Var olmak kaçınılmaz bir gerçekliği beraberinde getirir; 'değişim'! Kimi zaman devrimcilerin sloganı, kimi zaman kaçınılmaz olanın dile dökümü, kimi zaman da kişisel gelişimin bir parçası olarak kullanılan bu sözcük aslında değişmeyen tekşeyin yine kendisinin olduğunu gösteren bir bulmacadır aslında.
Bu bulmaca ancak her yaşamda başka başka zamanlarda çözülebilir.
Çok duymuşsunuzdur, 'daha düne kadar bunu yapmam diyordu ama bak şimdi yaptı bitti' diye arkadaşını eleştirenleri. Değişimin bir iki yüzlülük, aynı kalmanın ise bir erdem sayıldığı pek çok yanılgı sayılabilir fakat aynı kişi dün inandığı şeyi şimdinin koşullarında daha farklı görüyor olamaz mı? Dünkü yaşlarında beğendiği kırmızıyı artık beğenmiyor olamaz mı? Dün eleştirdiği bir davranışı bugün başka koşullarda daha anlamlı bulup yapıyor olamaz mı? Değişimin karşısındaki bu istikrarlı duruş aslında 'kabul'ün ne kadar zor olduğunun da bir göstergesidir. Elbetteki sizlere 'dün söylediklerinizden, yaptıklarınızdan sorumlu değilsiniz çünkü siz değiştiniz' gibi patolojik bir yaklaşımı söylemeye çalışmıyorum. Sadece çevremize ve değişime karşı ne kadar ön yargılı olduğumuzu fark edebilmenin kişisel gelişimimize çok katkı sağlayabileceğine inanıyorum.
Geçenlerde metroda iki arkadaş sohbet ederken biri bir arkadaşının hamilelik sürecinden önce 'ben asla ilaç kullanmam hamilelik döneminde' dediğini ama şimdi düşük tehlikesi olunca mecburen kullandığını söyleyip eleştiriyordu. O an düşündüm ki bunun gibi geçmişte söylenen bir şey bugünün değişen gerçekliğinde bizi nasılda zor duruma sokabiliyor. Değişimin gerekçelerini sıralasanız bile birilerinin gözünde olumsuz bir sıfat aldınız bile. Çünkü o kişi değişmezliğin sembolü, kabul edilemezliğin mührü... Değişimin hoşgörü ile bir öğretiye dönüşebileceği gerçeğini öğrenecek kişi... Aslında o kişi biziz. Hepimizin içinde o kişi zaman zaman yüzünü gösterebiliyor. Değişebilmeye cesaretlendiğin anda sana yüzünü gösteriyor, yenilikleri tehdit olarak algılıyor. Daha önce yapmadığın bir şeyi denemek istediğinde duyduğun cesareti başkalarının düşüncesi diyerek korkaklığa dönüştürüyor. Değişimin kendisini değişik şekillerde reddetmeye çalışıyor..
İçimizdeki bu mührü kırabilmek için de kendimizi tanımamız gerekiyor. Daha hoşgörülü, daha kabul edebilen bir yaklaşım için değişimi istemek gerekiyor. En güzel başlangıcın Tolstoy'un şu sözü olduğunu düşünüyorum, 'Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünüyor ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmüyor.'