Toplumumuzun, fazla dikkat etmediği ve şekil yönüne bakmadan, normal olarak kabul ettiği bir garabet daha ortadan kalkıyor.’¶
Evet garabet diyorum; çünkü, hiçbir modern toplumda uygulaması yok artık.
Bundan on bir yıl önce idi.
(Yanıltıldığım için) çok kısa bir süre için TBMM Başkanlığı için aday olmuştum.
Bir televizyon programında, başkanlığa seçildiğim takdirde TBMM’’de (şekil), görüntü ve kurumun işleyiş biçiminde yapmayı tasarladığım değişiklikleri uzun uzun anlattım. Anlatımım içinde TBMM’’nin korunmasının askerden alıp polise vermek istediğimi söyledim. O zamanlar askerin yalakası olan bir TV çalışanı ’“Vay sen nasıl Atatürk döneminden beri devam ede gelen bir uygulamayı kaldırmayı düşünürsün’” diye TV programlarında gayet müstehzi konuşmalar yaptı.
Benim düşüncem, Atatürk döneminin uygulamalarına karşı imiş.
Tabi bu kimse, efendisi olan asker (küçük bir rütbeli) bir kişiden talimat almıştı.
Bu kişi hala körü körüne yalakalığa devam etmekte.
Benim söylediğim ne idi?Bir görüntü değişimi idi.
’“Turistin, yabancının; parlamentomuzu şeklen kendi ülkesindeki normlarda görmesi’” istemiydi. Dünya demokrasilerinde böyleydi.
Bu konuyu Atatürk uygulamalarına bağlayan bir yalakalık çok bayağı kalmıştı, statükoculuktan başka bir şey değildi.
Atatürk bir statükocu değildi, onun fikirlerini bugüne uyarlamak önemlidir.
Şunu sormalısınız:
’“Atatürk bu soruna nasıl yaklaşırdı?’”
Sorunun cevabını doğru bulduğunuzda bir ekol sahibi olursunuz.
Atatürk kendi döneminde kabine üyesi olan Genelkurmay Başkanı’’nı hükümetten ayırmış ve Milli Savunma Bakanlığı’’na bağlamıştı.
Gerekçesi, ’“hükümet siyasi kararlar alır, asker siyasetin dışında olmalı’” idi.
Tarihi şöyle bir çevirin, onun döneminde siyasi demeçler veren bir askeri yapılanma var mı?Yok. Asker kışlasında ve sayı olarak da bugünkünün beşte biri idi.
Ben eminim ki, Atatürk yaşasa idi orduyu ateş gücü yüksek, şimdiki büyüklüğüne oranla daha küçük, siyaset dışı bir güç haline getirirdi.
Mevcut TBMM Başkanı, benim 11 yıl evvel söylediğim bir değişimi, bugünlerde hayata geçiriyor, yani bundan böyle Meclis içinde bir kışla olmayacak, Meclis’’i Batılı ülkelerde olduğu gibi (asker değil), polis koruyacak.
Dış güvenlik unsuru olan bir kurumu, iç güvenlikte kullanmamak lazım.
Yıllardır söyleyip yazdığım gibi, Güneydoğu probleminin güvenlik bileşenini askeri değil, bir iç güvenlik sorunu şeklinde görüp, polisiye vak’’a olarak ele alsaydık; bugünkü gibi kompleks bir durum ortaya çıkmazdı.