Mesleğim gereği yıllardır çok defa boşanmış veya boşanma aşamasında olan tarafların ortak çocuklarının teslimlerinde bulundum. Bundan 3-4 yıl kadar önce Ramazan Bayramı içerisinde annesinden alınarak babası ile görüştürülmesine yardımcı olduğum küçük Yasin' in teslimi sırasında yaşanan kareler uzun bir süre aklımdan çıkmayacağa benziyor.
Bu hikaye çocuğuna duyduğu büyük bir özlemi içinde barındıran babanın bayrama birkaç gün kala büromuza gelerek ne pahasına olursa olsun çocuğunu görmek istediğini anlatan söylemleriyle başladı. Bu söylemlerine karşılık avukatı tarafından kanunlarımızın bu türden bir görüşme talebine olanak sağladığına yönelik telkini ile bir nebze olsun rahatlayan baba büyük bir umut içerisinde yanımızdan ayrılmıştı. Boşanma davasına bakan hakim, babanın vekili olan avukat tarafından küçük Yasin ve babası arasında şahsi münasebet kurulmasına yönelik talebi içeren dilekçeyi uygun görerek bu yönde bir karar vermişti. Arefe gününde mesainin bitimine yaklaşık olarak iki saat kalmışken bir baba ve oğlu arasında bayram içinde görüşme sağlanabilmesi için birçok kişinin verdiği gayret ve özveri anlatılamayacak derecede büyük ve takdire şayandı. Görüşme yapılabilmesi için gerekli zemin sağlandıktan sonra bayramın ikinci günü sabah sıra küçük Yasin' in anneden alınarak babaya teslim edilmesine gelmişti. Daha henüz iki yaşında olan ve annesi tarafından babasından Jandarma yardımı ile alınan küçük Yasin' i şimdide polis yardımı ile almamız zorunlu da olsa bu durum az biraz canımı sıkmıştı. Evet, Yasin küçüktü. Bu yüzden yaşanan bu kareler yani almalar – vermeler, polisler – jandarmalar bence onun aklından hiç çıkmayacaktı. Belki de onun bile bilemeyeceği bir yerlerde onunla bir yitip gidecekti.
Teslim saatinde ben, icra müdürü, doktor bey ve polisler küçük Yasin' in anne evindeydik. Bizi gayet hoş bir biçimde karşılayan aile icra müdürünün teslim tutanağını hazırladığı sırada babanın küçük Yasin' e şiddet uygulandığından bahsediyordu. Bu söylemleri gayri ihtiyati dinleyen küçük Yasin konuşanlara kafasını çevirerek onları dinliyordu. Acaba Yasin söylenenleri anlayabiliyor muydu? Benim kafamda da acaba bu kadar gayreti boşuna mı gösterdik sorusu oluşmuştu. Tam o anda da anne vekili olan avukat tarafından hazırlanan dava dilekçesi aklıma geldi. Dava dilekçesinde küçük Yasin' in babayı gördüğü anda korktuğundan ve ürktüğünden bahsediliyordu. Tüm bunlar doğru ise diye yaptığım işten ötürü bütün keyfim kaçmıştı. Fakat babasının kucağına verildiği sırada Yasin' in gözlerinde beliren pırıltı ve emzikli olmasına rağmen yüzünde oluşan o gülümse ömründe hiç ağlamayan adamı bile ağlatır derecedeydi. Doktor bey, icra müdürü ve polisleri bıraktıktan sonra yaklaşık yirmi dakika süren yol boyunca benim sevk ve idaremde bulunan aracın arka koltuğunda oturan baba ve oğulun birbirlerine gösterdiği sevgi seli benim bile içimi dağlamışken o baba oğulun yaşadıklarını ve hissettiklerini tahmin bile edemiyorum. Bütün bu gördüğüm sevgi paylaşımına rağmen dava dilekçesinde babaya yöneltilen suçlamalar ve küçük Yasin' in annesi ve anneannesi tarafından baba için söylenen kötü şeyler aklımı kurcalıyordu.
Ertesi gün küçük Yasin' i anneye teslim etmek için gittiğimde yüzünü güler görünce rahatladım. Ne zamanki doktor bey küçük Yasin' i alarak anneye vermek istedi, işte o zaman ağlayan küçük Yasin, baba hakkında kafamda oluşan tüm olumsuzlukları benden silip götürdü. Aynı doktor küçük Yasin' i seni babaya götüreceğim diyerek annesinden aldığında ağlamazken anneye verileceğini duyduğunda babasından ayrılmak istemeyip ağlamıştı.
Küçük Yasin zor zahmet babadan alınarak anneye verildi. İşimiz bitmiş ve evden ayrılıyorduk ki doktor bey hepimizden müsaade isteyerek bir hikaye anlatmak istedi. Doktor beyin anlattığı hikaye de; Komutan bir askerinin her sabah eğitim sonrası ağladığını görür. Komutan askeri yanına çağırır ve her sabah eğitim sonrasında ağlamasının sebebini sorar. Asker komutanına çocuğunu çok özlediğini ve onun için ağladığını söyler. Bunun üzerine komutan askerinin çocuğuyla görüşmesini sağlar. Arkasından ertesi gün askerin eğitim sonrası yine ağladığını görür. Askeri tekrar çağırarak çocuğuyla görüşmesine ve çocuğunu sevmesine rağmen hala niye ağladığını sorar. Asker de bunun üzerine; 'Evet komutanım eksik olmayın. Sayenizde çocuğumu gördüm. Sevdim, sardım, sarmaladım. Ancak ben çocuğumu hep annesinin kucağında severdim' der.
Doktor beyin anlattığı hikaye gerçekten bu işin sonuna yakışır derecede güzeldi. Peki ya anlayan oldu mu? Umarım olmuştur. Parçalanmış ve parçalanmak üzere olan ailelerin günahını büyük ölçüde çeken yavrularımıza yazık etmeyelim. Evlenirken bin kere hatta yüz bin kere düşünelim. Her karanlık gecenin bir aydınlık sabahı olduğu gibi kara günlerinde son bulacağı muhakkaktır. Her şey gönlünüzce olsun.