'Dünyada yazmaktan daha iyi hiçbir şey yoktur.'
'Yüzyıllık Yalnızlık' ile tanıştırdığı dünyadan geçen hafta 87 yaşında göçen bir büyük adam böyle demiş, 1980'li yıllarda verdiği röportajında…
Kolombiyalı Yazar Gabrial Garcia Marquez...
Küçük bir çocukken kendisi için 'olağanüstü şeyler uyduran' ninesinden esinlenerek kaleme aldığı roman, Nobel Edebiyat Ödülü ile taçlandığında dünya kadar borcun içindedir.
'Beni bu kitabı yazarken rahat bırak' dediği karısının eşten dosttan aldığı 12 bin dolar borç vardır hemen ödemeleri gereken…
Yokluk ve yoksulluk, büyük acılar, hayal kırıklıkları, ihanetler ile yalnızlıklarıdır sanatçılara şekil veren…
Dostlarının Gabi ya da Gabito diye seslendiği Marquez için de böyledir.
Katillerin ve diktatörlerinin Latin Amerikası'nda gazetecilik yaparak geçimini sağlamaya çalışan bu büyük efsanenin zirveye giden yolu da dikenli tellerle örülüdür. O zorlu yaşam yolculuğunda Paris yıllarını şöyle anlatır:
- Paris dönemim, önemli ama mutlu sayılamayacak günlerdi. Günlük mucizeler yaşıyordum. Çalışma hakkı olmayan bir yabancıydım. Dili doğru dürüst konuşamıyordum, para için boş şişe topladığım oldu. Meteliksiz kalınca ev sahibim çatıda yaşamama müsaade etti. Burada, durmadan yazdım. 1968'de başarılı olup Paris'e döndüğümde o günleri düşündüm. Bu üç yılı yaşamasaydım muhtemelen yazar olamazdım. Kimsenin açlıktan ölmediğini ve bir köprünün altında uyunabileceğini burada öğrendim.
Ölümüyle dünyada benim gibi milyonlarca insanda 'bir yakınını kaybetmiş' hissi uyandıran Gabito'nun kalemini de 'büyülü kılan' yaşadığı çilelerdir.
Kendisiyle yapılan röportajlarının derlendiği yazıyı okuduğum sırada televizyonda yankılanan türküdeki gibi yaşanmış büyük acılarıdır, o büyük sanatçıları yoğuran…
- Ne ağlarsın benim zülfü siyahım,
Bu da gelir, bu da geçer ağlama.
Göklere erişti figanım, ahım,
Bu da gelir bu da geçer ağlama.
Erzincan yöresindendir bu türkü… Oğlu çatışmada ölen Aşık Daimi'nin eşine yazdığı bu ölümsüz dizeleri kaç yüzyılın eskitmeye gücü yeter.
Latin Amerika'da Gabito'ya 'Yüzyıllık Yalnızlık' romanını yazdıran da, Erzincan'da Aşık Daimi'ye de dinleyenlerin tüylerini diken diken eden bu sözleri yazdıran da, çektikleri acılardır. O ilhamın da ne zaman geleceği belli değildir.
Gabito'nun bir başka söyleşide dediği gibi:
'Bir an gelir, tüm engeller ortadan kalkar, çatışma biter, rüyanda bile görmediğin şeyler aklında berraklaşır. O anda dünyada, yazmaktan daha iyi hiçbir şey yoktur. Bence ilham budur.'
Yazmak, dünyanın en güzel şeyidir evet…
Yazıyorsan da koca kalabalıklarda yalnız, gece karanlığında da koca bir şehrin tam göbeğindesindir.
'Sakın benim gazeteci olduğumu söylemeyin' başlığıyla yazdığım yazıya geçen hafta verilen ödülden sonra sayısız kutlamanın arasında bir iki iğneleme gelmişti.
Kendi hikayemi özetlediğim o yazı, aslında bu mesleğin Türkiye'de içinde bulunduğu duruma dikkat çekmeyi amaçlıyordu.
Bir isyandı.
Gece başlayıp sabahın ilk ışıklarında nokta konan o yazı, koca kalabalıklar arasında 'yalnız yaşanan' isyanın harflere dönüştürülmüş haliydi.
Gabito kadar 'yalnız', Aşık Daimi kadar 'acılı' bir anda kaleme alınan yazımı ödüle layık bulanlar ile kutlayanlara teşekkürü şu cümleyle yapmak sanırım en doğrusu olacak.
'Yazmak değerli elbet ama bir okuyanın olması şartıyla…'