Hüseyin Çelik’’in sözleriyle yeniden gerilme noktasına gelen AK Parti ve İzmir ilişkileri üzerine konuşmaya devam’…’¶
Meseleye pek çok açıdan bakmak mümkün’… İlişkinin tarihsel sürecine baktığımızda AKP-İzmir ilişkisinin iyi başlamadığını ve devamında da iyi yönetilemediğini vurgulamak gerekiyor.
En azından son yarım asırda siyasal tercihleriyle Türkiye’’nin iktidarını belirlemiş olan İzmir, AKP’’nin iktidara geldiği 2002 seçimleriyle birlikte siyaseten yalnız kalmış, AKP’’yi kabullenmemiştir. Hatta öyle ki, 2002’’de AKP, henüz altı aylık bir parti olan Genç Parti’’nin bile gerisinde kalarak İzmir’’de ancak üçüncü olabilmiştir.
Bu tablonun en önemli nedeni İzmir’’in ’‘uçlara prim’’ vermeyen, merkez demokrat yapısıdır. İzmir’’i ’‘solun kalesi’’ olarak tanımlayanlar da bu açıdan yanılmaktadır. Çünkü İzmir demokrasinin, çok sesliliğin kalesidir. Meseleye sağ-sol paralelinden bakacak olursak da İzmir yakın zamana kadar ’‘sağın kalesidir. Ama merkez sağın’…
Demokrat Parti, ANAP, DYP gibi partiler, halkın teveccühüne mazhar olmuş, CHP-DSP-SHP gibi siyasi partilerin oyları toplamı ancak yüzde 40’’larda kalmıştır. Son 30 yılda bile iki dönem Burhan Özfatura gibi sağcı bir isim belediye başkanı seçilmeyi başarmıştır İzmir’’de’… Merhum Başkan Piriştina’’nın DSP’’den başkan seçildiği seçimde bile ANAP-DYP’’nin yarışması, oyların bölünmesi solu iktidara taşımıştır İzmir’’de’…
İzmir’’de iktidara gelen sol bile ’‘uç sol’’ değildir. İzmir’’in demokrat kimliği uç sola da uç sağa da pirim vermemiştir. Sağda MHP, Refah Partisi gibi en sağdaki partiler İzmir’’de uzun süre yüzde 10’’u bile geçemezken, uç solda tanımlanan partiler de hiçbir dönem istediği oyu bu kentte bulamamıştır.
Gelelim İzmir’’in CHP’’nin kalesi haline gelişine’… AKP gibi ’‘milli görüş’’ geleneğinden gelen, çekirdeğinde ’‘uç sağ’’ isimlerin bulunduğu siyasal hareketin başlangıçta Türkiye’’de iktidar olurken, İzmir’’de ancak üçüncü parti olabilmesi, merkez demokrat kentin bu siyasal hareketten korktuğu şeklinde açıklamak mümkün.
Evet. İzmir AKP’’den korkmuştur. İşin garip tarafı korkmaya da devam etmektedir. İzmirli AKP’’nin ’‘ılımlı İslam’’ politikasını yaşam biçimine tehdit olarak algılamıştır. CHP ise Deniz Baykal’’ın izlediği politika ile merkeze yaklaşmış, AKP’’yi ’‘korkulması gereken’’ siyasal bir hareket olarak tanımlayıp, geçmişte merkez sağa giden seçmeni avlamayı/devşirmeyi başarmıştır. En azından İzmir gibi demokrasinin, hoşgörünün başkenti olan bir kentte yaratılan AKP korkusu tutmuş, özellikle dikey yapılaşmalarda kümelenen merkez demokrat seçmen korkuları üzerinden CHP’’ye tutunmuştur.
AKP’’li siyasetçilerin acemi eylem ve söylemleri korkuyu büyütürken, İzmir-Ankara arasında düzgün bir iletişim köprüsünün bir türlü kurulamamış olması, kenti gittikçe CHP’’nin kalesi haline getirmeye yetmiştir. Baykal’’ın laiklik ve cumhuriyet üzerinden körüklediği korkunun yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’’nun ’‘rozetsiz’’ siyaseti, seçmeni CHP çatısı altında tutmaya yetmiştir.
Sonuçta İzmir, demokratik, laik Türkiye Cumhuriyeti’’nden prim vermiyor, ülkeyi yöneten AKP’’yi bu ilkelere ve de kendi yaşam tarzına bir tehdit olarak algılamaya devam ediyordur.
Burada CHP’’nin izlediği usta siyaset kadar, AKP’’li siyasetçilerin izlediği acemi siyasetin de rolü bana göre büyüktür.
Başbakan Erdoğan’’ın ’‘gavur’’ imasını bile anlatamayan AKP’’nin İzmir’’deki siyasetçileri, ceylan derisi koltuklarına tutunma, bürokraside kadrolaşma, ihale peşinde koşma, teşkilata bireysel olarak hakim olma kavgaları yüzünden (istisnalar kaideyi bozmamakla birlikte) kentle bütünleşememiş, kent dokusuna hakim olamamıştır.
Ancak hükümetin ekonomik, sosyal, eğitim ve sağlık alanındaki olumlu performansı, İzmir’’e yönelik hizmetleri, partinin vitrinindeki merkez sağ hatta sol gelenekten gelenlerin yaydığı enerji, AK Parti’’yi İzmir’’de yüzde 30’’luk bir seçmen tabanına oturtmayı başarmıştır.
2004 yerel, 2007 genel ve 2009 yerel seçimlerinde AK Parti İzmir’’de yüzde 30 oy alarak (aslında üç İzmirliden biri) hatırı sayılır bir rakama ulaşsa da CHP’’nin aşırı yükselişi, (hormonlu büyümesi) merkez sağ, demokratik sol kesimleri devşirmeye devam etmesiyle yüzde 30 başarı olarak yorumlanamamıştır. Uzun lafın kısası AKP, ağzıyla kuş tutsa İzmirlinin önyargı, korku duvarlarını aşamazken, CHP odunu koysa seçtirecek noktaya gelmiştir İzmir’’de.
İzmirlinin büyüyen tek korkusu laiklik, cumhuriyet de değildir aslında. Ayrılıkçı Kürt siyaseti, tırmanan terör ve bölünme tehdidi ve altı doldurulamayan açılımlarla yaşanan toplumsal gerginlik de kent siyasetinde ulusalcı CHP’’yi büyüten önemli bir faktördür. MHP’’nin yüzde 14 gibi tarihinin en büyük rakamına ulaşması, ulusalcı CHP’’nin yüzde 50’’yi geçmesi, İzmir’’i silip süpürmesi başka türlü açıklanamaz kanımca.
Kent siyasetinin en azından bizzat şahit olduğum son 10 yılı yuvarlak cümlelerle böyle özetlenebilir.
AKP korkutmuş, CHP korkuyu büyüterek kucaklamış’… İşte geçmişte Başbakan Erdoğan, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Bülent Arınç, Melih Gökçek gibi ’‘sivri’’ isimlerin söylemleriyle gerilen, korkan ve kendini adeta özerk bir cumhuriyet gibi görmeye başlayan İzmir, son olarak Hüseyin Çelik vakasında böyle bir süreç yaşamaya aday. Referandumda yüzde 37’’lik ’‘evet’’i AKP ya da AKP’’ye sempati ile bakan kesim gibi görürsek, ’‘sümüklü İzmir’’ söylemi ile en az yüzde 5’’lik bir erime şimdiden yaşanmıştır bence.
Çelik’’in ağzından dökülen, nezaketten yoksun, kaba cümlelerin taşıdığı doğruluk değerinden çok kente yönelik AKP hakareti, ’‘gavur İzmir’’in devamı olarak algılanması bu yüzdendir. İzmirli seçmen cephesinden bu, elde edemediği ciğere murdar diyen kedi ya da elde edemediği kadın hakkında dedikodu üreten zihniyet olarak tanımlandı bile şimdiden. Paramparça olan CHP bir anda kendine geliyor, siyasete soyunan ya da siyasi sorumluluğu artan Büyük Başkan Aziz Kocaoğlu bile yaklaşan genel seçimler öncesi, kenti yeniden aynı noktaya, CHP’’ye kanalize etmeye dönük önemli bir argüman buldu.
İsterdim ki İzmir, siyasal tercihini AKP’’den korktuğu, AKP’’lilerce korkutulduğu için değil CHP’’nin, CHP’’li yerel yöneticilerin başarılı politikalarıyla şekillendirsin. Sonunda CHP’’nin kalesi olmayı bilinçli olarak tercih edecekse de etsin. Ama öyle olmuyor. AKP geçmişten, dünden ders almazken, CHP ’‘odun koysam seçerler’’ rahatlığıyla bugün tartışılan noktaya geliyor.
Merak ettiğim şu’… AKP’’nin korkuttuğu, CHP genel merkezinin ’‘sola kayarak, Diyarbakır’’a uzanarak, Pensilvanya’’ya yeşil ışık yakarak’’ soru işareti bıraktığı demokrat İzmir, önümüzdeki genel seçimde hangi tavrı alacak?Nereye gidecek?
Hüseyin Çelik’’in ’‘Nurtopu gibi ama’…’’ diye devam eden cümlesindeki ’‘Sümüklü Çocuk’’ benzetmesi işte bu yüzden talihsiz bir açıklama’… Bu nedenle ’‘gavur İzmir’’, ’‘arsenikli İzmir’’ gibi yanlış İzmir politikasının devamı’… Geçmişte ’‘AKP’’li olmaktansa arseniği sek içerim’’ tavrı koyan İzmirli, bu tür eylem ve söylemlerin gölgesinde, ’‘AKP’’li olmaktansa, sümüklü kalmayı yeğlerim’’ diyenlerin kenti mi olacak?
Yoksa AKP, kentin genlerindeki nezaketten/incelikten bihaber, kaba siyasetçilerini İzmir’’den uzak tutup, kentin dilini konuşan yerli yani İzmirli isimleri öne çıkarıp, Ankara-İzmir arasındaki iletişim köprüsünü yeniden mi inşa edecek? Açıkçası ilk adımı İzmir il başkanlığında atabilir AK Parti’… Öyle bir il başkanı atar ki bu isim hem kenti sakinleştir hem de Ankara-İzmir arasında sağlıklı bir iletişim köprüsü olur.
Çünkü Ankara-İzmir kavgasından zararlı çıkan hep İzmir oluyor. Siyaseten CHP kazanıyor belki. Ya da pek çok CHP’’li ekonomik açıdan da kazançlı çıkıyor. Ama dev hizmetleri Konya, Kayseri, Bursa hatta Denizli kaparken, İzmir giderek içe kapanan, giderek ötekileşen, ötekileştirilen, gerileme sinyalleri veren sıradan bir kent olmaya devam ediyor.
DEVAM EDECEK’…