Yıl 1964, Aralık ayı, ben Londra Üniversitesi Imperial College’’da doktora yapıyorum.
Bu kolejde çeşitli Müslüman ülkelerden 29 öğrenci var. Bu arkadaşlarla ’“bir dernek kuralım, adı da Islamic Society olsun’” denildi.’¶ Galiba ben en kıdemliydim. Beni başkan, Nijeryalı bir arkadaşı da başkan yardımcısı seçtiler.
Seçim yapıldı, üyelerin ilk istediği, ’“biz Cuma namazını nerede kılacağız?’”
Parlak fikir, ’“kolejde bir yer tahsis edilirse, burayı mescide çevirir, içimizden biri de Cuma namazı kıldırır’” şeklinde oluştu.
İş bana havale edildi. Ben bir imkansızı başarma görevini almıştım, çözebileceğimi düşünemiyordum.
Ben ve yardımcım Dekan’’a çıktık, ezile büzüle lafı adeta geveleyerek, büyük bir sıkıntı içinde, kendisine ’“küçük bir odacık olursa, 29 öğrenci Cuma günleri namaz kılacak’” dedim.
Dekan, dernek kurmamızı tebrik etti. Bize de başarılar diledi. Ayağa kalktı, ’“hadi gidelim, mescit olabilecek yerlere bakalım’” dedi. Üç yer gösterdi.
Dekanın teklifine afallamıştım; gösterdiği üç yerden en küçüğü için, ’“tahsis edebilir mi’” diye sordum.
’“Bu istediğin yer 29 kişi için rahat bir ibadet yeri olmaz, sayınız da artabilir. İçine yapacağımız tadilat boşa gider’” dedi ve gösterdiği yerlerden en büyüğünü bize tahsis etti. Bana dönüp ’“buranın ibadet yerine dönüştürülmesi için yapılması gerekenleri bir liste halinde ver, ben de bunları yaptırayım’” dedi.
Evet, Dekan mescidimizi halı ile döşetti, hutbe okutmak için yüksekçe bir yer yaptırttı. Bir tuvalet ve abdest almak için iki musluklu bir yer düzenledi.
Bildiğim kadarıyla, Dekan iyi bir Hristiyan’’dı, hükümetin de teknoloji danışmanı idi. Üniversitenin sağında ve solunda 2 adet anıtsal katedral vardı.
Londra’’nın göbeğinde bir üniversitenin içinde bize mescit tahsis edilmişti.
Türkiye’’de bir imkansızı, Londra’’da görmüştük.
Bu anımı yazmamın sebebi, Heybeliada Ruhban Okulu’’nun açılma tartışmalarının sürüp gider olmasıdır.
Bu okulu Osmanlı açmış, Cumhuriyeti kuranlar devam ettirmiş. Ama 70’’li yılların başında bazı gayretkeşler, küçük bir azınlığı tatmin etmek için bu okulu kapatmıştır.
Ruhban Okulu, bir yüksek okul, evveli de İmam Hatip lisesi denilebilir.
Evet, biz Müslüman ülkeyiz. Osmanlı değil miydi, Cumhuriyeti kuranlar Müslüman değil miydi?
Kapatmakla fevkalade yanlış yapılmıştır. Bugün ’‘dinler arası’’ çatışma değil, ’‘dinlerin inançsızlıkla’’ bir tartışması söz konusu olabilir.
Bana göre, Ruhban Okulunun kapalı kalması Türkiye’’nin ayıbıdır.
Ruhban okulunun Türkiye’’ye zararı olmadığı gibi, sayısız faydaları olacaktır; din adamını yetiştirmemek, o dine yapılacak en büyük kötülüktür.
Ecdadımız bütün dinlere saygılı idi, lütfen biz de olalım.
Saygılarımla.