CHP için söylenebilecek benim de en sevdiğim söz tam anlamıyla şudur. ’“Su yükselince balıklar karıncaları yer. Su çekilince karıncalar balıkları yer.’” Ama kimse havalara girmesin, çünkü siyasette kimin kimi yiyeceğine suyun akışı karar verir. CHP’’nin içinde bulunduğu durumu, bu iki satır oldukça açık bir şekilde özetliyor sanırım. Ancak ben gazetemiz içerisindeki tarafsız yayın anlayışına hayran olduğum Sayın patronum Ümit Yaldız’’ın CHP içinde Önder Sav’’a olan düşkünlüğünü bildiğimden, benim de CHP içinde tam anlamıyla sol kanat adına yandaş olduğumdan, süreci en başından bir de benim okumam gerekecek gibi görünüyor.

Hepinizin bildiği gibi CHP içindeki büyük kurultaya ramak kala, Deniz Baykal’’a çirkin bir komplo kuruldu. Deniz Baykal bu komplonun suç oklarını AKP’’ye yönelterek, ancak parti içi düşmanlarını da göz ardı etmeyerek istifasını açıklamıştı. Deniz Baykal istifa etmeyebilirdi. Ancak Baykal istifaya resmen zorlandı. Varan 1 ’– Varan 2 gibi skandal kasetlerle onu yıpratmaya devam edileceğinin mesajı verilmişti çünkü. Bu komplonun, hükümet tarafından mı, yoksa parti içi derin güçlerce mi yapıldığı sorusu henüz ortaya çıkarılmamıştı. Ancak en büyük şüphe sinyalleri parti içerisinden geliyordu. Önder Sav, Deniz Baykal’’ın partiden istifa etmesini deyim yerindeyse ellerini ovuşturarak karşılamıştı. Yeni kurulacak düzen ’“Önder Sav düzeni’” olacaktı ve Baykal ekibinin esamesi bile okunmayacaktı. Tıpkı şimdiki yeni yapılanmada Önder Sav ekibinden esame okunmadığı gibi. Önder Sav, tüzük nedeniyle yetkileri kısıtlanacak bir döneme doğru giderken, kendini Baykal’’ın gidişiyle iyice sağlama almanın yolunu ’“ağır abi’” rolüyle göstermeye çalıştı. İkinci adam olmayı her zaman birinci adam olmaya yeğleyen Sav, bu dönem asıl amacı birinci adam olmakken, suların akışını Kemal Kılıçdaroğlu’’na mecbur bırakıyordu. Kılıçdaroğlu’’nu adayıymış gibi gösterdiğini ve bunu büyük bir övgüyle anlatarak basını ters köşeye nasıl yatırdığını gazetemize verdiği demeçten de okumuştuk. Ancak Sayın Sav, basını ters köşeye yatırırken asıl ters köşeye kendisi yatıyordu farkında olmadan. Önder Sav’’ın gizli emeli kendi genel başkanlığı olsa da, tabanda ne tipiyle ne de parti içi olumsuz hizip geçmişinden dolayı rüzgar estirmesi mümkün değildi. Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu için bir imaj oluşmuş ve bu olumlu imajı maalesef tersine çevirebilecek durumu da yoktu. Kılıçdaroğlu’’nun adaylığının engellenemeyeceğini gördüğünden, maalesef yaptığı genel sekreterlik ve MYK oluşumu pazarlığıyla ’“Kemal’’i ben seçtirdim’” imajı yaratmaya çalıştı. Beraberinde, kendisine minnettar gösterme, ’“kraldan daha çok ben kralım’” tutumu ve kendinden emin davranışlarla Baykal sonrası esas adam rolünü Genel Başkana rağmen yürütüyordu.

Öyle komplolar içindeydi ki; Kemal Kılıçdaroğlu seçim kazanma derdindeyken, oy kullanamayacağına dair gelen bilgi kağıdını bile ikinci adam sakladı. Bu durum, ülke tarihine ciddi bir skandal olarak adını yazdırdı. Önder Sav’’ın tek derdi partinin seçim kazanması değil, parti içindeki kemik yapısını koruyarak ’“iktidarsızlığının iktidarını’” sürdürmekti.
Baykal yaşadığı ihanetin acısını hiçbir zaman unutmadı. Önder Sav’’dan iki kere aynı tokadı yemiş ama son tokat daha bir ağır olmuştu. İki kere partiden gönderilip, partiye iki kere yeniden Önder Sav tarafından getirilmişti. Genel başkanları bir kukla olarak gören Sav’’ın Kemal Kılıçdaroğlu’’ndan bu tokadı hak ettiği bir gerçektir. CHP’’nin ihanetlerle dolu tarihinin altında Baykal’’ın değil, sayfalar aralanınca perdenin arkasındaki mimarın kim olduğu alenen görülüyordu.
Tabi bizim halkımız her zaman yazılana ve söylenene bakar. Kim ne derse inanır. Bizim gazetemizdeki bazı yazıları okuduğunuzda da ’“Önder Sav haklı’” diye düşünürsünüz. Ancak bu gazetede sağlanan demokrasi bilincini, keşke Sayın Önder Sav da parti içerisinde sağlayabilseydi.
Dün Kemal Kılıçdaroğlu için tehditvari konuşan, onun ipini çekmekle tehdit eden Önder Sav, Baykal’’ın başına gelenler konusunda direk şüphe uyandırmıyor mu? Nerede kaldı siyasi ahlak?Bir koltuk için Genel Başkanını tehdit edeceksin, 70 küsür yaşında adamsın ama gençleşmeye karşısın, yenilenmeye karşısın, yeni açılımlara karşı duracaksın, iki dudak arası sen-ben-bizim oğlan yürütecek partiyi, sonra kendi istediğin olmayınca, ’“kurultay istiyorum, bu parti saltanat partisi olmayacak’” diye bağıracaksın. İşte böyle bağırtırlar adamı Sayın Önder Sav. Baykal bile sizin kadar çığlık atmadı. Tam bir devlet adamı kimliğine yakışır şekilde sessiz sedasız kenarda durmasını bildi. Şimdi de Kemal Kılıçdaroğlu’’nun asla karşısına çıkmayacağını açıkladı.
Kemal Kılıçdaroğlu öyle haklı bir noktada ki, hem partiyi siyasi ahlaksızlıklardan temizledi, hem halka açtı, hem de gençliğe önem verdi. Bu yeni yönetimden de belli değil mi?Burada Alaattin Yüksel’’in halkçı ve devrimci duruşunu nasıl da gösterdiğini, onu hiç de yanlış tanımadığımızı bir kere daha ispatlamış olduğundan dolayı ayrıca tebrik etmek istiyorum.
CHP’’de bir devrim başladı. Geçen yazımda söylemiştim, artık heyecan istiyoruz bu partide diye. İşte heyecan başlıyor. Geleceğin iktidar partisini kesinlikle görüyorum. CHP’’li olmadığım halde CHP’’ye ilk defa sıcak bakıyor, soldan yana Atatürkçülüğün dogmatik olmaktan öte; devrimci ve halkçı, yurttaş varlığına sahip çıkan anlayışa sahip çıkacağından eminim. Kürtler, Ermeniler, Azeriler, Arnavutlar, Çerkezler, Sünniler ve Alevilerin; bu ülkede din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın eşitliğinin teminatı olacağına yürekten inanıyorum.
Şimdiye baktığımızda ise yeniden kurultay sürecine girildiği gözüküyor. Elbette parti içinde saltanat delege hakimiyeti olan Önder Sav ile Kemal Kılıçdaroğlu yeniden karşı karşıya gelecek. Belki de el sıkışmak zorunda kalacak. Ancak umarım ve dilerim ki, Kemal Kılıçdaroğlu bu partiyi derin dinozor kılıklı, kozmik tipli adamlardan temizler.