olduğunu tahmin etmek zor değil.)
Gerekirse o polislerin silahlarındaki mermiler de masum insanları yaralayabilir, kör edebilir, öldürebilir, değil mi? Nitekim bunların hepsi gerçekleşti zaten. Ama buna rağmen Ethem Sarısülük adlı vatandaşın ölümüne sebeb olan polis tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Avrupa Birliği'nden Sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış'ın yaptığına ne demeli peki? Bildiğimiz üzere, AB misyon şefleri Egemen Bağış'ın daveti üzerine Türkiye'de son günlerde yaşanan gösterilerle ilgili bir brifinge katıldılar. Büyükelçiler, polisin barışçıl göstericilere davranışı ve basın özgürlüğüne saygı konusunda olmak üzere, ülkedeki son gelişmeler hakkında endişelerini dile getirdiler. Bağış ise büyükelçilere camiideki görüntüleri izlettirdi. Camiiye ayakkabı ve alkol ile girilmiş. Sanki gündemdeki sorunumuz buymuş gibi! Bağış eğer 'Türkiye'nin AB standartlarında bir ülke olmak için ilerlediğini' söylüyorsa, bu durumda O da Erdoğan gibi büyük bir çelişki içine düşmüş.
Ne Erdoğan'ın Avrupa'ya karşı meydan okuyan tavırları, ne de Egemen Bağış'ın büyükelçilere kendi halkını şikayet etmesi onlara bir şey kazandırmaz. Tersine çok şey götürür. Bu yaptıkları da aynı gezi parkı olaylarında gösterdikleri despot tavrın bir sonucudur. Unutmasınlar, bu davranışları ülkeye demokrasi getirmez, olsa olsa despotizmi sürekli kılar. Ama belki de istedikleri budur.