Bu hareketin alamet-i farikası her gün daha güzel yenilmesi… Her düştüğünde ayağa daha güzel kalkıyor bu hareket!
23 gün de 4 kez öldü Gezi… Mehmet’le, Abdullah’la, Ethem’le, Komiser Mustafa’yla öldü… 20’nin üzerinde kafa travması geçirdi, defalarca gözü çıktı Gezi’nin… Duran’la, Lobna’yla, Berkin’le yoğun bakımda hala…
Ama ‘Muktedir’in yok etmek için şiddetini hiç esirgemediği günlerde ‘düştü sanılan’ Gezi bayrağını hep kaldırdı biri…
Mizah kaldırdı önce… Duvarlar ülkeyi orantısız zekayla tanıştırdı. Ardından haksızlığın kalesinden gelen her saldırıyla bıkmadan usanmadan alay edildi. Her gülüş ayrı bir güç oldu.
Çarşı ve omuzdaşları ‘cephe’de kaldırdı… Gezi’de kurulan rüya dünyayı ve semtini can siperhane korudu.
Türkiye kaldırdı; doğusuyla-batısıyla, tenceresiyle tavasıyla…
Direne direne Taksim’i alındı… Yüz binlerin meydanına döndüğü, yüzlerce meşalenin yandığı unutulmaz gece kaldırdı.
Bir gece herkes çok gergindi, saldırı kapıya dayanmıştı. ‘Pat’ diye çıkıp gelen anneler kaldırdı. El ele tutuştular, evlatlarına el ele sahip çıktılar, yedirdiler-içirdiler ve üstlerini örttüler… Gezi’ye ve ülkeye kocaman mutluluk gözyaşları armağan ettiler.
‘Kara Cumartesi’nden 24 saat önce bayrak bir piyanoyla dalgalandı. Çünkü hiçbir kere hayat bayram olmadı ya da her nefes alışımız bayramdı, bir umuttu yaşatan insanı…
İşte o ‘Kara Cumartesi’de, insanlığın düş dünyası hunharca yıkıldı, bir sessizlik çöktü yas misali… Sendikaların yoluna set çekildi ama bir adam durarak kaldırdı bu kez bayrağı… Sadece durdu!
90 doğumlu, dünyaya nam salmış bu destansı harekette herkesin favori öyküleri var artık… Evde, işte, okulda herkes; ‘Ya asıl o değil de’ diye başlayarak, soluksuz, heyecanla hatta yaşayarak o kalbine dokunan anları anlatıyor, eşine, dostuna, ailesine… Herkes bir köşe kapmış Gezi’den!
Ben herkes gibi bir köşe kaptım tabiî ki... Gezi benim kalbime, artık yüksek seslerle dillendirilen ‘Peki şimdi ne olacak?’ sorusuna verdiği yanıtla dokundu.
Gezi o her düştüğünde mucizevi şekilde kaldırdığı bayrağını aldı, yemyeşil özgür meclislere dikti. Bu direnişin finali ne olur bilemiyorum ama vizesiyse eğer ‘Peki şimdi ne olacak?’ sorusu, Gezi benim nazarımda 100 puanlık bir kağıt verdi.
Kutlu olsun! 31 Mayıs baskını sonrası Kırmızılı Kadın’ın ülkeye bulaşan cesareti 23 günün sonunda Eski Yunan’daki Atina Devleti’ni kıskandıracak derecede demokrasi dersleri veren parklar doğurdu. Manga Carta’dan hiç aşağı kalmayan uzlaşıları var o parkların…
Birçok meydanda karşı olma hali sürse de neye karşı durduğunu onurlu bir mücadeleyle ortaya koyan Gezi, Ankara’yı da peşine takarak ne istediğini anlatmaya başladı.
Semtini, bakkalını, komşusunu yeniden keşfeden, sokaklara dönüş yapan insanlar, her akşam park meclislerinde buluşuyor. Herkesin konuştuğu, kimsenin alkışlamayıp, ıslıklamadığı meclisler bunlar…
Büyüsünü İstanbul’da yaşayan dostla yapılan sohbetten altını çizdiğim 3 anekdotla anlatayım:
Çarşı’nın gözbebeği Abbasağa Parkı’ndaki ‘sıradan demokrasi bayramlarından’ birinde seçkinci tavra karşı duruldu! ‘Diğer yüzde 50’yi bilinçlendirme’ formatına tepeden bakan hali nedeniyle set çekildi. Abbasağa, Kazlıçeşme’ye alayla bakan, sürekli makarna, kömür hatırlatmaları yapılan paylaşımlar yok olsun istiyor. ‘Hor görmeye dönüşen orantısız zeka kibirdir’ diyor ve ekliyor: ‘Çağrı yapalım, kalan yüzde 50 de buraya gelsin konuşalım’
Halk, Fenerbahçe’nin yaşayan efsanesi Alex’in ölümsüzleştiği Yoğurtçu Parkı’nda saatlerce oturdu, konuştu ve en önemlisi birbirini dinledi. Yoğurtçu Parkı bir karara vardı, ‘Anadil haktır’ dedi. Yoğurtçu sakinleri, 30 yıldır hiçbir politikacının anlatamadığı kadar anlattı derdini, 30 yıldır kimsenin birbirini anlamadığı kadar anladı birbirini…
Maçka mucizesi tam finallik… Maçka Parkı’ndaki demokrasi tutkunlarının yanına öyle olmaları umurunda olmayanların tabiriyle ‘tinerci çocuklar’, bize göre de ‘sokak çocukları’ sokulmuş… Çocuklar ‘Bu illeti nasıl bırakabiliriz?’ diye sormuşlar ağabeylerine, ablalarına… Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in iki ay önce bir soru önergesine verdiği ‘İstanbul’da 15, Ankara’da 5, İzmir ve Samsun’da 2’şer çocuk sokakta yaşıyor’ yanıtını baz alırsak hükümet onların farkında bile değil ama parkın birkaç saatlik ortamı güvenli bir liman olmuş çocuklara… Güven o kadar tam ki ‘Bizim de derdimiz var, çözün’ diyorlar…
Ne diyebilirim ki? Ben de Gezi’nin bu köşesini kaptım.