Yıllar önce Diyarbakır'da Ziraat Mühendisleri Odası'nın bir danışma kurulu toplantısı sırasında söylenen şu sözler hafızamdan hiç gitmedi. ' Türkler ve Kürtler, bir başak üzerindeki farklı daneler gibidir. Türkler ve Kürtler ayrı tarlalarda yetişmiş olsalar da aynı değirmende öğütülüp karışan buğdayların unu gibidir. Türkler ve Kürtler ayrı değirmenlerde öğütülmüş olsalar da aynı teknede yoğrulmuş hamur gibidir. Onları birbirinden ayıramazsınız.' Bu sözlerin sahibi toplantının konuğu olarak konuşan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'di. Yine aynı organizasyonda karşılaştığım bir Kürt genci : ' Türkler ve Kürtler etle tırnak gibi değil zira et ve tırnak yara bere içinde de olsa birbirinden koparılabilir. Türkler ve Kürtler birbirine yaşamsal bağlı et ve kemik gibidir.' demişti.
Bizler de siyasetçilerimiz başta olmak üzere halkın her kesiminde hep 'kız alıp verme' yakınlığını Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale'deki omuz omuza mücadelemizi vurguluyor ; 'Yaşasın Halkların Kardeşliği' sloganını sürekli işitmiyor muyuz?
İnancım odur ki yukarıdaki fikir ve söylemler kesinlikle doğrudur ve halklar kardeştir.
O halde kimle kimi barıştırıyorsunuz? Kimle kim barışıyor? Ya da bu savaş neyin savaşı?
30 yıldır akıtılan kan ve gözyaşının sebebini kime sorsanız herkesten farklı da olsa bir gerekçe çıkar. Tüm bu gerekçeler içinde ortak nokta ise bu kandan beslenen birilerinin olduğudur. Yani bu kanın akmasında payı olan aktörler ister siyasi, ister ekonomik isterse daha başka gerekçelerle bu işten kazancı, rantı olanlar değil midir? Bir kazanç ya da rant ortamının yaratılıp paylaşıldığı yapı ise adeta bir 'sektör' yapısı değil midir? İşte, bir sektörün paydaşları ise tıpkı ekonomik yapılarda olduğu gibi sektörün artık büyümediği noktalarda şekil değişikliğine giderek kazançlarını sürdürmeye bakarlar.
Artık bu ülkede asimilasyon kalmadığını söyleyen Sayın Başbakan, konu Aleviler olunca da aynı fikirde mi? Habur fiyaskosunu kim unuttu? Ya da Marksist bir ideolojiyi temel almış PKK'nın bu gün İmralı aracılığı ile gönderdiği 'Din Birliği' mesajına ne dersiniz? 'Benim için öldürme' diyen Güneydoğulu gençler vardı; sahi onlar neden sustu? Yoksa susturuldu mu?
Örnekler o kadar çoğaltılabilir ki. Esas olan samimiyet ve tutarlılıktır. Bunun göstergesi ise en başta hukuk ve adalet anlayışıdır. Yoksa hep belli aktörlerin rol oynadığı bir oyunun farklı versiyonlarını diziler halinde seyreder dururuz.
Sadece hukuk yapınız ve adalet anlayışınızın sağlamlılığı ile 'Eşit Yurttaşlık Hakkı' temelinde 'Birlikte Yaşama Kültürü' nü tesis edebilirsiniz.
Bir de yine barış söylemiyle ortaya çıkıp adeta rol kapma yarışında olanlar var ki durumları tıpkı 'Yetmez ama evet' durumu gibi. Beni bağışlasınlar ama, niyet , samimiyet ve tutarlılık değerlendirmesinde sınıfı geçseler dibi delik kovayla eski değirmene su taşımaya çalışmazlardı.
Akan kan ve gözyaşının durması artık şart. Kaygım odur ki zaten barışık olan kitleleri birbirlerine düşüren aktörler 'Barış' adı altında başka bir ayrımcılık ve kavganın kapısını aralamasın.